Kıbrıs Kudüs yolunda, Batılılar için Kutsal Haç yolculuğu üzerinde olmasaydı, adaya birçok gezginin uğramayacağı söylenebilir.
Bir zamanlar papazlar, diplomatlar, dükler Kudüs’e yolculukları esnasında Kıbrıs’a da uğrarlar.
Hoş Kıbrıs Hıristiyanlığın ilk yayılmaya başladığı bir yerdi ama nedense bu onu pek önemli kılmamıştı nedense yoksa yanılıyor muyuz?
Ada yol üstündeydi, bir han gibi görülüyor, Kutsal topraklara çıkılmışken bir durak yeri olan Kıbrıs’a da göz atılıyordu!
Ancak bilinir ki, Kıbrıs Roma döneminde de, diğer dönemlerde de askeri bakımdan stratejik önemdeydi ve bu konumunu bugüne kadar korumuştur.
…
İyi ki bir durak yeriydi!
Böylece Kıbrıs’a göz atan gezginler bu ada hakkında çeşitli gözlemlerde bulunmuş ve birçok kitabın oluşmasına katkı sağlayarak bunlar günümüze ulaşmıştır…
…
1500’lü yılların ortasında Kutsal topraklara yolculuk yapan Jodicus De Meggen adlı bir papaz, Eylül ayında Kıbrıs’a da uğrar.
Herhalde, bugün olduğu gibi Eylül’ün üzerinde Ağustos’un etkisi henüz silinmemişti ki yazar şunları söyler:
“Yazın durum çok farklıdır. Hava, insanı çok bitkin hale getirdiği zamanlarda, sadece yabancılar için değil, yerli halk için de günün ortasında seyahat etmek çok tehlikelidir. Bu nedenle evde otururlar ve evlerinin çatılarının altında yapabildikleri en iyi şekilde güneşin öldürücü sıcaklığından sakınıp, korunurlar. Günün sonraki saatlerinde hissedecekleri bitkinliğe karşı, yemek yiyip dermanlarını güçlendirmek için, gün ağarmadan kalkarlar ve sağlıkları açısından sabahın erken saatlerinin avantajlarını kullanırlar.” (Doç. Dr. A. Atun, Milat Öncesinden Günümüze, Kıbrıs Tarihi Üzerine Belgeler, s 457.).
…
Durum bugün de aynıdır.
Modern olanaklar hayatı ne kadar kolaylaştırmaya yarasa da Kıbrıs’ta yaz aylarında yaşanan öldürücü sıcaklara kökten çare değildir.
Güneşe müdahale olur mu?
Modern hayatın olanaklarına rağmen zaman zaman hükümetlerin aşırı sıcaklar karşısında yasal önlemler alması (çalışma saatlerinin belirlenmesi gibi) durumun vahametini gösterir…
…
Sözünü ettiğimiz yazar devam eder ve der ki:
“Sıcağın ne kadar şiddetli ve fazla olduğu köylülerin büyük bir kısmının geceleri dışarıda, çıplak olarak toprak üstünde uyudukları gerçeğinden anlaşılabilir.”
…
Kapı ve pencerelerin çifte kilitlerle kilitlenmediği dönemlerde,
Evlerin, iş yerlerinin hatta sokakların ve caddelerin kameralarla gözetlenme gereği duyulmazdan önce, çok yakın geçmişe kadar insanlar bu alışkanlıklarını sürdürüyorlardı.
Köylük yerlerde damlarda, avlularda, toprak üstlerinde, ağaç altlarında vakit geçirildiği gibi,
Şehir ve kasabalarda da durum pek farksız değildi…
…
Burası,
Güneşin yazlık evi!
































