Ahali birbirinden habersizdi.
Köy, kasaba ve şehirlerin irtibatı zayıftı.
Şeherdeki politikacılar ne düşünüyorlar, ne diyorlar bunları kimsenin bildiği yoktu…
…
Bir şeyler yapılmalıydı…
…
Anamur akıllarına geldi.
Birkaç kişiyi Anamur’a gönderdiler,
Oradan radyo yayınları yapıldı Kıbrıs’a.
İşiten işitiyor, işitmeyen işitmiyordu ama ulaşan haberler kulaktan kulağa yayılıyordu.
…
Gün geldi bir takım yetkilileri yine Anamur’a çağırdılar.
Masa kurulmuştu.
Mesele radyo değil suydu.
O kadar yatırım yapılmıştı,
İşin sonuna gelinmişti,
Her şey hazırdı,
Bütün mesele suyu kim idare edecek ve yetki kimde olacak meselesiydi…
…
Kim bilir, suya egemen olmak,
Her şeye egemen olmaktı.
Yoksa ta Mars’ta neden önce su aransın?
Hani mızıkçılık çıkarırsan,
Bir kaşık suda boğulmak da mümkün…
…
Ama,
Nihayetinde kendim ettim, kendim buldum meselesidir…
…
Anamur’un sıcak iklimi yetkililerimize uygundu.
Bir Türk yetkili bizim beslemelere ilgili kitabı okumadıkları yolunda sözler söylemiş.
Üstelik üslubu da hiç hoş değilmiş.
Nihayetinde aralarından biri “Biz sizin memurlarınız değiliz” demiş…
…
Anamur’dan dönüp geldiler…
…
Bir zamanlar da görev tamamlanmış Anamur’dan geri gelmişlerdi.
Anamur Radyosu ilelebet sürdürülebilir değildi.
Sonunda düşündüler.
Bir şeyler yapılmalıydı.
Teknik adamları, mühendisleri topladılar.
Lefkoşa’da Bayraktarlığın garajında patariyalardan enerji üreterek radyo kurdular.
O koşullarda büyük bir olaydı.
Ses dalgaları gerçekten de havaya yükseliyordu.
Önce Lefkoşa bölgesi duydu seslerini…
…
Gün geldi her şey değişti.
Elektrik santralleri falan.
Ama bir türlü işler tıkırında gitmiyordu.
Tekrardan batariyalı günlere dönülmüştü sanki.
Nitekim bir vatandaş canına tak deyince bir gazeteye “Batariyaynan yaşarık” demek durumunda kalmıştı.
Üç aydır karanlıkta, engelli bir kızı ile birlikte yaşıyordu vatandaş…
…
Yıl 1973 olmalıydı.
Ahmet Mithat Berberoğlu’nun tabancayla tehdit edildiği yıllar.
O yıllarda Berberoğlu’nu Elçiliğe çağırmışlardı.
Bütün mesele seçimler için koyduğu adaylığı geri çekmesi idi.
Başarmışlar, zorla çektirmişlerdi…
…
Köprülerin altından çok sular akmıştı,
Ama Elçilik yerli yerindeydi.
Elçilerin biri gidip biri geliyordu.
Oraya birçok insanı kahve içmeye çağırdıkları gibi,
Tebligat yapmaya da çağırıyorlardı.
Bir gazetenin haberi doğruysa,
Bu kez su meselesi için çağrılmışlardı.
Her şey değişirken Elçilikte gelenekler değişmiyor muydu?
Sonuç nedir bilinmiyor…
…
Hep denir ya.
BRT Kıbrıs Türk Mücahidin’in sesidir diye.
Doğrudur.
Çünkü bu ahali batariyaynan kurdu onu…
…
İşte hepsi tek tek elden gidiyor.
Öyle ki, su verecek, ta başından nasıl alacağını düşünüyor hacı!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























