Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ayasofya meselesi

Toplum o hale gelmişti ki, islim üzerinde oturuyordu.

En ufak bir olay kuşku nedeniydi.
1948 yılında yayın hayatında olan Emekçi gazetesi bir olaydan hareketle öfkelenmiş ve yetkilileri soru yağmuruna tutmuştu.
Mesele Evkaf mallarıydı.
7 Kasım 1948 tarihli Emekçi gazetesi “Kıbrıs Türk köylüsü topraksız, pejmurde bir hayat geçirirken nasıl oluyor da halis Türk malı olan Evkaf’ın beş bin dönüm tarlası yabancıların idaresine geçiyor?” diye soruyor ve bir olayı aktarıyordu.
Buna göre, Ayasofya Camii’nin tamiri için “Antikalar Dairesi”nden para alınmış ve bu daireye cami içinde araştırma yapma yetkisi verilmişti.
Emekçi, “kanun böyledir” diyenlere karşı şunları yazıyordu:
“Zaten bütün varlığımız kanun böyledir denilerek yan gelmekle elimizden gitmedi mi? Ve eğer cami kapatılacak olursa bundan elli sene sonra Ayasofya Camii (Churc of St Sofia) diye isimlendirilmeyeceğini kim iddia edebilir. “

Emekçi gazetesinin korktuğu şey yıllar sonra gerçekleşmemişti ama,
Doğrusu Ayasofya camisinin Kıbrıslı Türkler açsından, özellikle sosyal değeri eskisine oranla çok aşınmış olacaktı.
Başkaları tarafından değil üstelik.

Emekçi gazetesi, emekçi halkın haklarını savunmak için yayın hayatına başlayan, sermaye kesimine düşman olmamakla birlikte,
Kıbrıs Türk işçi ve köylüsünün hakları üzerine yayınlar yapan, “Milli müdafaa” çizgisinde bir gazeteydi.

O yıllarda Rumlarda solcu ve sağcı siyasi yapılanmalar başlarken, Rum vatandaşlar da bu görüşler etrafında saflarını alıyordu.
Bu konuya temas eden Emekçi gazetesi o dönemki resmi şöyle çizer:
“Sağcı Rum yalnız sağcı ve reyini hakladığı Rum amelesini desteklemeğe çalışmakta, solcu Rumlar ise yine reyini bekledikleri solcu Rum işçilerini desteklemeye çalışmakta ve bu surette Türk işçi, amele, san’atkar ve hatta küçük dükkan sahipleri, küçük sermayeli tüccarlar bile yabancı unsurun bu boykotuna maruz kalmaktadırlar.”

Durum vahimdi.
Rum toplumunun sanayide, ticarette, tarımda gelişmekte olması, Türk unsuru tedirgin ediyor ve bu da iç huzursuzluklara neden oluyordu.
Belki de bu çaresizlik yüzünden aşırı milliyetçi duygular dikiş tutuyor,
“Türk’ten Türk’e” kampanyaları zemin buluyordu.
Rum cemaat yaptıklarının adını “Rum’dan Rum’a kapmayası” olarak koydu mu bilmiyoruz ama,
Resme bakıldığında, her iki tarafın da aynı durumda olduğu anlaşılıyor.

Ayasofya’nın bile elden çıkacağı dönemler yaşandı.
Sultan malları da gündemdeyken,
İster misiniz bu sefer de kapımıza St. Sofia için Lüzinyanlar,
Lefkoşa surları için Venedikliler gelip dayansın?

Neydi o söz?
Mal sahibi, mülk sahibi…