Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Gurvada Sıkışmak” ve Siyaset

Türkiye yetkilileri BM parametrelerinin çöktüğünü dile getirmeye başladılar. Bu ne kadar doğrudur? Bildiğiniz gibi BM parametreleri dediğimiz şey iki toplumlu, iki bölgeli, Federal Kıbrıs’tır. Yani 1977 ve 1979’da yapılmış Doruk anlaşmalarına dayandırılmaktadır. Güvenlik Konseyi çıkıp bu parametrelerle bu iş yürüyemez demediği sürece, BM’nin yapacağı her eksersiz bu parametrelere bağlı olarak yürütülmek zorundadır. Yani ben bu parametrelerle bu oyunu oynamam derseniz başka bir arabulucu bulmak zorunda kalırsınız. Ve bulsanız bile çıkabilecek anlaşmayı BM’den onaylatmada zorlanabilirsiniz.

Öte yandan taraflar Federasyon görüşmelerinden yorulmalarına rağmen başka mantıklı bir alternatif sunamamaktadırlar. Onun için BM Kıbrıs’ta kaldığı sürece kendi parametrelerini masaya getirecektir. Ve federasyon tezi masada durmaya devam edecektir. Öte yandan doğrudur son yapılan görüşme yönteminde çok önemli sorunlar mevcuttu. “Herşey anlaşılmadan Hiçbir şey anlaşılmış sayılmaz” prensibi birçok konunun ilgili ilgisiz ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Her konu adeta görüşme süreci tarafından rehin alınmakta ve her gün gerçekleştirilebilir birçok adım veya yakınlaşma çözüm süreci tarafından paralize edilmektedir ve devamlı ertelenmektedir. Herşey pazarlık unsuruna dönüştüğü için müzakerelerin şeffaf bir süreç içinde yürütülmesi de böylece mümkün olamamaktadır. Bu da kamuda spekülasyonu ve haber kirliliğini artırmaktadır.

Bu çöküş sonrasında Türk tarafının ortaya atılıp KKTC’yi tanıtmaya çalışması da bence nafile bir çaba olur. Öyleyse ne yapmak gerekir? Yapılacak şeyler maalesef çok kısıtlıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti normal bir ülke olarak kabul edildiği sürece Kıbrıs’taki mevcut durum aynen devam edecektir. Kıbrıs Türkü’nün şu aşamada tek yapacağı şey, mevcut sürerdurum çerçevesi içerisinde yapacağı bazı kısıtlı manevralardır. Çünkü Kuzey ancak Rum tarafı isterse tanınabilecektir. Onlar da böyle birşeye girişmeyecekleri için her türlü tanıtım girişimi sonuçsuz kalmaya mahkümdur. Yani önümüzde duran soğuk gerçek bize kendi irademizin tek başına geleceğimizi belirlememize yetmeyeceğini bangır bangır söylemektedir. “Federasyon tezi” de, “ayrı devlet tezi” de Rum tarafının olurunu gerektirmektedir.

Öyleyse bu aşamada Kıbrıslı Türklerin yapabileceği, ya sonu gelmez “bütünlüklü çözüm” görüşme süreçlerine geri dönmeleri veya format değiştirerek “adım adım” formatına geçmeyi denemeleridir. Rum tarafı diretir ve ben bu “adım adım” oyununu oynamam derse o zaman, tek taraflı kuzeydeki sürerdurumu dönüştürerek en azından yaşadığımız yeri daha yaşanılabilir bir hale getirmeketen başka çaremiz kalmayacaktır. Bu da kuzeydeki sürerdurumun aktörlüğünü üstlenmekle olacaktır. Bu Türkiye’ye rağmen kolay mı? Hayır değil ama imkansız da değildir. Onun için bir taraftan Rum tarafıyla istişre durmunu bozmadan diğer taraftan Türkiye ile masaya oturmamız gerekmektedir.

Kıbrıs paradokslar ülkesidir, hayatımız çelişkilerle doludur. Bu çelişkileri durma göre kendi çıkarlarımızı korumak için birer taktik olarak yıllardır kullanmayı öğrendik ama artık, sadece hınzır taktikler üreten madun veya rehine bir güruh olmaktan çıkıp strateji üreten bir proaktif topluma dönüşmeliyiz. Onun için sıkıştığımız yerin bir eşik veya araf olduğunu görerek hareket etme zamanımız gelmiştir. Kendi irademizin sınırlarını bilerek ama bu sınırlanmış iradeyi göstererek yapabileceğimiz şeyleri de yapmamak için özür olarak kullanmaktan vaz geçerek, siyaset yapmamızın zamanı gelmiştir.

Bunu yapmak ileride ortaya çıkacak her hangi bir çözüm fırsatını engelemeyeceği gibi aksine kolaylaştırıcı bir etki yaratacaktır veya en azından öyle bir fırsat çıkana kadar daha insanca yaşamamıza neden olacaktır. Bu arada kuzeyi dönüştürme demek sadece memur maaşlarını artırmak anlamına gelmemelidir. Kuzey’deki etnik demokrasiyi daha çoğulcu bir demokrasiye çevirmek; Mal tazmin komisyonunu hızlandırmak, aramızda yaşamak isteyen Maronitlerin insan haklarını düzenlemek; Maraş’ın yasal sakinlerine açılmasını sağlamak; öte yandan çevreye sahip çıkmak, çalışma koşullarını daha yakından takip etmek, sağlığa, eğitime el atmak, sosyal adaleti geliştirmek anlamına gelebilmelidir.

Yani Kıbrıs Türk toplumu Kıbrıslı deyimle “gurvada kısılmıştır” (köşede kısılmıştır). Rum tarafı bu sorunu gerçekten çözmek için yakın zamanda masaya gelmezse, biz tek taraflı adımlar atarak hem onlara dostluk elini uzatmaya devam etmeli, hem de kendimize her açıdan bir çeki düzen vermeliyiz,  ve bunu yaparken de her halde Türkiye ile sıkı bir şekilde müzakereye girmemiz gerekecektir. “Kapsamlı çözüm” süreci çöktüğüne ve “ herşey analşılmadan hiç bir şey anlaşılmış sayılmaz” prensibi ortadan kalktığına göre bizim “gurvadaki” sıkışıklığımızı ancak “gurva” siyasetiyle aşabileceğimize inanıyorum. Yani gerek karşılıklı gerekse tek taraflı adımlar atarak kuzeydeki bu “gurvayı” düzenleyerek, cendereden belki kurtulabileceğiz.