
Yıllar geçti…
Yaralar iyileşti,
Kabuk bağladı acılar…
Gidenler çekti gitti,
Kalanlar kalakaldı…
Kaldığı yerden devam etmek adına
Zamana hep meydan okudu
…..
Eski evin bahçesinde buldu kendini
Her tarafı ot kaplamıştı
Üzerlerine basa basa ilerledi kapıya
Cebinden çıkardığı paslanmış anahtarla açtı kapıyı
Kapının gıcırtısı öyle acıydı ki
İçi ürperti…
Usulca girdi içeriye,
Bir zamanlar çocuk seslerinin etrafı inlettiği salona ilerledi.
Hoş bir tebessüm yüzünde…
Birkaç adım ilerledikten sonra mutfağa geçti.
En keyifli an’ların paylaşıldığı
En lezzetli yemeklerin yendiği
Kahkahaların kulakların pasını sildiği
Huzur dolu bir köşe idi.
Yukarıya yöneldi
Yavaş yavaş merdivenleri çıkarken hoş bir seda kulağında
“İyi geceler” nameleri sıra sıra
Gecenin yalnız karanlığına inat
Huzurla kol kola.
İki damla yaş süzülüyor yanağına,
Geçmişi yıkamak adına…
Tozlu ve nem kokusuna inat
Güllerin kokusunu hissediyor burnunda.
Duvarda asılı duran eski bir fotoğrafta can buluyor
Geçmişten bir parça kopup yüreğine konuyor
Hatıralar canlanıyor zihninde
Canlandıkça umut oluyor yürekte.
Ama,
Nafile!…
Gideni kim geri getirebilir ki
Ne zaman…
Ne bekleyiş…
Titreyen dudaklarına,
Pervasızca ıslatan bir damla dokunuyor…
“Hep ayrılık senfonisi hayatım!” diye mırıldanıyor;
Ey sıcacık yuvam!
Yaşanmışlıklarımın en değerlisi
Mutluluğumun mabedi
Vedalarımın tanığı
Umutlarımın yoldaşı
Bir kez daha,
“Elveda!”
































