“1940’larda Lefkoşa, nüfusu yaklaşık 35,000 olan bir kentti. (1946 sayımından Lefkoşa’nın nüfusu 44,500 olarak saptanmıştı.)
Bu, nüfusun şöyle böyle üçte birini oluştururdu.
Türkler, savaş dolayısıyla Kıbrıs’a sığınan yüzlerce Polonyalı’yla diğer Avrupa uluslarından mülteciler ve İngiltere İmparatorluğu’na bağlı ülkelerden gelen çeşitli ırk ve dindeki askerlerle kent, içinde birçok dillerin konuşulduğu bir Babil Kulesi’ne dönüşmüştü.
Kent kalabalıklaşıp yaşam hareketlendiği gibi, Türk mahallelerine kadar yayılan kabareleri, barları, sinemaları ve diğer yerleri ile Lefkoşa, birden canlı bir eğlence merkezi de oluvermişti.
Bir dünya savaşının içinde olunmasına rağmen, savaş uzaklarda çakan şimşekler gibi görülen, duyulan ama yaşanmayan bir olguydu Kıbrıs için…”
…
Bu satılar rahmetli Haşmet Muzaffer Gürkan’a ait.
O günler savaş günleriydi ama belli bir canlanma olmuştu.
Doğrusu, 1974’ten hemen sonrası gibi.
Savaşın etkileri sürüyordu ama aniden kalabalıklara gömülmüştü memleket ve giderek artıyordu.
…
Dünya savaşı kendi zenginlerini de yaratıyordu.
Aynı yazar şöyle yazar:
“Ellerinde çeşitli mallar kısılanlar akşamdan sabaha zengin olmuşlar…”
…
74’ten sonra da öyleydi.
Bakardınız,
Sabahtan akşama, akşamdan sabaha yani.
Mantar gibi dediklerinden.
Ansızın binalar kalkardı.
Tanıdık kişiler, el arabası sürerken, Mercedes’lere biner olurdu.
Sabahtan akşama…
…
Birinci dünya savaşı, çok dilli, çok dinli ve ırk açısında çok uluslu bir kent haline getirmiş Lefkoşa’yı.
74’ten hemen sonra ise durum farklıydı Lefkoşa’nın bir yarısında.
Hayat tek dilli bir hal almıştı.
O döneme kadar ahali üç lisan bilirken, artık tek dile dönüş yapılmıştı.
Lefkoşa sokaklarını gezen tek tük yabancıları, neredeyse sadece papağanlar anlıyordu.
…
Ama daha sonra bu tek dillilik kırılacaktı.
Ufaktan da olsa birçok ırk karışacaktı yine aramıza.
…
O dönemler Lefkoşa’nın Rum, Türk toplam nüfusu 35 bin.
Şimdi sadece Kuzey Lefkoşa 60 bin küsur.
Lefkoşa’ya bağlı yerleşimlerle 100 bin kadar.
…
İkinci dünya savaşı bittiğinde herkes mahallesine çekilmişti.
Zaten 1960’ta da İngiliz tüylü şapkasını alıp ayakkabısını da burada bırakarak gitmiş gibi yapmıştı.
Nüfus normale dönmüş sayılırdı.
…
Sadece savaş ortamı değil,
Anlaşılıyor ki çözümsüzlük ortamı da ekonomiye, canlı kanlı bir yaşam tarzına yarıyor.
Lefkoşa nüfusunun bu kadar artmasının sebebi nedir?
Bunun nedeni çiftleşmek olamaz herhalde.
Bu açıdan bakılınca ve cemaatin camilerin dışına taştığını hesaba katınca,
Ve Lefkoşa Belediyesi bir çorba çeşmesini ortadan kaldıracak iradeye sahip değilse,
Vakıflar tarafından yatırlara konan Allahın bir tabelasını kaldıracak kadar yetkisi olan biri yoksa,
Çözüm de kendi irademize bırakıldı demektir…
































