Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Lefkoşa’yı Lefkoşa Yapmak

Ahmet Okan
Ahmet Okan

(“Belki İstenilen Süratte Olmayacak Ama Olacak”)

Ayasofya’da bir kahvede oturduk.

Oturduğumuz yer bir zamanlar medreseler bölgesiydi.

O medreselerden birkaç duvar kaldı geriye.

Bilinmedik insanlar geçmekte sağımızdan solumuzdan…

Ayasofya meydanında nostaljik duygular besler insanı.

Rüzgar orada bir başka eser, yapraklar bir başka titreşir sanki.

Kahvelerimizi yudumlarken, meydana boydan boya bakarken, bir gün gelip Sarayönü Meydanı gibi özelliğini yitireceği korkusuna kapıldım.

Burası da meydan olma durumundan çıkar ve bir kargaşanın hakim olduğu bir bölgeye dönüşür müydü?

Zaten bizim de konumuz bir yerde “dönüşüm”dü…

Prof. Dr.Fatih Rıfkı uzun yıllar Amerika’da kalmış, akademik kariyerini orada tamamlamış, çoluğunu çocuğunu orada yetiştirmiş mimar bir arkadaşımız.

Bir yıllığına Kıbrıs Üniversite’sinde görev yapmak için adamızda bulunan Fatih Rıfkı ile Lefkoşa üzerine bir sohbette bulunduk.

Her yıl memleketi Kıbrıs’a gelmeye özen gösteren Fatih Rıfkı, bir akademisyen olarak Lefkoşa’ya nasıl bakıyordu?

Bu kadim şehir nereden nereye koşuyordu?

Geçirdiği değişimler nelerdi?

Bundan sonra neler yapılabilirdi?

Gençlik yıllarını Lefkoşa’da geçiren ve Lefkoşa Türk Lisesi’nde okuyan Fatih’in görüşlerini almak için mekan olarak Ayasofya Meydanını seçip, kahvelerimizi de orada yudumlamaya karar vermiştik.

Bir ikindi vaktiydi ve güneş batıya doğru iyice ilerlemiş,  Ayasofya Camii’nin geniş ve kaba gölgeleri ayaklarımıza kadar düşüyordu.

Değerli mimar arkadaşımız “gentrification” diye bir kavram ortaya atarak bunun üzerinde durmak istediğini söyledi.

Bu kavram kentlerin “nesilsel dönüşümü” ile ilgiliydi.

Bu çerçevede “şehirlerin de bir hayatı vardır” diyen Fatih Rıfkı, şehirlerin fiziksel özellikleri yanında bir şehirdeki nüfusun sosyal özelliklerinin de kentlerin değişiminde etkileri olacağını belirtiyor.

Bu etkilerin en önemlisinin emlak değerleri ile ilgili olduğunu belirten dostumuz, surlar içi Lefkoşa’nın günümüzdeki emlak değerlerinin düşük olduğuna dikkat çekiyor, bunun nedenlerinin bu bölgelerde yaşayan nüfusun özelliklerinden kaynaklandığını anlatıyor.

Daha gerilere giderek, bir dönem varlıklı ailelerin Arabahmet bölgesinde toplandığına dikkat çeken Rıfkı, daha sonraları bu kesimin bölgelerini terk ederek Köşklüçiftlik ve Kumsal bölgelerine yerleştiklerine, bunun arkasından söz konusu bölgeye önce Kıbrıs’ın kırsal alanlarından gelen Kıbrıslıların, daha sonraki dönemlerde meydana gelen değişimler nedeniyle de TC kökenli, Pakistanlı hatta Hintli nüfusun yerleştiğine dikkat çekiyor.

Buradaki nesilsel dönüşümün istenildiği gibi olmadığını belirten Fatih Rıfkı, Arabahmet bölgesi ile Samanbahçe bölgelerini ısrarla örnek göstererek, nesilsel dönüşümün istenildiği süreçte olmaması nedeniyle surları içi Lefkoşa’nın bugünkü durumda olduğunu söylüyor…

Peki neydi normal yaşanması gereken süreç?

Fatih Rıfkı’nın anlattıklarından anladığımız, bir kenti oluşturan nüfusun veya o ülke insanların devamı olan yeni nesillerin bu tür yerleşim yerlerine ilgilerinin yoğunlaşması ve kentin fiziksel özelliklerini koruyarak ona yeni hayatlar vermesidir.

Aslında bu doğal nesilsel dönüşe bugün için örnekler vardı ve Fatih dostumuz da bu örnekleri görerek, yeni nesilden umutlu olduğunu belirtiyordu bize…

İleri ülkelerde ünlü çevrelerin korunması gereken yerleşim yerlerine yerleşmeğe  özen gösterdikleri, bu nedenle nesilsel dönüşümün bu gibi yollarla hızlandığı da bu kavram etrafında konuştuklarımız arasındaydı.

Burası Kıbrıs’tı.

Hatta bir yarısı KKTC.

Hangi süreç kendi güzergahında sağ salim gelişebilir ki?

Bir bakarsınız falanca yerde falanca yerden gelen nüfus yoğunluk oluşturmuş, bir bakarsınız başka diyarlardan gelenler oluşturmuş.

Kendi doğal sürecini katleden bir süreç yaşanmakta değil midir buralarda?

Hangi devlet otoritesinin kadim şehirler üzerinde bir vizyon oluşturduğu olmuştur?

Hangi otorite yerler bu konuları sorun ve dert edinerek ardıcıl mücadele ve icraatlar yapmıştır?

Fatih dostumuzun yeni nesilden umutlu olmasında haklılık payı çoktur.

Gerçekten de son zamanlarda surlar içi Lefkoşa’ya yönelik gençlerin ilgisi artmış, buna paralel olarak genç girişimcilerin çeşitli bölgelerde butik oteller, ev yemekleri ile ilgili iş yerleri ve eğlence yerleri açtığı gözlemlenmektedir.

“Şimdiki kuşak surlar içini dönüştürmeye sahip bir şuura sahiptir” diyen Fatih Rıfkı,

Yarım ağız gülerek “Bizim kuşağın meyhane kültürü vardı” diyerek iki kuşak arasındaki farka da dikkat çekiyor.

“Nesilsel dönüşüm çok uzun zamanlarda olan dönüşümdür” diyen mimar dostumuz, Lefkoşa için “belki istenilen süratte olmayacak ama olacak” diyerek, bazı devlet birimlerinin surlar içine yerleşmesini olumlu adımlar olarak görüyor ve bunların çoğalması gerektiği üzerinde duruyor.

Bakkal kültürünün geri getirilmesi gerektiğini de ısrarla anlatan Fatih Rıfkı, “gentrification kümeleşmesi” üzerinde de duruyor.

Butik otelleri örnek veren Rıfkı bu işletmelere karşı yönelme olduğunu, bunların iyi gelişmeler olduğunu, ancak sözü bizdeki bir alışkanlığa getirerek, herkesin aynı işi yapmaması gerektiğini söylüyor ki bize göre de bu isabetli bir saptamadır.

Benzer girişimlerin kümeleşmesinden kaçınılmasını anlatan dostumuz, eskiden bakkalların olduğunu, bu tür alış veriş yerlerinin surlar içinde hayata geçirilmesi gerektiğinin önemine dikkat çekiyor.

Lefkoşa sokaklarını gezerken gerçekten de şimdiki kuşağın surlar içine karşı duyduğu ilgiyi gözlemlemek mümkündür.

Zaman zaman yazılarımızda belirttiğimiz gibi, zamanın ruhuna uygun iş yerlerinin açılması bir yana, tek tek insanların kendi evlerini yeniden restore etmeye başladıklarını, hatta ev satın alıp onları restore ettiklerini, hayatlarını da surlar içinde geçirmeye yöneldiklerini gözlemlemek sevindiricidir.

Bu yerlerden birkaçının fotoğraflarını bu yazımıza uygunluğu nedeni ile yayınlıyoruz.

Özetle, Lefkoşa’yı yeniden Lefkoşa yapmak, zamanın koşullarına ve ruhuna uygun bir kent haline getirmek mümkündür.

Değerli dostumuz Fatih Rıfkı’nın dediği gibi:

“Belki istenilen süratte olmayacak ama olacak…”