Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kitap, kalem, plak ve çiçek

Ya plak ya kitap.

Bir de kalem.
Ama dolmasından; dolma kalem.
Sulu panna dediğimizden…

Genellikle yaş günü partilerinde bu tür hediyeler alınırdı.
Ya da başka vesilelerle.
Kitap okumak içindir,
Plak müzik dinlemek için,
Kalem yazmak için…

Çiçekçilik yoktu.
Tek tük.
Olmayınca herkesin birbirine çiçek verme adeti de gelişmemişti.

Evler bahçeli olduğundan bahçelerde ve avlularda bin bir türlü çiçek yetiştirilirdi.
Bir cenaze oldu mu, bunlardan yararlanılırdı.
Bir de mersin dallarından,
Ki birçok evde vardı.
Dallar alınır, çiçeklerle birlikte kullanılırdı.

Kitap, kalem, plak ve çiçek…

Zaten kapı önleri teneke saksılardaki çiçeklerle döşenirdi.
Her taraf mis gibi.
Yaseminler kerpiç duvarlardan sarkardı,
Bir de ful çiçekleri açtı mı…

Bu arada iki kapı daha açılacakmış,
Ki iyi bir gelişmedir.
Ama kapılar denince o eski ahşap kapılar gelir insanın aklına.
Ki hep açıktılar.
Hani kapıya vurmadan girilirdi içeri…

En çok Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” adlı romanı alınırdı.
Aşkla, ihanetle, acıyla dolu bir hikaye.
Kitabın arasına kurutulmuş bir gül yaprağı da konurdu.
Ki her şey güller gibi olsundu.
Aşkın ifadesi miydi gül yaprakları?
Öyleydi.

Pikaba konan plaktan çıkan sesler iğne cızırtısı ile birlikte işitilirdi ama kimse bundan rahatsız değildi.
Sadece ses çizgileri yıpranınca, şarkıların bir yerinde iğnenin takılıp bir heceyi sürekli tekrarlaması, o sırada dans edenlerin veya dinleyenlerin havasını bozmaya yeterliydi.

Hayat da böyle sürüp gidecekti.
Cızırtılarla.
Kum torbalarından mevziler, varillerden barikatlar, tel örgülerden sınırlar ve topraktan hendekler…
Her biri birer cızırtıydı bu aşk adasında…

Kitap, kalem, plak ve çiçek…

Kitap güzel bir hediyeydi.
Sayfa sayfa olurdu sevgilinin gözleri;
Ve satır satır okurdu yüreği…

Aşkın ve kavganın sulu penna ile yazıldığı yıllardı…