1974’ten sonra nereye bakarsanız bakınız,
Lefkoşa’da mesela,
Kızılbaş, Yenişehir,
Kaymaklı bölgeleri falan.
Yağmalanmış bir görüntüyle karşılaşırdı insan.
Kapılar, pencereler açık kırık dökük damları dökülmüş vaziyette.
Kimi evlerde terk edilmiş arabalar,
Evlerin içi didik didik edilmiş,
Yağma o denli olmuştu ki,
Kimsenin beyaz eşyaya bakacak durumu kalmamıştı.
Buzdolapları, televizyonlar, gaz ocakları atıldıkları çevrelerde tepeler oluşturmaktaydı ne alan vardı ne satan…
…
İşte o dönemle birlikte,
Yağma anlayışı toplumun üstüne gelip yapışmış,
Siyasette, ekonomide ve her yerde bir anlayış halini almıştı.
Hani anayasaya “Burası sosyal bir hukuk ve yağma devletidir” yazılsa yeriydi.
O güne kadar Kıbrıs Türklerinin çok çektiğini,
Karanlık yıllar yaşadığını söylemek mümkün.
Fakat dürüsttü, eli hiçbir şeye uzanmazdı, haram yemez; içinde biriktirdiği insan ve adalet duygusu ile yaşardı.
Yağmadan önce…
…
Ol hikaye böyle başladı.
Yüzyıllarca biriktirip kültür haline getirdiği kendi yaşam tarzını,
Sonradan görme bir tarza bıraktı.
O çalarsa, diğeri de çalacak,
O usulsüzlükle bir yerlere gelmişse diğeri de gelecek,
O yağmalamışsa, o da yapacak,
O yalakalıkla çok şeyler elde etmişse diğeri de bu yolu izleyecekti…
…
O şeherin sokakları kadar saf duygular böyle yıkılmaya başlamıştı ki nasıl anlatsam…
…
1865-1875 yılları arasında henüz İngiliz adaya gelmezden önce Amerikan Başkonsolosu olan General Lois Palam Di Cesnola Kıbrıs’ın en büyük eski eser kaçaklığını yapan kişiydi.
Kıbrıs’ta onun adı bu yağma ile anılır, yaptığı konsolosluk görevi ile değil…
…
Eski eserleri yağmalama her yerde olduğu gibi adamızda da vardı ve doğrusu bu yağmacılık yabancılardan öğrenilmişti denebilir.
Fakat bizim işbirlikçi yağmacılar bu işleri neden sonra öğrenmişlerdi…
…
Lefkoşa sokaklarını gezerken insanın içini bir his kaplar.
Burası yağmalanmış bir kent mi?
Nedir bu ayaklarının dibine çöken evler ve çökmeye hazır duvarların, damların perişan hali?
Kim bu insanlar?
Gerçekten buralarda yaşadılar mı?
Bir yönetimleri var mı gerçekten?
Belediyeleri, Muhtarları, Kaymakamları, Bakanlıkları var mı ne yaparlar?
Düşünür insan ister istemez…
…
Ne tarihin sayfalarına dalmaya,
Ne çok uzaklara gitmeye gerek var.
Buracıkta,
Burnumuzun dibinde.
Şeher dedikleri…
…
Diyeceğim,
Lefkoşa sokaklarına bakıldığında aynı görüntüleri görmek mümkündür.
Yağmalanmış bir kent görünümü hakimdir ki yıllar yılı bu durumda.
Kim bir eski eser kaçakçısına veya bir yağmacıya ne diyebilir sen antik bir kenti çökertirken göz göre göre?
Bir de,
Bir bakanlık gidip eski Lise/Kışla binasına çöreklenmiş.
Neymiş?
Surlar içi canlansın diye.
Güzel de,
Tersi olmuyor mu?
Canına ot tıkanmıyor mu?
Her gün Kirlizade ve Yenicami sokağından,
Ya da ne bileyim Lozan Sokaktan ta İdadi Sokağa kadar Mercedes arabaları ile uzanan yetkililer ne düşünüyorlar o çöküntülerin arasından gidip gelirken?
…
Di Cesnola yağmaları ile hatırlanırsa,
Kim bilir kimler nasıl hatırlanacak…
































