
10 Nisan sabahı iki minibusle Floransa’dan yola çıkıyoruz. İlk durağımız küçük bir ortaçağ kasabası olan San Gimignano oluyor. Siene’ya bağlı ve bir dağ üzerine kurulmuş kasaba kuleleriyle ünlü olup Romanesk ve Gotik mimarinin güzel örneklerini barındırmaktadır. Palazzo Comunale (Belediye Sarayı), Collegiate Chiesa (Kolej.Üniversite Kilsesi) ve Chiesa Sant’ Agostino (Ermiş Agostino Kilsesi) ondört ve onbeşinci asrın mimari örnekleri olarak günümüze taşınmışlardır. Gimagnano’nun tarihi merkezi UNESCO’nun Dünya Mirası Sitesi listesinde yer almaktadır. Bu tarihi kasaba safran, altın rengi jambon ve kumtaşı tepelerde yetiştirilen antik geçmişe sahip Varneccia üzümünden yapılan Vernaccia di San Gimignano beyaz şarabıyla ünlüdür.
Tekrar minibuslere dolup Pisa kentine doğru yola çıkıyoruz. Havanın açık ve normal sıcaklıkta olması geziye olumlu bir katkıda bulunmaktadır. Öğle üzeri onikiye varmadan Pisa’ya varıyoruz.
Pisa, İtalya’nın Toskana bölgesine bağlı ve bir yana eğilen ikonik kulesi ile ünlü bir şehirdir. Piazza dei Miracoli’de (Mucizeler Meydanı) beyaz mermerden yapılmısş Romanesk şehir katedralinin yanına inşa edilirken eğilmeye başlayan 1372 yılında tamamlanan ve 56 metre yükseklikteki çan kulesine tırmanmak mümkün. Aynı meydanda baptishane ve Camposanto Monumentale (Eski Mezarlık) yer almaktadır.
Eski deniz devletlerinden biri olan doksanbin nüfuslu Pisa, Arno Nehrinin ağzının sağ yanına kurulmuştur. Italya’nın her tarihi yerleşim yerinde olduğu gibi en büyük emek ve masrafla yapılan yapıların başında kisce ve katedraller yer alır. Pisa’da da katedral ile birlikte yirminin üzerinde tarihi kilse, birkaç ortaçağ sarayı ve Arno nehri üzeründe köprüleri bulunmaktadır. Pisa’da şehri gezmeden tekrar minibüslere dolup Lucca kasabasına doğru yol alıyoruz.
Lucca, Etrusonlar tarafından İsa’dan önce 180 yılında kurulmuş kabul ediliyorsa da daha erken döneme ait Ligurianlar’a ait bir yerleşim yerinin kalıntılarına rastlanıldığı belirtilmektedir. Buralarda sürekli karşımıza çıkan Etrusonlar, orta İtalya’da yaşayan ve Romalılar’ı etkileyen, Yunan alfabesini kullandıkları halde bağımsız bir dil konuşan Antik döneme ait bir halktı. Etrusonlar, İsa’dan önce 200 yılında bastırılmış Roma İmparatorluğunun gücü altında yok olmuşlar.
Lucca şehir merkezi, Roma döneminden kalma dörtgen şehir planı yapısını korumakta, San Michele Meydanı, antik Forumun yerini işgal etmektedir. İsa’dan önce 56 yılında Julius Caesar, Pompey ve Crassus Lucca Konferansı diye bilinen tarihsel buluşmada politik birliktelik sağlayarak anlaşma imzalamaları bu şehirde olmuş.
Besteci Giacomo Puccini’nin doğum yeri olan 90 bin Nüfuslu Lucca, Toskana bölgesine bağlı bir il olup İtalyan Şehir Devlet tarihinde Venedik‘ten sonra ikinci büyük devletti. Bir şehir devleti olarak kendi cumhuriyet anayasıyla asırlarca ayakta kalmayı başarmış. Çok ilginç bir tarihi geçmişi olan Lucca Devletini 1805 yılında Napolyon işgal edip kızkardeşi Elisa Bonaparte Baciocchi’yi Lucca Prensesi olarak ilan etmiş.
Gurubumuz öğleden sonra saat iki dolaylarında Lucca’ya vardığında her taraf çok sakin ve mahalle aralarında yollara barikat kurmuş polisler vardı. İtalyanlar, öğleden sonra bir ile dört arası uzun bir öğle yemeği için evlerine giderler. Bu yüzden sokaklar sessiz ve dükkanların çoğu da kapalıydı. Bugün Lucca’da G7 diye adlandırılan, geliimiş yedi ülke olan Almanya, Fransa, İtalya. Japonya. Kanada. Birleşik Krallık ve ABD Dışişleri Bakanlarının iki gün sürecek toplantısı yer alıyor. Çoğunluğu gençlerden oluşan birkaçyüz kişilik kalabalık polis kordonunu kırmaya çalışmış, olaylar saatlerce devam etmiş ve protesto sonucunda gösterici ve polislerden yaralanalar olmuş. Biz Lucca’ya varmadan, çok sakin bulduğumuz Lucca’da bu boyutta büyük olayların olması hepimize bir sürprriz oldu.
Her tarihi İtalyan yerleşim yerinde olduğu gibi Lucca’nın da taşla örülmüş sokaklarıda yürürken Romanesk mimariden Rönensa kadar ilginç örneklere rastlamak mümkün. Eski şehrin etrafını çevreleyen duvarlar sağlam duruyor. Şehir merkezinde bulunan birkaç meydandan en ilginci Piazza dell’Anfiteatro (Anfi Tiyatro Meydanı), Roma dönemi anfi tiyatrosunun yerine kurulmuş.
Tekrar minibüslere dolup Floransa’nın yolunu tutacak ve şehrin merkezine yakın ve Arno Nehrinin güneyinde yer alan ondokuzuncu yüzyıl Piazzale Michelangelo’da (Michelangelo Meydanı) yer alan Aşıklar tepesinde mola verip son kez Floransa’ya tepeden bakacağız. Michelangelo’nun David heykelinin bronzdan yapılmış kopyanın da bulunduğu meydan, Floransa’nın en güzel panaromik güntülerini sergileyen yerlerden biri olarak gösterilmektedir. Betondan yapılmış geniş basamaklarda Floransa’yı hayranlıkla izleyen gençler kalabalığına karışıp bol bol fotoğraf çekiyoruz.
Otelimize varıp akşam yemeği için tekrar gideceğimiz Toto Lokantasıyla Floransa gezimizi noktalayacak ve sabah erken saatlerde gelecek otobüsle Romaya doğru yol alacağız. Üç gün boyunca Roma’da hayatımızın en uzun günlük yürüyüşlerini yapacak ve şehrin bilmediğimiz bazı yerlerini de görmüş olacağız.
































