Lefkoşa’daki Papadopulos Tiyatrosu’nun tüm koltukları dolmuştu. Seyirci oyunun başlamasını beklerken, içilen pipo ve sigaralardan çıkan ağır duman etrafı kesif bir şekilde kaplamıştı. Koşuşturan genç kadınların telaşından önemli bir şey sunmak üzere oldukları anlaşılıyordu. Ön sıralarda Sünûhât gazetesinin imtiyaz sahibi Mehmet Arif, avukat Sadrettin bey, Tüccarbaşı Hacı Derviş Paşa ile diğer bazı Müslüman ileri gelenleri yan yana oturmuşlardı. Hemen yanlarında ise hükümetin baş tercümanı Ütücüyan Efendi oturuyordu (Demiryürek 2009). Sandalyeler biraz rahatsızlık verse de, bu önemli günde orada olmaktan mutlu oldukları her hallerinden belli oluyordu.
Sünûhât gazetesi, oyunun reklamını yaklaşık bir aydır yapıyordu. Oyun, kadınların da rol alacağı, Kıbrıs’ta sunulan ilk Türkçe modern tiyatro olma özelliğini de taşıyordu. Oyuncuların tümünü Ermeni amatör oyuncular oluşturmasına rağmen, Türkçe oynanacaktı. Konusu 4. Yüzyılda Ermenistan krallığının Acemler tarafından fethedilişini anlatıyordu. Türkçe yazılmasının bir nedenini Abdülhamid’in bir süre önce tüm oyunların Türkçe oynatılması emrinden kaynaklanıyor olabilirdi. O dönemde Türkçe oynamak istemeyen birçok oyuncu yurt dışına kaçmıştı. Oyuncuların çoğunun Türkçesi iyi olmasına rağmen bazılarının ağır aksanları, ciddi oyunları bile adeta komediye çevirebiliyordu (Demiryürek 2009).
Osmanlı’da Batılı anlamda ilk tiyatro oyununu Abdülhak Hamid’in babası Hayrullah Efendi’nin 1844’te yazdığına inanılmaktadır. Dört perdelik bir dram olan Hikâye-i İbrahim Paşa, Osmanlı’daki ilk Batılı stilde sahnelenen Türkçe tiyatro eseri olarak kabul edilmektedir. Daha sonra Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” ise 1860’da Tercüman’ı Ahval’de yayınlanmıştı. O döneme kadar halk geleneksel orta oyunu ve karagöz gibi halk oyunlarını sadece biliyordu. 1860-1880 yılları arasında ise Batılı anlamda onlarca Tiyatro eseri yazılacaktı. Osmanlı döneminde Kıbrıs’ta Batılı anlamdaki ilk tiyatronun 1840’larda Larnaka’da yaşayan tüccar Levantenler tarafından sahneye konulduğuna inanılmaktadır. O dönemde Kıbrıs’ta bulunan Protestan Misyoner Rahip Pease de, böyle bir temsilden anılarında söz etmişti (Severis).
Tabii Osmanlı’nın her tarafında olduğu gibi Kıbrıs’ta da Müslüman kadınların tiyatro yapması 1920’lerin sonuna kadar yasaktı. Bu yüzden, sahnelenmeye başlanan oyunlardaki kadın karakterleri genellikle Ermeni artistler oynamaya başlamıştı. Özellikle 1894-96 yıllarında gerçekleşen ve 80,000 kişinin öldürüldüğü Hamidiye katliamlarından sonra Kıbrıs’a kaçan bazı Ermeniler, Ermeni nüfusunun artmasına neden olmuştu. İngilizler 1878 yılında adaya geldiklerinde adada sadece 200 kadar bir Ermeni nüfus yaşıyordu. Bu sayı 1901’e gelindiğinde ise 553’e ulaşacaktı. İlginç bir şekilde adaya gelen Ermenilerin çoğunluğu yaşamak için Müslüman ve Türkçe konuşulan mahalleleri seçeceklerdi.
Ahmet An, Kıbrıslı Ermeniler ile Kıbrıslı Türkler arasında yaşanmış kültürel alışverişleri incelediği makalesinde, Kıbrıslı Türklerin tiyatro faaliyetlerine başlamalarıyla birlikte bazı Ermeni ve Kıbrıslı Rum kadınların da onlara katıldığını yazar. Bunun nedenini de dönemin dinsel tutuculuğuna bağlar. Yani Müslüman kadınlara uygulanan dinsel kısıtlamalara. “Emekli öğretmen Hasan Saffet Hocalar, Arna Hanım, Marika, kukla oynatıcısı Afrotar, Viktor, İlhami’nin kumpanyasında çalışan Peruz Hanım ve diğerleri gibi bazı Ermeni sanatçıların varlığını hatırlamaktadırKöşe yazarı Eşref Çetinel de, Peruz Hanım’ın, 1924’de Mağusa’da Kıbrıslı Türklerin sahneledikleri tiyatro oyunlarında rol alan tek kadın olduğunu babasından duyduğunu aktarmıştır” (An, 2007: ).
İşte bugün Meral Demiryürek’in bulup yayımladığı Kıbrıs’ta sahnelenmiş ve kadınların ilk defa rol aldığı Türkçe yazılmış bir oyuna bakacağız. Demiryürek oyunun Sünûhât’ta çıkan programını da bulmuş ve günümüz Türkçesine kazandırmıştır. Oyunun sahneye konduğu tarih de bence ilginçtir. 29 Nisan 1908. Kıbrıs Türk toplumu ilk modern tiyatronun canlı örneğini 26 Ocak 1908 yılında sahneye koymuştu. Bu oyun Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre” adlı eseriydi. Oyun 26 ocak 1908’de Magosa liman ambarlarında sahnelenmişti. Fadıl Korkut, “3 Şubat 1908 tarihli 269 sayılı Mirat-ı Zaman gazetesinde yer alan yazısında Vatan Yahut Silistre’nin sahnelenme amacının: toplumu uyarmak, birlik ve beraberliğe çağırmak olduğu belirtilir. O dönemde Yunanlı bir militan olan Kadalonos, adamlarıyla birlikte Mağusa Ayasofya’sına girerler ve gösteri yaparlar. Bu olay, Kıbrıslı Türkler ve özellikle Mağusalı Türkler tarafından rahatsız edici ve onur kırıcı olarak nitelendirilir. Bu durum karşısında Türklerin moral birliğini sağlamak ve yükseltmek için adı geçen eser seçilerek sahnelenir. Eserin sahnelenişinin bir başka amacı da Mağusa’da yapılan Kız Okulu’na para yardımı sağlamaktır. Esere ilgi büyük olur” (Ersoy, 1998: 9).
Bu ilk batılı anlamdaki temsilden sonra, Türkçe sergilenecek olan “Samuel” adlı bu oyun, Batılı anlamda Türkçe oynanacak ikinci oyun olacaktı. Fakat en önemli özelliği kadınların da rol almasıydı. “Vatan yahut Silistre” oyunu gibi milliyetçi bir oyun olmasa da, oyunun konusunda Ermeni kimliğine ve tarihine göndermeler yapılıyordu. Meral Demiryürek eserde verilmek istenen mesaja göre, “konu vatan ve din savunması olduğunda kişinin kendi babasını bile karşısına alabildiğini” yazar. İkinci Meşrutiyet ilanından hemen önce sahnelenen bu oyun, dönemin ruhunu yansıtıyor ve farklı etnik guruplar arasında yükselen milliyetçiliği bize gösteriyordu. Oyuna birçok Kıbrıslı Müslüman ileri gelenin seyirci olarak katılması ise o dönemde yeşertilmeye çalışılan “Hürriyet” havasını yansıtıyordu. Zaten bu oyunun sergilenmesinden üç ay sonra tüm Osmanlı diyarları gibi Kıbrıs da Meşrutiyetin tüm etkilerini bağrında hissedecekti
24 Temmuz 1908 tarihinde Meşrutiyet’in ilan edilir edilmez, yankıları kısa bir zamanda Kıbrıs’a kadar ulaşacaktı. Demiryürek, Sünûhât gazetesinin konuya 30 Temmuz 1908 tarihinde, Mirat-ı Zaman gazetesinin ise, 3 Ağustos 1908 tarihli nüshalarında yer verdiklerini yazar. Haberlerde “İstanbul’da Kanun-ı Esasi’nin kabul edilmesi, Meclis-i Mebusan’ın açılması, genel affın çıkarılması ve devlet kademelerinde yeni görevlendirmelerin yapılmasından bahsedilmesinin yanı sıra, Kıbrıs’ta yapılan çeşitli kutlamalardan da söz edilmiştir. Buna göre, kıraathaneler kandillerle ışıklandırılmış̧, alınan özel izinle top atışı yapılmış̧ ve polis mızıkası getirtilerek ‘Hamidiye Marşı’ ve daha birçok millî ve güzel parçalar çaldırılmıştır” (Demiryürek 2009b).
Gazetelerin yazdığına göre, haber Kıbrıs’a ulaşır ulaşmaz, Lefkoşa’daki Osmanlı Kıraathanesi önünde toplanan halka, Kıbrıs Müslüman toplumunun ileri gelenlerinden Şevket Bey ve Osman Cemal Bey birer konuşma yapmışlar ve Kanun-ı Esasi’nin ve Meclis-i Mebusan’ın faydalarından bahsetmişlerdir. Nutuklar “Yaşasın hürriyet, yaşasın adalet!” ve “Padişahım çok yaşa!” sözleriyle bitirilmiştir (Demiryürek 2009b).
Yapılan konuşmaların ayrıntıları üzerinde durmayan, ancak şenlikte yakılan maytapların yarattığı güzel görüntüyü tasvir eden Mirat-ı Zaman gazetesi, yaşanan coşkuyu somutlaştırmış̧ olmaktadır: “Şenlikte yakılan mâhtâblardan çıkan ziyâ-ı zerrin hakikaten şâyân-ı temâşâ idi. Bir halde ki güya melekler semadan seyyârât-ı münevvereyi avuçlayıp avuçlayıp da Müslümanlar üzerine atmakla resm-i tebriki ifa ediyorlar zannolunurdu” (Demiryürek 2009b).
Ermenilerin Kıbrıs Türk tiyatrosuna katkıları devam edecekti. Özellikle Ermeni Kadın oyuncuların birçok sahnelenen oyunda oynadığını biliyoruz. Kadınların yanında Meşrutiyet’ten sonra hızla yayılmaya başlayan tiyatro eserlerinin bir kısmını da Kıbrıs’a yerleşmiş bazı Ermeniler yazmıştı. Örneğin Lefkoşa esnafından L. Şişmanyan gerek Kokonoz’da gerekse, Akbaba’da yazan bir şahıstı.
- Şişmanyan’nın dört perdelik bir tiyatro eseri yazdığını biliyoruz. “Namus İntikamı Yahut Dilenci” adlı bu eser, Akbaba’nın 13. sayısından itibaren yayınlanmaya başlanmıştı. Fakat maalesef tefrika edilişi ancak üç sayı sürebilmişti. Gerisi ise gelmemiştir. Yayınlanmama ile ilgili olarak herhangi bir bilgi veya açıklamaya da rastlanmamıştır. Bu da Kıbrıs Türk tiyatrosun bu eserden yararlanmasını engellemiştir.
Toparlamak gerekirse, Kıbrıs’a özellikle Hamidiye olaylarından kaçan birçok Ermeni gelmiş ve Türkçe konuşan Kıbrıslı Müslümanların kültürel hayatlarına çok büyük katkılarda bulunmuşlardı. Gerek müzik alanı, gerekse tiyatro bunların başını çekmektedir. Bu katkı ise 1950’lerin sonuna kadar devam edecekti.
Kaynakça:
Ahmet An, “Kıbrıslı Ermeniler ve Kıbrıslı Türkler arasında Sosyal ve Kültürel İlişkiler,” Hasder Yıllığı, Sayı 55. 2007.
Meral Demiryürek, II: “Meşrutiyet Devrinde Ermeniler Üzerine Üç Piyes,” Modern Türk Araştırmaları Dergisi, Cilt 6, Sayı1, Mart 2009, s.s 107-127.
Meral demiryürek, “Gazetelerdeki Şiirler Bağlamında Kıbrıs Türk Edebiyatında II. Meşrutiyet (1908-1909),” kebikeç / 27, 2009.
Yaşar Ersoy, “Kıbrıs Türk Tiyatro Hareketi,” Lefkoşa, 1998
Yurdal Cihangir, “Kıbrıs Türk Tiyatro Yazının İlk Yılları ve Safa Yahut Netice-i İbtila,”Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literatüre and History of Turkish or Turkic Volume 8/4 Spring 2013, p. 441-451,
































