Altmışlı yıllarda televizyon siyah beyaz olaraktan evlerde yerini almaya başlamıştı.
…
Evin, ahşap radyolarla birlikte en güzel eşyasıydı televizyon.
Ev kadınları el emeği göz nuru ile ördükleri örtüleri, özenle televizyonun üzerine sererlerdi.
…
Kim bilirdi, ya da kimin umurundaydı bu adanın elden ele dolaştığı.
Yeni bir hayat vardı, o da televizyon.
…
Ne Bonanza kaçırıldı, ne de Cumaları gösterilen Yeşilçam filmleri.
Hatta çizgi film Casper, sadece küçükler tarafından değil, büyükler tarafından da ilgi ile izlenirdi.
…
Halbuki sirenler ha çaldı ha çalacaktı…
…
Televizyonu bulunmayan evler diğerlerine giderlerdi.
Ya komşularına, ya hısım akrabalarına.
Böyle akşamlar kalabalık olur, evler neşeye gömülürdü.
…
Ada, öce Kilopatra’ya hediye edilmiş, sonra Aslan Yürekli Richard rastgele adayı almış, sonra Temple Şövalyelerine satılmış, ardından da Lüzinyan ve Venedik dönemleri başlamıştı.
…
Televizyon, muhterem cemaatimizin kültürünü de etkiliyordu.
Alımlı Hollywood kadınlarının giydikleri elbiseler örnek teşkil ediyor, ekrana taşınan aşk hikayeleri derin etkilenmelere neden oluyordu.
Televizyon denilen icat Amerika’da evlere girdiğinde bu cihaza “Görüntülü radyo” denmişti.
Görüntülü radyo mu olur?
Belki de olur.
Lambanın suyu olduğuna göre…
…
Televizyon evlere girdiği sıralarda filozof lakaplı Necmi Sagıp Bodamyalızade bir köşede sessiz sedasız hayata veda etmişti.
Bir perde kapanırken, kimse bunun farkında değildi.
…
Venediklilerden sonra Omsanlılar gelmişti.
Ada artık onlarındı.
Televizyon başında limonata eşliğinde kek yiyen ahalimizin başına daha çok işler gelecekti ama vakit henüz erkendi.
Ve Televizyonda Firfiri lakaplı Rum tiyatrocunun gösterileri milleti kahkahadan kırıp geçirmekteydi.
Behiç Gökay da o dönemlerde televizyona çıkmakta ve Zeki Müren şarkıları okumaktaydı.
Sesi de Zeki Müren gibiydi.
Henüz hendekler kazılmamış, kum torbaları doldurulmamıştı.
Cemaatimiz çok mutluydu.
…
Kimsenin ne oldu da ansızın ada İngilizlerin eline geçtiydi diye bir derdi yoktu.
Nasıl olsundu ki?
Belki de biliyorlardı.
Bu ada elden ele dolaşmaya mahkumdu.
…
Çok isyanlar olmuştu adada.
Aslan Yürekli Richard’tan hoşlanmayan Kıbrıslılar bir Papaz’ın önderliğinde isyana kalkışmışlar ama Papaz kendisini ipte sallanırken bulmuştu.
Diğer isyanların akıbeti de böyleydi.
…
Bir insan oturduğu yerde geçmişte olup bitenlerin derdine mi yanar?
Yanmaz.
…
1960 Cumhuriyeti de kurulmuştu zaten.
Salepçi televizyon muhabbetlerini bildiğinden, kış gecelerinde bütün donanımı ile sokakları gezer, evlere salep satardı.
…
Sonra sirenler çaldı.
Sığınaklara.
Hendekler kazılınca,
Herkes Mücahit.
…
İyi ya da kötü günlerdi.
Şimdi herkesin alâsından televizyonu var.
Ama komşusu yok.
…
Adaya gelince.
Gelecekte kimin eline geçecek hâlâ belli değil…
































