Keleler tek tek zaptedilmişti.
50 bin kelle pahasına.
…
Kelle bedavaydı…
…
Sonra zafer bayrakları dikildi.
Sonra ecnebi ahali dışarıya atıldı.
Kapılar kapatıldı.
Girmeleri yasaklandı.
Ada artık Osmanlı’nındı.
…
Aslında ta o dönemde başlandı ayrı bölgelerde yaşamak…
…
Birçok Latin adadan kaçmasına rağmen kaçmayanlar da vardı.
Bir kısmı efendiyken, artık köleydiler.
1571’in hemen ardından adanın çeşitli yerlerine dağıldılar.
Bunların bir kısmı hayvanla taşımacılık yapıyorlardı.
Ki, kendilerine “kiracı” dendiğinden, kaldıkları yere de “Kiracıköy” denmişti.
…
Artık sahip Osmanlıydı.
Adanın her yerinde.
Rumlar ve geriye kalanlar kalekentlerin dışına itildiler.
Zaten kafaları ticarete bastığından, işlerini zamanla büyüttüler.
Ya da tersi, bu yüzden ticarete atılmak durumda kaldılar.
Osmanlı konaklarda oturup fermanlarla, fetvalarla uğraşırken…
…
Nazım Beratlı yazmıştı, o dönemler ticaret pek para etmezdi.
Gün dönecek, edecekti ama.
Bu sefer köşklerinde “Efendi” olanlar, çağı yakalayamamanın girdabına sürüklenecekti.
…
Rüşvet Osmanlı’nın büyük bir hastalığıydı.
Saray ve Valilik konakları rüşvetle dönerdi.
Bir keresinde yabancı bir ziyaretçi adaya geldiğinde Mağusa kalesine alınmamıştı.
Vali hazretlerine “hediye” getirmediğinden…
…
İşler böyle dönerdi.
Bakın, şimdi de böyledir…
…
Dünya değişirken, onlar oturdukları minderlerde sakal ağartıyor “gavur icatları”nı memlekete sokmuyorlardı.
…
Türkiye’de cumhuriyet kurulduğunda, okuma oranının geldiği nokta yüzde beşti.
…
Minderlerde otururlardı.
Heykel yasaktı; bildiğimiz dört ayaklı masa kullanılmazdı; kullananlara yan gözle bakılırdı.
Muhteşem Süleyman dönemi 16. yüzyıldır.
Pargalı’nın eline bir keman tutturmuşlardı.
Araştırmacılar konuyu araştırdığında bakarlar ki,
Henüz o dönemler keman Osmanlı’ya girmemiş.
Konu tartışmalıdır.
Keman 14. Yüzyılda icat edildi.
Pargalı’nın yaşadığı dönem 16. Yüzyıl olsa da kemana son şekli de bu dönemlerde verilir.
Fakat, o yıllarda Osmanlı’da sinekeman denilen kaba saba, tutması zor olan yedi telli bir yaylı kullanılırmış.
…
Esasen İtalyan usulü keman 17. Yüzyılda girmiş Osmanlı’ya.
Klasik müzik, orkestra falan hak getirdiğinden, zaten meyhane kültüründe kullanılmış önceleri.
…
O dönemlerde de kadınlar ortalık yerde kahkaha atamazlardı…
…
Kemanın, matbaanın ve her türlü insanlıktan yana icadın geç kullanıldığı bizim medeniyetimizde, geri kalmışlığın öyküleri acıklıdır.
…
Mini etek giyen kızların neredeyse orospu görülmeğe başlandığı ve Özgecanların hunharca katledildiği bir dönemde, burada da kapılar iyi tutulmalı.
…
Kemandan haberi olanlara açılsın…
































