(Rebetiko müziğinin dev ismi Roza Eskenazi’nin ilginç yaşam öyküsü)
Rembetiko müziğinin mübadele döneminde Yunanistan’a giden Türkiye Rum ahalisinden kaynaklandığı söylense de, esas kökleri Yunanistan’ın alt tabaka kesimlerine uzanır.
Bir görüşe göre bu kökler Yunanistan’da iktidar çevrelerine karşı gelen meyhane veya izbe yerlerde uyuşturucu alan müzik toplulukları tarafından icra edilerek gelişmiş olup, otoriteye karşı bir özelik taşımaktadır.
Rembetiko kelimesinin etimolojik olarak kökleri farklı kültürlere dayansa da bizim konumuz bu değildir.
Rembetiko Türkçede daha çok Rebetiko olarak bilinir.
Bu müzik türünün önemli temsilcilerinden biri olan Roza Skinazi’ (Türkçe Eskenazi olarak geçti)nin hayatı başlı başına bir serüven.
Bizim de yazı konumuz bu sanatçının ilginç hayat hikayesidir.
…

Roza İstanbul’da 1895-97 yıllarında bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelir. Ancak ileriki yıllarda doğum yılını 1910 olarak gösterecektir.
Babası Avram Skinazi ile annesi Flora Skinazi üç çocuk sahibiydi.
Roza’nın asıl adı Sarah’tı. İki erkek kardeşinin adları ise Nisim ve Sami idi.
O yıllarda baba Skinazi Selanik’e göç eder.
Baba pamuk işleri ile uğraşırken, anne Skinazi de ev işlerine koşar.
Kızı Roza ona yardım etmektedir.
Annesi ile çalışırken Roza’nın güzel ve yetenekli sesi bölgedeki bir tavernanın sahipleri tarafından işitilir.
Küçük kızı arayıp bulan tavernacılar, Roza’nın ailesine kızlarının sesine hayran kaldıklarını ve onu sahneye çıkarmak istediklerini söylerler.
Ancak aile küçük kızlarının “artist” olmasına karşı çıkar.
Roza’nın içinde bir dürtü vardır ancak o bunun ne olduğunu kestiremiyordu.
Günler birbirini kovalarken aile aynı şehirde bir tiyatronun yakınında ev kiralar.
Roza da tiyatro sanatçılarının öteberilerini kulise ve sahneye taşımakla meşgul olur.
Genç kız bu sahnenin, onun kariyerinin başlayacağı yer olduğunu nereden bilebilirdi ki.
Roza burada Katakopya’dan gelen ve zengin biri olan Yiannis Zardinidis’e aşık olur.
Genç adam da onu sevmekte ve onunla evlenmek istemektedir.
Ancak Zardinis’in ailesi Roza’nın “hafif” bir kız olması nedeni ile bu evliliğe karşı olunca, genç aşıklar çareyi kaçmakta bulurlar.
Bu kaçışla birlikte Sarah adını Roza olarak değiştirir ve ömrü boyunca bu adı kullanır.
…
Ne var ki talihsizlikler genç kadının peşini bırakmayacaktı.
1930’lu yılların başında yaptığı evlilik, 1917 yılında Zardinidis’in ölümüyle noktalanır, üstelik kucağında küçük bir oğlan çocuğu ile.
Roza bu bebeği bakımevine verirken, ölen kocasının ailesi de çocuğun maddi bakımını üstlenir.
Roza, daha sonraları Yunan Hava Kuvvetlerinde subay olan oğlunu seneler sonra, 1935’de görecekti.
…
Ölümle biten evlilikten sonra Roza Atina’ya yerleşir.
Burada bazı kabare sanatçıları ile birlikte bir ekip kurarak sahne alır.
Roza Türkçe, Ermenice ve Yunanca şarkılar söylemekte, ününe ün katmaktadır.
1920’lerde bir gün çalıştığı kulübe Colombia Records’tan bir yapımcı gelince, genç sanatçı için yepyeni bir dönem başlar.
O yıllardan itibaren 1930’lara kadar söz konusu yapım şirketinde 300’den fazla kayıt yapar.
Artık o çok ünlü bir yıldız olmuştu.
Yaptığı müzikler arasında rebetiko türü şarkılar Yunanistan, İzmir ve genel olarak Türkiye’de işitiliyor ve sevilerek dinleniyordu.
Ünü daha da yayılarak nerede bir Türk ve Yunan toplumu varsa oralarda büyük ilgi ile karşılanıyordu.
Bir keresinde “Kokain Çektiğinde” adlı bir şarkısı Yunan diktatörü Ioannis Metaxas tarafından yasaklanmıştı.
…
İkinci dünya savaşı yıllarında Roza’nın başına gelenleri ise ilgili bir kaynaktan aktaralım:
“Kısa bir sure içinde, Yunanistan’ın bağımsızlığı tehlikeye düştü. 1940’da Italyan istilası yaşandı, 1941’de ise Alman ordusu ülkeyi işgal etti. Baskıcı rejime rağmen Roza sahneye çıkmaya devam etti, hatta 1942’de oğlu Paraschos (1935’te bir araya geldikten sonra hiç ayrılmamışlardı) ile birlikte kendi gece kulübü “Krystal”i açtı. Yahudi olmasına rağmen, sahte bir vaftiz sertifikası çıkarmayı başarmıştı, zaten bir Alman subayı olan sevgilisi tarafından güvenliği sağlanmaktaydı. Fakat Roza Eskinazi, asla bir vatan haini ya da bir işbirlikçi olmamıştır. Ayrıcalıklı konumunu yerel direnişi desteklemek, direnişçileri ve hatta İngiliz ajanlarını evinde saklamak için kullanmıştır. Hem Atina’daki hem de Selanik’teki bazı Yahudileri kaçırmayı başarmıştı. Auschwitz’e gönderilmekten kurtardığı ailelerden biri de kendi ailesiydi. 1943 yılında, bu durum fark edildi, ve Eskenazi tutuklandı. Alman sevgilisinin ve oğlunun çabaları sonucu serbest kalana kadar, üç ay boyunca, hapishanede kaldı. Sonraki savaş yıllarını yakalanma korkusuyla, sürekli saklanarak geçirdi.”
…
İkinci Dünya savaşından sonra Roza yeni bir kimlik çıkarmak üzere Patras’a döner. Kariyeri devam ederken çeşitli plak şirketleri ile anlaşır.
Ancak bu arada kendisinden 30 yaş küçük olan Christos Philipakopoulos adlı bir subay ile aşk ilişkisine girer ve bu ilişki ömrünün sonuna kadar çeşitli şekillerde kendini gösterir.
Ünü dışarıya yayılan Roza Eskenazi’yi savaş sonrası uzun soluklu turneler beklemekteydi. Amerika’da çeşitli zamanlarda turnelere çıkan rebetiko sanatçısı bir ara İstanbul’a da gelir.
…
1960’larda ünlü sanatçı için yavaşlama, hatta düşüş dönemi başlar.
Artık dünya yeniden şekillenmekte ve eskisi gibi kimse rebetiko müziğine rağbet etmemektedir.
Ancak mesleğine tutkun olan ve kendisi de 60’lı yaşlarına gelen sanatçı kariyerinin peşini bırakmaz.
Sık olmasa da sahne almaya devam eder.
Yetmişli yıllarda yeni nesil tekrardan rebetiko müziğine merak sarınca, bu müziğin öncülerinden Roza’ya tekrar ilgi artsa da,
Dediğimiz gibi dünya değişmekteydi ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Ne var ki, rebetiko müziğinin ayakta kalan sanatçılarından birkaç kişiden biri olan Roza, artık müzikologların da ilgi odağındaydı.
Ne de olsa tarihten gelen bir ekolün temsilcisiydi o.
…
Ölümüne doğru giden yılları yine bir alıntı ile aktaralım:
“Eskenazi alacakaranlık yıllarını Christos Philipakopoulos ile birlikte Kipoupoli’deki evinde sessiz bir şekilde geçirdi. Doğuştan Musevi olmasına rağmen, 1976’da Yunan Ortodoks inancını tercih etti ve Rozalia Eskenazi adını aldı. İki yıl içinde, Alzheimer belirtileri göstermeye başladı, evine giderken zaman zaman yolunu kaybetmeye başlamıştı. 1980 yazında, evinde kayarak düştü ve kalça kemiğini kırdı. Bu olaydan sonra, Christos sürekli yanı başında oldu ve ona her türlü ihtiyacında yardım etti, Roza üç ayını onunla birlikte hastanede geçirdi. Bir sure sonra eve döndü, fakat kısa süre içinde bir enfeksiyon nedeniyle özel bir kliniğe yatmak zorunda kaldı. 2 Aralık 1980’de o klinikte vefat etti. Roza Eskenazi önce, Korynthia’daki Stomyo köyünde mezar taşı olmayan bir mezara gömüldü. Köyün kültür komitesi 2008 yılında üzerinde ‘Roza Eskenazi, Sanatçı’ yazan basit bir mezar taşını dikmek için gerekli parayı toplayabildi.”
































