Son bir yıl içinde ikisi de ardı ardına bu hayata veda ettiler.
Biri Tarık Akan, diğeri Halit Akçatepe…
…
Bazı insanlar hayatınıza girer, sırasında yön verir, şekillendirir.
Onlarla doğrudan bir ilginiz olmamasına rağmen,
Üzerinizde bıraktığı etkiler olur…
…
1960’lı 1970’li yıllar Yeşilçam’ın en etkili olduğu dönemlerdi.
O beyaz perdeden, Kıbrıs da nasibini almaktaydı.
Henüz “Bizde ne varsa sizde de o olacak” diyen yoktu.
Herkes istediği kadar alırdı.
İstediği kadar Fliz Akın,
İstediği kadar Yılmaz Güney,
İstediği kadar Nazım Hikmet,
İstediği kadar Ecevit,
İstediği kadar Demirel falan olurdu.
Ya da olmaz, kendi olmaya devam ederdi…
…
Yani, bir etkilenmenin olmadığı söylenemez doğrusu…
…
Şimdi orada 4 milyon civarında Suriyeli var.
Havadis’in yaptığı 1 Nisan şakası tüyleri ürpertmeye yetti.
1 Nisan şakasına göre, 100 bin Suriyeli KKTC vatandaşı olacaktı.
“Ne biçim şaka bu” diyenler oldu doğrusu.
Ya doğruysa diye binlerce insanın ödü koptu…
…
Herkesin biraz Nubar Terziyan,
Biraz Hulusi Kentmen,
Biraz Öztürk Serengil,
Biraz Fosforlu Cevriye,
Biraz Ayhan Işık olduğu dönemlerde kimsenin ödü kopmazdı.
Hatta Suphi Taner gibi iyi bir kalbe sahip olmaya çalışırdı,
Kız çocukları Ayşecik’e,
Küçük erkek çocukları Ömercik’e özenirdi…
…
Şimdi bir şakadan,
Bir lambadan korkar oldu ahali…
…
Bu arada,
Bob Dylan Nobel Ödülünü aldı.
Şarkı sözlerinin edebi değeri ve gücü Nobel’le mühürlenmiş oldu…
…
Kıbrıs Türk cemaati az çekmemişti.
Geri kalmışlığı ve cahilliği yenmek için kendi çapında mücadeleler vermişti.
Öyle müftüler vardı ki ezanın Türkçe okunmasını savunmakta ve bu konuda yazılar yazıp çağdaşlığı anlatmaktaydı.
Aynı zamanda hukukçu olan Ahmet Sait Hoca bunlardan biriydi.
1930’lu yıllarda Milli Kongre tarafından Müftü seçilmişti.
Yazdığı yazılarla da herkes anlasın diye hutbelerin Türkçe okunmasını savunuyordu.
O dönemler kim bilir Türkiye’de bile seslendirilmiyordu, bilmem bakmak lazım.
İngiliz’den de pek korkusu yoktu Sait Efendi’nin.
İngiliz’in ahaliyi ümmet toplumu olarak tutmasına karşı, o, ahalinin ilime ve bilime yönelmesini salık veriyordu yazdığı yazılarla…
…
Dediğimiz gibi,
Henüz o dönemlerde “bizde ne varsa sizde de olacak” gibisinden havaya savrulan sözler yoktu.
Sait Hoca’nın döneminde orada ne varsa burada da olsun diye canını yiyen aydınlar vardı.
Adaya bir muallim geldiğinde el üstünde tutulurdu.
İşte,
Orada olan, buraya gelmişti gibisinden.
Ve kimse bundan korkmazdı…
…
Şimdi “evet” çıkacak diye ödü patlıyor.
Sanki bir lambayı takarken elinde patlayacakmış gibi…
…
Halit Akçatepe gibi insanlar öldüğünde aslında yok olmuyorlar.
O gülüş bazen sizin gülüşünüzdür…
































