Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sanırım bu konuda Akıncı haklı!

 

Yine kafam karıştı! Herkes iki haftadır (ben de dahil) Kıbrıslı Rumların Enosis’ten çoktan vazgeçtiğinden falan söz ediyoruz. Doğrudur son yapılan araştırmalara göre Rum komşularımız arasında %30’lara kadar düştü enosisçilerin sayısı. Ama konu eğer böyleyse, neden hala daha enosis için yapılan bir plebisiti anmak için Meclis’ten karar geçirmiş olduklarını bize açıklayamadılar. Bunu gerçekten anlamak mümkün değil. İlginç bir şekilde bu tasarı komitedeyken AKEL hariç diğer bütün partiler evet dedi? Yani tarihe not düşmek iseydi mesele zaten bizimkiler dahil her tarih kitabında yer alıyor bu mübarek Plebisit olayı.

 

Bizim tarafa baktığımızda ise bu kararın ne kadar tuhaf bir karar olduğunu unutup, şimdi hep birlikte “merak etmeyin bunlar enosis istemez yahu” demeye başladık. Ve bu şekilde güya Akıncı’yı o masaya geri getireceğiz. Hatta bazılarımız kuzeydeki bazı milliyetçi sembolleri ve törenleri işaret ederek “tencere dibin kara seninki benden kara” demeye bile başladılar. Tabii ki bu tür sembollerin kışkırtıcılığı bilinmektedir. Ve bu konuda da bir şeyler yapılması lazımdır. Ama maalesef Türk tarafı bu işte yalnız değildir. Yani “kara dipli tencere” teorisi diğer taraf için de geçerlidir. Her tarafta koca koca Yunan bayraklarını ve Bizans amblemleriyle dekore edilmiş kiliseleri her yerde görmek mümkündür. Hala daha AB’ye üye bir bağımsız devletin marşı olarak Yunan marşının okutulduğunu herkes biliyor. Tüm eğitim tedrisatının Yunanistan’dan getirtildiği gerçeği ise işin cabası. Yani işimiz bu aşamada tencere teorisinden çok “koyun gülmüş keçiye” gibi oldu biraz.

 

Sayın Akıncı, Başbakan yardımcısı olduğu dönemde bu kışkırtıcı sembollerden kurtulmak için tüm tepkileri üzerine çekme pahasına çok önemli bir adım atmıştı 2001 yılında. Tüm kapılardaki katliam fotoğraflarını tek taraflı olarak aşağıya indirmişti. Bu karardan sonra sınır kapılarına banyoda katledilmiş çocukların, Muratağa, Sandalların yerine turistik resimleri asmıştı. Fakat ne yazık ki bu hareketi karşılıksız kalmıştı. 23 Nisan 2003’de kapılar açılıp Rum tarafına geçildiğinde giriş kapılarını dekore eden tüm katliam fotolarının hala daha dimdik ayakta durduğunu görecektik. Solomo Solomiou’nun bayrak direğindeki fotoğraf dahil onlarca resim tüm Rum giriş noktalarını dekore etmiş vaziyetteydi ve hala daha etmektedir. Onların sayın Hristofiyas zamanında tekrar yenilendiğini de söylemek zorundayız. Öte yandan Lokmacı kapısı gibi benzeri jestleri sayın Talat’ın da yaptığını biliyoruz. Onun için bu sefer çağırım adım atması için sayın Akıncı’ya olmayacak, çağırım Kıbrıs’ta barışı getirecek liderlerden biri olarak gördüğüm Anastasiadis’e olacak. Sayın Başkan biraz cesaretinizi toplar ve bu saçma sapan kararı bir şekilde iptal ederseniz, eminim bunun devamında sayın Akıncı’dan da aynı cesarette bir karşılık göreceksiniz. Bu kadar saçma bir konuda bile adım atamazsanız, Kıbrıs Türkü’nü Federal Kıbrıs’ta eşit göreceğinize nasıl ikna edeceksiniz?

 

Bütün bunları düşünürken 1960-62 yıllarında Kıbrıs’ta TC Büyükelçisi olarak görev yapan sayın Dirvana’nın bir müdahalesi geldi aklıma. Yeni Cumhuriyet kurulmuş, kutlanılacak resmi günlerin listesi yapılıyordu. O dönemin Kıbrıslı Türk Yöneticileri ille tutturmuşlar 7 Haziran tarihini direniş günü olarak kutlamak istiyorlardı. 7 Haziran 1958’de Türk haber bürosuna konulan bomba toplumlararası şiddetti iyice körükleyen hadiselerin başında geliyordu (veya dönemin liderliğinin söylemiyle direnişimizin). Araştırmacılara açılan İngiliz belgelerinden ve rahmetlik Denktaş beyin itirafından öğrendiğimiz kadarıyla o gün patlayan şey kendi kendimize koyduğumuz bir provokasyon bombasından başka bir şey değildi. Dirvana ise haklı olarak 7 Haziran olayı ile İstanbul’daki 6/7 Eylül 1955 olayları arasında büyük bir benzerlik görmüştü ve böyle bir hadisenin milli bir gün olarak kutlanmasına tüm gücüyle karşı çıkmıştı. Ve sonuç olarak da TMT’yi karşısına alma pahasına başarmıştı.

 

Evet bence galiba bu olayda biz sayın Akıncı’ya kızmayı bırakıp, egemen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başkanlığını yapan Anastasiadis’den, Dirvana gibi cesur davranmasını beklememiz yanlış bir şey değildir. Aynı yıkıcılıkta benzeri bir kışkırtıcı eylem olan bu kararın da derhal iptal edilmesi için Sayın Anastasiadis’in tüm samimiyeti ve cesaretiyle kollarını sıvadığını tüm Kıbrıs’a göstermesi lazımdır. Yoksa bakın dağa, bakın törenlere diyerek, kendini haklı çıkartmaya çalışmasının kimseye yararı yoktur.