Dünkü olaydan sonra yine Kıbrıslı hastalığı yeniden nüksetti ve herkes toplum içerisinde birbirini yaftalamaya ve suçlamaya başladı.
Çözüm süreci olarak adlandırılan bu süreç sanki futbol maçı gibi algılanmaya da devam ediyor. Yok efendim “siz çözümcüler gördünüz mü bir bok olmaz,” “biz söylemiştik,” “siz çözüm istemeyenler çok sevinmeyin ha, barış yakın” falan gibi cümleler sanal medyada dönüp durmaktadır.
Sinik yorumlar, alaylı söylemler, mizahi paylaşımlar yavaş yavaş süreci değil de her zamanki cephelerin yeniden üretilmesi için kurgulanmaya başlamıştır. Bunun yanında, sürecin çökmesine sevinenler ve üzülenler diye yeni yeni kategoriler de inşa edilmeye başlanmıştır.
Eğer bir süreç sonuç üretmiyor ve barış inşası için atılacak tüm adımlar rehine tutuluyorsa, bu sürecin çökmesine sevinmesem de, hiç üzülmem. Fakat bunun üzerinden her türlü hamaset edebiyatını da tabii ki güzellemem.
“Her şey anlaşılmadan hiç bir şey anlaşılmış olmaz” prensibi maalesef her türlü ilerlemenin, yakınlaşmanın önünde duvar gibi durmaktadır. Yani bu prensip ya hep ya da hiç prensibine dönüşmekte ve her türlü barış için atılacak adımı engellemektedir. Onun için bu “kabız” formatın bir an evvel değiştirilmesi ve adım adım işlerin yapılacağı başka bir formata geçilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Yoksa her şeyin anlaşılmasını beklersek, bu arada hiç bir şeyin yapılmamasını da kabul etmiş oluyoruz. Veya her şey anlaşılmış olsa da onu “ya hep ya hiç” sonucunu verecek bir referanduma sokmak durumunda kalacağız ve bu da 2004’teki gibi koskoca bir hiçle baş başa kalabiliriz anlamına gelecektir.
































