Günlük konuşmalara, verilen tavsiyelere ya da nasihatlara dikkat ettiniz mi, hepsi klişe.
“Her şeyin bir zamanı vardır, kadın dediğin hamarat olur, sorun sende değil, ben demiştim, ne olacak bu memleketin hali, sorunu çözmek kolay da dış güçler izin vermiyor, iş kolay da insanlarla uğraşmak zor…” bu örnekler böyle uzar gider. Her alande her konuda vardır bu basmakalıp ifadeler hayatımızda.
Damla Günsel | Uzman Psikolojk Danışman | Poli | [email protected]
Klişe, günlük hayatımızda çok fazla kullandığımız ancak farkında olmadığımız kelimeler ya da ifadelerdirimizdir. Bu sıradanlaşmış ifadeler günlük hayatımızda büyük bir yere sahiptir. Klişe ya kullandığımızı fark etmiyoruz bile. Sohbetlerimizde, yazı dilinde, iş, spor ya da politik hayatlarımızda her an karşımıza çıkıyor. Mesela politik klişelerden biri “makam bizim için önemli değil, biz halka hizmet için buradayız” ya da iş hayatındaki klişelerden biri “başarılı insanlar kendi şanslarını kendileri yaratır.” ya da “işleyen demir ışıldar.” Bazı klişeler elbette ki doğruluk içerier ve deneyimsel bir bilgelik yansıtırlar: “Önemli olan ne yaşadığın değil nasıl başa çıkabildiğindir.” ya da “her gün yeni bir başlangıç”. Yaşanan tüm olumsuzlukların içinden kendimize bir çıkış noktası bulabilmemiz için bizi motive ediyor bu paylaşımlar. Bir diğer yandan da arkasına sığınacağımız güvenli bir kalkan olabiliyor. Ne etliye ne de sütlüye karışmadan, kimseyle laf dalaşına girmeden otomatik pilotta güvenli bir şeklide günü geçirmemize yardımcı oluyor bu basit, alaycı ifadeler. İşlerden bunalan bir iş arkadaşınıza “işleyen demir ışıldar” deyip geçebiliyorsunuz mesela, böylece işle ilgili problemlerl görmezden gelmeyi başarabiliyorsunuz. Klişelerin başlangıç noktalarını düşününce aslında pek yerinde ve doğru tespitler olduklarını inkar edemeyiz ancak o kadar hovardaca kullanılıyor ki hiç bir etkililiği kalmıyor, insanın sinirine dokunur hale gelebiliyor.
Genel olarak bu ifadelerin hepsi sıradan pek de komplike olmayan palavralar aslında. Karşılaştırğımız her duruma bir tepki vermek ya da bizimle yapılan her paylaşıma mutlaka bir yanıt vermek zorunda olduğumuzu düşünüyoruz. Sessiz kalmak pek de alışık olduğumuz bir davranış şekli değil, hal böyle olunca bu klişeler bizim kurtarıcımız oluyor. “Lafla peynir gemisi yürümez.” diyoruz ama bu klişelerle laf kalabalığı yaptığımız zaman bir şeyler üretebilmişiz gibi rahatlıyoruz. Ne demiş atalarımız “söz gümüşse, sükut altındır.” Susmak, sessiz kalmak pek de alışık olmadığımız davranış şekilleri ya yabancı hissediyor, yadırgıyoruz durumu da kendimizi de. Sessiz kalmakla bahsettiğim şey kendimize durum değerlendirmesi yapabilmek ve nasıl yapıcı bir tepki verebileceğimize karar verebilmek için ihtiyacımız olan bir mola. “Ben sessizliğimle onu alt ederim” klişesinden bahsetmiyorum. Saygı gereği mutlaka yapıcı bir karşılık vermek gerekir sağlıklı bir iletişim için ama konu dışı, şimdi hiç girmeyeceğim.
Klişeler hayatımızda olumlu bir etkiye sahip, inkar edilemez. Esprili bir yaklaşım, stresli durumlar karşısında daha olumlu düşünmemize yardımcı olabiliyor. Bu yapıcı durum psikolojik olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlarken olumsuz yaşantıları sıradanlaştırarak daha kabul edilebilir hale getirmemizi kolaylaştırıyor. Stresimizi azaltıyor. “Önümüzdeki maçlara bakacağız!” bunun en güzel örneklerinden biri sanırım. Bu ifade içinde bulunulan anda durumu değerlendirerek geçmişi -olumsuz yaşanmışlıkları- geride bırakarak geleceğe yönelik umutlar geliştirmek gibi olumlu bir psikolojik tutumu yansıtıyor. Bir diğer motive edici klişe ise “hayat bir yolculuk”. İlişkilerin kolayca sonlanabildiği, iş yaşantısında değişimin çok hızlı yaşandığı günümüzde hayatın devamı olmayan dizi bölümleri gibi sıradanlaştırılması, her gün için yeniden motive edecek bir şeylerin arayışına sürüklüyor bizi.
“Aşırı kullanımlarını ve sıkıcılıklarını bir yana bırakırsak, bizi motive ediyor, hayata daha olumlu bir şekilde yaklaşmamıza yardımcı oluyor bu basmakalıp deyişler. Ancak bu sıradan kaçış noktalarını kullanarak hayatın gerçekliğinden uzaklaşabiliyoruz ve bu kaçış – hayatı sıradanlaştırma, sorunlardan kaçma ve çözüm üretememe- kolaylıkla bir alışkanlığa dönüşebiliyor.”
Ağzınızdan çıkan bir klişe, karşı tarafın sizi dinlemeyi bırakmasına neden olabiliyor. Tamamen otomatik bir tepki verdiğiniz hissi yaratıyor. İşiyle ilgili yaşadığı sıkıntıları paylaşmaya çalışan arkadaşınıza “bu da geçer” dediğiniz zaman onun yaşadıklarını ve duygularını önemsemediğiniz düşüncesini doğurabiliyor. Düşünmeden kullandığınız klişelerle sıradanlaştırıyorsunuz ilişkilerinizi de. Bir sohbet ortamında klişeleri kullanmadan ne bir konuya girebiliyor, ne de sohbeti geliştirip devam ettirebiliyoruz. “Havalar bir tuhaf bu günlerde.” diye başlıyor, “Ne olacak bu memleketin hali?” diye devam ediyor, “Umudum kalmadı bu ülkeden nereye yerleşsek acaba?” sualiyle sonlandırıyoruz muhabbetlerimizi. Kendimizi anlatmıyor, birbirimizi dinlemiyor, dinlermiş ve düşünürmüş gibi yapmaktan bir adım öteye geçemiyor ve yapıcılığımızı köreltiyoruz.
Otomatik olarak hiç düşünmeden konuşuyor, tepkiler veriyoruz, zihin buna alışınca öyle de yaşar hale geliyoruz. Bizim için hazırlanmış olan kalıplarımız aracılığıyla hiç muhakeme yapmadan el yordamıyla ilerliyoruz hayatlarımızda. Geçtiğimiz hafta yayımlanan yazımda zihinsel olarak güçlenmekten bahsetmiştim size, işte bir yöntem daha. En çok kullandığınız klişeleri fark etmeye çalışın günlük akışınızda ve sohbet ortamlarında onları bir kenara bırakmayı deneyin. Ne demek istediğinizi farklı sözcüklerle ifade etmeye çalışın, karşı tarafın kullandığı basmakalıplar ardında aslında ne demek istediğini anlamaya çalışın, soru sorun. Evet klişelerin esprili yaklaşımına ihtiyacımız var, özellikle son günlerdeki stresli yaşam olayları karşısında ancak kaçmanın da bir sonu yok! Yapıcı olabilmek için var olan durumları irdeleyip sorgulamak önemli, sonuçta yarınların ne getireceğini kim bilebilir ki?
































