Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Bir varmış bir yokmuş

Bir sis bulutu gibi dağılıp gitti her şey.

Geriye kırık dökük anılar kaldı,

Bir de duvarlarda asılı siyah beyaz fotoğraflar…


Avusturya dükü Louis Salvator 1872 yılında Kıbrıs’a geldiğinde Lefkoşa’nın her köşesini gezmiş bir de kitap yayınlamıştı.

Yazar, Lefkoşa’yı gezerken kaç çarşısı olduğunu teker teker yazmış ve bunları anlatmıştı.

Daha o dönemlerde hayat surlar dışına taşmamış, Türk, Rum, Ermeni ahali surlar içinde hep birlikte yaşamaktaydı.

Çevresi 9 mil olan Venedik Surlarının içinde canlı ve hareketli bir hayat vardı.

Adını ettiğimiz gezgin Lefkoşa’yı adım adım gezerken tam 23 çarşı olduğunu tespit etmişti.

Lefkoşa’nın daracık sokaklarında adres sorulduğunda herkes bilirdi.

Sokaklar sorulduğunda herkes bilirdi.

Çarşılar sorulduğunda herkes bilirdi.

Postacılar mektupları gözü kapalı ulaştırırdı adreslere.

Bizim kuşaktaki insanlar da surlar içi Lefkoşa’nın bu özelliklerini yaşamıştır.

Demircilerin, marangozların, kumaşçıların, kasapların, sebze meyve satıcılarının, kuyumcuların, tenekecilerin, yorgancıların  gruplaştıkları yerleri görmüş, buralarda ayak izlerini ve anılarını bırakmışlardır…

Şimdi bir sis bulutu gibi dağıldı her şey.

Yeni yerleşim yerlerinde arka sokakların ne adları bilinir, ne oralarda oturanlar.

Ne hangi sokağın hangi sokağa çıktığı,

Ne caddelerinde ve birbirine bağlanan bölgelerinde hangi çarşıların olduğu bilinir.

Gelip geçerken yıllar,  çöke yıkıla gidiyor her şey…

Hangi sütçü, hangi sucu, hangi seyyar satıcı bilmezdi ki o sokakları,

Ve hatta teker teker kapıları.

Bir sis bulutu gibi dağıldı her şey.

Şimdi yeni yerleşim yerlerinde postacı adres sorar olmuş ne gariptir.

Evlere servis yapanlar dakikalarca adres aramaktadırlar sokaklarda.

Diyeceğim,

Surlar içi Lefkoşa’nın sokakları insanlara yakın,

O insanlar da o sokaklara yakındı.

Avusturyalı Arşüdük’ü şaşırtan şey o sokakların coşkusuydu.

Özellikle öğleden önceleri Aysaofya çevresinde gördüğü kalabalık ve canlılık dikkatinden kaçmamıştı.

Sokakları gezdikten sonra şöyle der gördükleri karşısında:

“Bu anlattığımız yerlerde dünyanın en karmaşık bir kalabalığı, özellikle öğleden önceleri kaynayıp durmaktadır.

Gösterişli elbiseleri içinde köylüler, peçeli Türk kadınları, gözleri hayretle açılmış oğlan çocukları…

Şurada gezici bir salepçi ile burun buruna geldik. Biraz ötede ise gezici yağ, tuz ve su satıcıları, tahta tepsilerde esmer ekmek taşıyan ekmekçiler, tatlı satıcılarıyla karşılaştık.

Dört bir tarafta gözlerimizin önünde çok çeşitli görüntüler vardı.

Sadece dükkan sahipleri birer heykel gibi hareketsiz durup derin bir sessizlik içinde tütün içiyorlardı…”

Dediğimiz gibi tütün içen dükkan sahiplerini,

O nargilesi ile bir köşede vakit öldüren insanları,

O çarşıları dolduran ve Türkçe ve Rumca konuşmaların birbiri içine girdiği yılları bizim kuşağımız da son deminde yakalamıptır.

Arşidük’ün de dikkatini çeken Cuma pazarı kalabalıkları 1960 ve 70’li yılları yaşayanların hafızasındadır.

Hoş kadınlar yüzlerindeki peçeleri çoktan indirmiş,

Atlı arabaların yerini bisikletlerle motorlu araçlar almıştı.

Ama hayat surlar içinde tüm canlılığı ile sürmekteydi.

Bir sis bulutu gibi dağılıp gitti her şey.

Geriye kırık dökük anılar kaldı,

Bir de duvarlarda asılı siyah beyaz fotoğraflar…

Salvator’un Lefkoşa’yı gezerken tespit ettiği çarşılar şunlar:

1-Bezirganlar Çarşısı. 2. Terziler Çarşısı. 3- Basmacılar, Kilimciler, Postçular Çarşısı. 4- Avrupa biçimi ayakkabı yapanlar çarşısı. 5- Türk biçimi ayakkabı yapanlar çarşısı. 7-İplik Çarşısı. 8- Sandıkçılar Çarşısı. 9-Arabacılar Çarşısı. 10- Bakırcılar Çarşısı. 11- Gümüşçüler Çarşısı. 12- Demirciler Çarşısı. 13- Çanakçılar Çarşısı. 14- Kumaşçılar Çarşısı. 15- Meyhaneciler Çarşısı. 16- Sebze ve Et Çarşısı. 17- Balık Çarşısı. 18- Helvacılar Çarşısı. 19- Kadınlar Çarşısı. 20- Pamukçular Çarşısı. 21- Un Çarşısı. 22- Buğday ve Arpa Çarşısı. 23- Hayvan Pazarı.

Bütün bunlar gelişen hayat koşullarına göre dağılıp kaybolacaktı.

1960 ve 70’li yıllarda da sur içi Lefkoşa’da öbekleşen terzilerin, kasapların, kumaşçıların dükkanları dağılacak,

Tek tük sahipsiz tabelalardan başka bir şey kalmayacaktı.

Salvator’un burun buruna geldiği salep satıcısının son temsilcisi ile biz de birçok kez burun buruna gelmiştik bir zamanlar.

Bir sis bulutuydu sanki yaşanan onca hayatlar.

Sanki birdenbire oldu her şey birdenbire değişti.

Bir sis bulutu kaldı gözlerimizde…

Haşmet Muzaffer Gürkan “Dünkü ve Bugünkü Lefkoşa” adlı kitabında Salvator’un sözünü ettiği çarşıları ele alır ve onların yerleri hakkında bilgiler verir.

Gürkan daha sonra şunları belirtir:

“Lefkoşa’nın bu karakteristik çarşılarının çoğu 1950’lere dek v arlığını sürdürmüştü. Eski ve geleneksel zanaatların bir bölümü kendilerine ihtiyaç duyulmadığı için, diğerleri ise Avrupa mallarına rekabet edemediklerinden ortadan silinmişlerdir.

Bütün bunlara rağmen henüz hayatta kalmış bazı eski zanaat ve meslekler de vardır. Bunlar kısmen makineleşmiş olarak sürdürülmektedir. Örneğin bugün de yorgancı esnafını küçük dükkanlarında, ahşap bir platform üzerinde oturup, elde iğne, yorgan yüzlerine kabartma yaparken görmek mümkündür.

Helvacılık da birkaç imalatçı tarafından geleneksel yöntemlerle sürdürülmektedir.

Susam motorla çevrilen değirmenlerde ezilmekte ve daha bazı makineler kullanılmaktaysa da imalat yöntemi değişmemiştir.

Ne var ki onlar da modaya uyarak yeni helva türleri üretmişlerdir.

Artık geleneksel sade helvaların yanı sıra kakaolu ve fındıklı türler de üretilmektedir.”

Gürkan Hocamız bunları 1989 yılında yayınlamıştır.

Artık o saydıkları da yok olup gitti.

Yorgancının yorgan yüzlerine yaptığı gül motifleri güller gibi zamanın rüzgarında dağılıp kayboldu.

Sene 2017.

Bu yazı sisli puslu bir havada yazıldı mevsim kış.

Sokaklar ıslak,

Ağaçların yaprakları ıslak.

Kulaklarımda salepçinin sesi çınlamakta.

Dışarıda bir kedi sesi.

Loş ışıkların altında ağlamakta.

Hani sorsalar nerede doğup büyüdün?

Bir varmış bir yokmuş diyebilirim ancak…