Kıbrıslı liderlerin, tüm iyi niyetlerine rağmen, KIBRIS SORUNUNU çözme yolunda insiyatif alamıyacakları, daha önceden de bilinmesine rağmen, son CENEVRE zirvesinde iyice ortaya çıktı.
Kıbrıs Sorunu, iç çelişkilerin yanısıra, karmaşık dış çelişkileri de barındıran bir DÜNYA sorunudur.
Böyle bir sorunda, Kıbrıslı liderlerin SON SÖZÜ söyleme gücü ve HAKKI yoktur.
Bu üzücü tesbiti yapmadan, Kıbrıs sorununun izleyeceği yolu kavrayamayız.
Kıbrıslı liderler, TOPRAK, MÜLKİYET VE YÖNETİM başlıklarında belirli fikir eksersizleri yapabilirler. Ancak bu noktalarda bile son sözü söyleme hakkı kendilerine verilmemiştir.
Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım’ın Salı günkü beyanatında, çok önemli konular, gündeme taşınmıştı.
Yıldırım, Kıbrıs Sorununda AB’nin 2004 teki ürkek tavrıyla sınıfta kaldığını ve Kıbrıslı Türklere KAZIK ATILDIĞINI söylerken, önemli bir açılım da yapmıştır:
Yıldırım, Türkiye’ye Kıbrıs’ta, AB nin tanıdığı dört özgürlüğün verilmesi durumunda, ÇÖZÜM’ün çok kolay olacağı açılımını yapmıştır.
Türkiye vatandaşları, ADA’da, diğer Avrupa vatandaşlarının sahip olduğu, Serbest Dolaşım, Serbest Yerleşim, Mülk Edinme ve Ekonomik faaliyetlere serbestçe katılma hakkının tanınması durumunda, çözüm, Yıldırım’a göre daha kolay olacak ve GARANTİLER konusunda daha esnek bir çizgi izlenebilecektiir.
Türkiye Başbakanı Yıldırım, Türkiye’nin tüm komşularıyla sorunlu olan DIŞ POLİTİKASI’nı ters yüz edip, komşularıyla sıfır sorun politikasını hayata geçiren BAŞBAKAN pozisyonundadır.
Tayyip Erdoğan’ın, Ahmet Davutoğlu’nu görevden almasının gerçek nedeni, Davutoğlu’nun tüm komşularıyla olan dalaşması ve Türkiye’nin tüm dünyadan tecrit olmasıdır.
Erdoğan’ın Binali Yıldırım hükümetine verdiği ana görev, tüm komşularıyla iyi ilişkiler kurma görevidir.
Rusya, Suriye , İran ve son olarak Irak ile ilişkilerini, RADİKAL bir şekilde düzelten Türkiye’nin, aynı yöndeki adımları, Yunanistan ve Kıbrıs ile de kolaylıkla atması mümkündür.
Anastasiyadis ve Akıncı, Kıbrıs Sorununda yeni açılımlar yapamadıklarına göre, DIŞ DİNAMİKLERİN AL-VER sürecini başlatacakları adımları örgütlemeleri ve hayata koymaları kaçınılmazdır.
AL-VER SÜRECİ ve GERÇEK TAKVİMLER örgütlenmeden, bu gordiyon düğümünü Kıbrıslıların çözmesi mümkün değildir.
Perşembe Günü başlıyacak olan BEŞLİ ZİRVE, bu AL-VER sürecinin başlangıcı olacaktır.
AL-VER sürecinde, BOĞUCU TAKVİMLER de ister istemez gündeme gelecektir. Bu iki adım atılmadan, Kıbrıslı liderlerin insiyatifinde bu sorun, olduğu haliyle yıllarca devam eder.
Bu sorunun olduğu haliyle devamı ise, özellikle Doğu Akdeniz’deki Enerji politikaları ve Amerikan çıkarları ile çeliştiği için, DIŞ DİNAMİKLER tarafından, kesinlikle izin verilmecek bir durumdur.
Amerika’nın Yeni Başkanı’nın da görevine başlıyacağı günlere az bir zaman kalmıştır. Kıbrıslı liderlere tanınabilecek zaman da, bir iki haftayı geçmiyecek bir zaman aralığı olabilir.
Bu son şanslarını da kullanma güçleri olmayan iki toplum lideri, daha sonra oluşturulacak BASKI ve ZAMAN TAKVİMİNDEN kaçma şanslarını da kaybedeceklerdir.
Tarihin tekerleğini, gücü olanlar ÇEVİREBİLİR. Gerisi, dönen tekerleği izlemekten başka hiçbirşey yapamazlar.
































