Bir şeyi kırk defa söylerseniz, gerçekleşirmiş derdi eskiler.
Onun için, “ya Cenevre’de anlaşma olur ya da Türkiye’nin ili olmaktan kurtulamayız” gibi dehşet kehanetlerinde bulunmaya devam edersek, bir de bakarsınız, korktuğumuz başımıza gelebilir.
Sosyal psikolojide bu tür tavırlara kendi kendini gerçekleştiren kehanet denir yani “self fullfilling prophecy.”
Bu olgu, “başlangıçta gerçekliği olmayan bir durum hakkındaki beklentilerin gerçekleşmesine yol açma süreciyle beklenen davranışın sergilenmesi sonucu, olmayan bu halin gerçeğe dönüşmesi” biçiminde gerçekleşir.
Onun için böyle bir olasılığı durmadan dillendirmek, kamusal alanda bu ihtimalin olabilirliği düşüncesini yaratır. Ve insanları böyle bir olasılığa hazırlar. Yani bu tip bir beklentiyi normalleştirir.
Bundan dolayı, bu günlerde neler söylediğimize ve yaptığımız spekülasyonlara biraz dikkat etmemiz lazım.
Zirve çökse dahi ilhak kesinlikle bir alternatif değildir. Hatta senaryo olarak bile düşünülmemelidir.
Ama süreç “negatif” bir şekilde çökerse, yani taraflar birbirlerini suçlayarak sürecin niye çöktüğünü açıklamaya çalışırlarsa (blame game) yeni bir sürece başlamak için daha fazla bir zaman gerekebilir ve soğukluk ve kutuplaşma yaşanabilir.
Bu tip kutuplaşma iki taraftaki de-facto realiteleri iyice kökleştirir dolayısıyla durum daha da bir karmaşık hale gelir.
Esas amacımızın ve hedefimizin kalıcı bir Barış’a ulaşarak, yaşadığımız bu belirsizlikten kurtulmak olduğuna sanırım her kes hemfikirdir.
Bugüne kadar “kapsamlı çözüm” formatı bu ulvi amacın tek aracı olarak kullanılageldi. 1968’den bu yana hiç bir başka yöntem denenmedi. Fakat bu aşamada, Cenevre zirvesinin muhtemel çöküşünün bize göstereceği tek şey, “Son şans” olarak adlandırılanın Barış sürecinin kendisinin değil metot, yöntem ve araç olarak bugüne kadar kullanageldiğimiz bu “bütünlüklü” veya “kapsamlı çözüm” modelidir.
Öte yandan aynı amaç (Barış istenci) devam ettiği sürece “kapsamlı çözüm” yöntemi olmadan da Barış sürecini yeniden canlandırmamız mümkündür. Kapsamlı veya paket çözümlerin peşinde “her şey anlaşılmadan hiç bir şey anlaşılamaz” diye diye bugünlere kadar geldik. Bu arada atılabilecek birçok iyi niyetli adımı da Kapsamlı çözüm formatına kurban ettik.
Tabii beni yanlış anlamayın. İnşallah 12’sine kadar kapsamlı çözüm sürecine verilmiş bu son şansı liderler iyi kullanıp “her şeyde” anlaşır ve Çoklu konferansı gerçekleştirip Barış’a imza atarlar.
Fakat eğer aksi olursa, masayı devirmeden, birbirlerini suçlamaya girmeden, format değiştirerek “parça parça” veya “adım adım” hatta “gıdım gıdım çözüm” formatına geçilmelidir? Kapsamlı çözüme hemen ulaşamasak bile atacağımız her adımla kartopu gibi büyüyecek bir Barış sürecinden söz ediyorum.
Detaylar perşembeye!!
































