Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rumlar Hata Yaptıklarının Farkındadırlar

“Yazı’ya girmeden önce, Dağyolu’ndaki kazada kaybettiklerimizin acısını derinden hissettiğimizi belirtmek isterim”

       Hakim ulus şövenizmin etkisini kırıp, normale gelmek sanıldığı kadar kolay bir iş değildir.

       Mozaik yapısı olan ülkelerde  EZEN ULUS MİLLİYETÇİLİĞİ en tehlikeli beladır. Ancak ne yazıktır ki, bu belayla mücadele sanıldığı kadar kolay değildir.

       Sovyetler Birliği’nin dağılmasında, Rus milliyetçiliğinin diğer uluslar üzerindeki aşırı baskısının da önemli bir rol oynadığı herkes tarafından kabul edilmektedir.

       Yugoslavya’nın parçalanmasında Sırp Milliyetçiliğinin hakimiyetçi anlayışı da bölünmeden başka bir şey getirmemiştir.

       Türkiye’de Türk milliyetçiliğinin hakimiyetçi anlayışı, Anadolu’daki mozaiği parçalarken, Ermeni, Rum, Kürt halkı üzerinde de yıkıcı sonuçlara yol açmıştı.

       Anadolu’da, Ermeni ve Karadeniz’de Pontus ulusları, Türk milliyetçiliği karşısında etkisizleşmiş ve çoğu göç ederken, kalanlar, farklı bir ulusun parçalarına dönüşmüşlerdir.

       Kürtlere gelince, kendi içlerindeki feodal yapının gücüyle, şimdiye kadar yaşama şansı bulmuşlar ve farklı bir yapı oluşturarak, Türkiye’deki Türk milliyetçiliğine karşı Kürt milliyetçiliğini canlandırarak, günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir.

       Türkler ve Kürtler arasında, Türklerin EZEN ULUS milliyetçiliğini bırakmaları, Kürtlerin de BİRLİKTE YAŞAM prensiplerine dönmeleri halinde, Türkiye’deki iç karışıklık, yerini demokratik bir yapıya dönüştürebilir.

       Kıbrıs’a gelince:

       Dış güçlerin BÖLGESEL HAKİMİYET MÜCADELESİNDE  bir savaş alanı olmasında, HAKİM ULUS olan RUM MİLLİYETÇİLİĞİNİN aşırı istekleri, yangına körükle gidilmesinde belirleyici rol oynamıştır.

       Rumların Yunanistan’a bağlanma siyasetleri, Türk milliyetçiliğinin de, arkasına Türkiye’yi alarak BÖLÜNME SENDROMUNU Kıbrıs’a taşımıştır.

       1960’ta kurulan Kıbrıs Cunhuriyeti’nde Türkleri Ortak görememe anlayışı da, Bölünme’nin derinleşmesinde etkili olmuştur.

       1974’te, 15 Temmuz’da Makarios’u öldürme Planı da, adanın fiilen ikiye bölünmesini getirmiştir.

       Mont Pelerin Zirvesinde, uzlaşıya yakınken, Yunanistan Dışişleri Bakanı NİKOS KOTZİAS’ın Türkiye’nin Garantisini ve Türk askerinin adadaki varlığını kesinlikle kabul etmeyeceklerini, ön şart olarak  ileri sürmesi, açıkça bir PROVAKASYON etkisi yaptı.

       Mont Pelerin’de veya başka bir yerde oluşacak uzlaşının, her iki tarafın isteklerinin ARA KESİTİ olacağı kesindir. Bu sağlanmadan, tek taraflı dayatmalarla bir yere varılması mümkün değildir.

       Zirveden sonra, Kıbrıs Rumları ardı ardına yeni hamlelerle, yapılan hatayı ANLADIKLARINI belli ettiler.

       Kıbrıs Dışişleri Bakanı Kasulidis, Kıbrıs, Özgür ve egemen bir ülke olacaksa, GARANTİLERİN BELLİ BİR SÜRE daha süreceğini açıkladı.

       Rum hükümet sözcüsü Hristodulidis de, Adada bulunan 40 bin Türk askerinin çözümle birlikte, hemen adadan ayrılacağını beklememek gerektiğini, bu askerlerin aşamalı olarak çekileceğini açıkladı.

       Atılan bu adımlar, geleneksel Rum politikasının dışında, yeni siyasetlerdir.

       Bu adımların yanısıra, Yunanistan Dışişleri Bakanı Kontzias, Rum kesiminde nerdeyse, PROVAKATÖR olarak lanse ediliyor.

       Şimdi, Rumlar, Akıncı’nın istediği Toprak ve Garantiler konusunun  EŞ ZAMANLI, yan yana iki masada AL-VER şeklinde görüşülmesinin zeminini yaratmaya  ve KENDİ HALKLARINI , yeni sürece hazırlamaya çalışıyorlar.Bu sağlanırsa, 2016 yılı sonuna kadar, Kıbrıs Sorununda ileri bir  noktaya gelinebilir.

       Rumların bir çoğu, EZEN ULUS MİLLİYETÇİLİĞİNİN, başlarına bela getirmekten başka birşeye yaramadığını anlamaya başlamışlardır.Bu da Umut’un yaşaması demektir.