Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Evdim, ilk öğretmenim ve gerçekler…

Usumda hayal-meyal hatıralar.

Taş köprünün kenarında, yığma kerpiçten küçücük bir ev. Arkada ağaçlarla bezeli geniş bir bahçe.

Taş köprüden sonra başlayan dik yokuşun başı.

Rahmetli bakkal Tahsin amca. Bir yemiş aldığımızda bir tane de promosyon verirdi. Promosyon nedir bilmezdi o dönemin insanları. “Bahşiş” derlerdi.

Ancak ayda bir gerçekleşirdi bu “bahşiş” töreni. Diz boyu fakirlik vardı ve veresiye defterlerine yazılırdı tüm alınanlar. Ay başı iki tarafça itinayla kontrol edilirdi deftere yazılanlar. Ve hesap kesimi yapılırdı. Eğer yemişlerin sayısı fazlaysa ilk tepki bakkal Tahsin’e olurdu.

Tekerlekli sandalyesinde gelip giden veresiyeci müşterilerine yetişmeye çalışan Tahsin amca “bırakın çocukları yemiş da yesinler” derdi her defasında.

Ama bu sözler fayda etmezdi. Çünkü ikinci tepki evde elbette bizeydi.

Sadece 30 liraya 5 kişilik bir ailenin hayatını idame etmeye çalışan bir aile reisinin elbette doğal tepkisiydi bu.

Gettolardaydık.  Fakirdik. Dünyadan koparılmıştık ve hepimiz mücahittik.

nursel-yamaci-1

 

***

 

İlk öğretmenim.

“Ne hatırlarsın” diye sorduğunda “başımızın üstüne koyduğumuz sandalyelerimizle, o dik yokuşu tırmanarak ilk oklumuza gittiğimi hatırlarım” dedim.

Sene 1968.

Dört bir taraftan sarılmış, yüksek tepelerin arasına sıkışmış, tek nefes alma kaynağı Ağrotur İngiliz Üsleri olan ve büyük bölümü mücahit geri kalanlar bağcılıkla hayatlarını kazanmaya çalışan Evdim köyündeydik.

Limasol bölgesinin acemi eğitim taburu. Ellerinde ikinci dünya savaşında kalma silahlar, tenekeden yapılmış çakma roket atarlar ve etrafta gezen yüzlerce bozkurt amblemli askerler.

İlk öğretmenim.

Nursel yamacı.

Şimdi geriye dönüp baktığımda değil anaokulu dünyada okula gitmenin bile mümkün olmadığı zamanlarda  anaokulu eğitimi veriyordu bize.

Kıbrıs’ın batısında, toplumlar arası çatışmaların doruk noktasında, geri kalmış, fakirliğe talim etmiş bir köyde üstelik bunu yapıyordu.

Dün Öğretmenler Günü idi.

Gittim elini öptüm.

Lapta-Alsancak Montessori Okulu çocukları ile birlikte.

Elbette çok duygulandık.

Ve şimdi tarih olmuş o günleri yad ettik.

 

nursel-yamaci-2

 

***

 

Bu duygusal yazıdan ne çıkar bilir misiniz?

Kıbrıs sorunundaki günümüz gerçekliği çıkar.

Yukarda betimlemeye çalıştığım 1968’lerin fakir Evdimlileri 1974 sonrası Çatalköy’e yerleştiler.

Muazzam bir inkişaf (bu görüşmelerde kullanılan kilit önemde bir deyimdir) gerçekleştirdiler.

Acapulco, Oscar, Pia Bella ve benzeri on binlerce turisttin misafir edildiği oteller.

Onlarca restoran ve süper marketler.

Sadece 1200 kişilik Rum sakinden ibaret Aios Epiktitos köyünü Batı’da Cratos Otel’den Doğu’da Alagadi’nin hemen kıyı başına bağlayan büyük bir ekonomi.

Ve üstüne bir gerçeklik:

“Ailem Evdimlidir ama ben Çatalköylüyüm diyen Sevgili Dimağ’ın tespiti.

 

***

 

Mont Pelerin’de, “toprak kriterleri” yüzünden çöken zirve var ya.

Kıbrıs sorunu bu gerçekliğe dayanmadan bir çözüme ulaşamayacak.

Ve eğer ulaşamazsa bu düzen böylesine sürüp gidecek.

Hiç kimse Evdim’in fakir çocukları değildir artık.

Bunu anlamayan da kaybetmeye mahkumdur…