“KAS SIKIŞMASI” DEDİ “KANSER” ÇIKTI: 17 yıl önce bir yaz günüydü. Fetine Alev Ecesoy, gününü ev işlerine ayırmış, bütün gün temizlik yapmıştı. Çok yorulmuştu, öyle ki akşam yatağına uzandığında sol memesinde fark ettiği topağı kas sıkışması sandı. Gerçek ise bambaşkaydı. Ecesoy, meme kanserine yakalanmıştı
ÖLÜMÜ AKLINA BİLE GETİRMEDİ: Kanseri kahkaha ile karşılamadı tabi ama kahırlara da girmedi. Fetine Alev Ecesoy, en zorunu en başında başardı. Kanseri kabullendi, ufacık şeylerle mutlu olmayı bildi, hayata hep pozitif baktı. “Ben kazanacağım” dedi. Ölümü hiç aklına getirmedi. “Yeneceğim” dedi, yendi
11 YIL SONRA YENİDEN: Fetine Alev Ecesoy, 44 yaşında girdiği kanser ile ilk savaşından ailesinin sevgisi ve desteği ile galip çıktı. Aradan 11 sağlıklı yıl geçti. Bitti sanmıştı ama bitmedi. İllet, yıllar sonra yeniden çıkageldi. Kanser bu kez sağ memesinde baş gösterdi
İÇİNDEKİ SESİ DİNLEDİ: Önündeki süreç çok zor, bir hayli uzun, Fetine Ecesoy ise çok yorgundu. Yüreğine döndü sonra. İçindeki ses, “Kalk” dedi. “Sen annesin. Pes edemezsin…” Kalktı, derin bir nefes aldı ve o savaşa girdi… Yaralar aldı elbette ama zaferi de kazandı
Duygu ALAN
1999 yılıydı. Havanın güneşli olmasını fırsat bilen Fetine Alev Ecesoy, bütün gün ev işleri ile uğraştı. Henüz 44 yaşındaydı, en az bugünkü kadar dinamik, enerji doluydu. Ev işlerine el atmışken birkaç da halı yıkayıvereyim dedi, kolları sıvadı.
Çok yorulmuştu, akşam olduğunda neredeyse kolunu kaldıracak hali kalmamıştı.
Ailesi ile birlikte akşam yemeğini yedi ve uyumak üzere yatağına girdi. Yatağına uzandığında eli göğsüne gitti. Sol memesinin üzerinde bir topak fark etti. Bunu o günkü yorgunluğuna bağlı kas sıkışması diye yorumladı ve evinin tüm işlerini bitirmenin de huzuru ile uykuya daldı.
Sabah uyandığında sol memesindeki şişliğin geçmediğini fark etti ama ağrı da hissetmiyordu.
Durumu eşi Önder Ecesoy’a söyledi. Önder Bey, panikledi ve hemen eşini hastaneye götürdü.
Fetine Alev Ecesoy’un hikayesi de böylece başlamış oldu.
“İnanmak istemedik önce”
Fetine Hanım, başından geçen süreci anlattı: “Eşim memedeki o topağı önemsememizi ve hemen doktora gitmemiz gerektiğini, eğer kas sıkışması ise ona göre bir ilaç kullanabileceğimizi yok eğer yağ topağı ise aldırıp rahatlayabileceğimi söyledi. O gün Lefkoşa Doktor Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne gittik. Hastanede şans eseri tanıdık bir doktora rastladık. Doktor, hemen beni muayene etti ve bir takım tetkikler istedi. Bu tetkikleri yaptırdık. Sonuçlar kısa süre sonra çıktı. Tetkik sonuçlarını alınca tekrar aynı doktora gittik. Bana meme kanseri olduğumu ve muhakkak sol mememin alınması gerektiğini söyledi.
Şaşırdım, o an tepki bile veremedim. Beklemediğim, hatta hiç ihtimal vermediğim bir sonuçtu. Eşim adeta şoka girdi. Hatta eşim o anki duygularının bir refleksi ile ‘Doktor sen neler söylüyorsun. Hayır, böyle bir şey olmaz’ diye reaksiyon gösterdi. Doktorum muayenehanesinden çıkınca eşim, ileri tetkik yapmamız ve başka doktorlara da muayene olmam gerektiği konusunda ısrar etti. İtiraz etmedim. Akabinde Türkiye’ye gittik. Ankara İbni Sina Hastanesi’ne…
sdsadddsdsss.jpg)
“Artık tek memeliydim”
Ankara İbni Sina Hastanesi’nde de benzer tetkikler yapıldı çıkan sonuçlar Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde yapılan tetkiklerin sonucu ile birebirdi. Bana, meme kanseri olduğum ve sol mememin alınması gerektiği söylendi. Hatta benimle ilgilenen doktor, “İtiraz etmeyin lütfen. Bu operasyon şart. Memenin kesilmemesi konusunda ısrar etmeniz bir şey ifade etmeyecek. Ben bu ellerimi keserim yine de bu operasyonu yaparım” demişti. Doktor aslında bu sözleri ile durumumun ciddiyetini anlatmaya çalışmıştı. Tabi doğru olanı yaptık ve ameliyata karar verdik. Hemen hazırlıklara başlandı bu arada durumu ailem öğrendi ve ben bir hafta içerisinde ameliyat oldum, operasyonda sol memem alındı. Benim artık bir memem yoktu.
“4 seans kemoterapi aldım”
Memenin alınması bu tedavinin ilk aşamasıydı. Göğüste görünemeyen küçük kitleler olabilirdi ve işimizi şansa bırakamazdık. Bu sebeple Sıradaki aşama kemoterapiydi. Kemoterapi tedavisi ameliyattan 3 ay sonra başladı. 4 seans kemoterapi aldım. İlk seansı Ankara’da İbni Sina Hastanesi’nde gerçekleştirildi. Akabinde Mersin’e ablam Şefika Ürer’in evine gittik. Ablam hemşireydi. Çocuklarım da bu arada Mersin’e geldi. Çocuklarım yetişkinlerdi. Dolayısıyla durumumu biliyor, anlayabiliyorlardı.
“Ailemin desteği büyük moral oldu”
Benim en büyük şansım eşim, çocuklarım, ablam ve ailemin diğer bireyleri ile dostlarımdı. Hepsi büyük destek verdi. Onların desteği sayesinde moralim çok yüksekti. Bir diğer şansım ise diğer 3 seans kemoterapi için hastaneye gitmedim. Doktor kalmakta olduğum ablamın evine geliyordu ve ben kemoterapiyi evde alıyordum. Bu benim için hem ayrı bir moral hem de dayanma gücüydü.
sdsadddsdsss.jpg)
“Siyah, uzun ve gür saçlarım vardı”
Kemoterapi bende mide bulantıları, baş dönmesi ve kusma gibi reaksiyonlara neden oluyordu. İlk kemoterapiyi aldıktan birkaç hafta sonra da saçlarım dökülmeye başladı. O zaman saçlarım siyah, gür ve uzundu. Saçlarım dökülürken çok acı duyuyordum. Sanki kafamın içerisine iğneler batırılıyordu. Yanma hissi vardı. Bu acıyı azaltabileceğim düşüncesi ile saçlarımı kısa kestirdim. Ama dökülme durmadı. Bir gün ani bir karar ile eve kuaför çağırdık ve ben saçlarımı usturaya vurdurdum.
“Saçlarımın dökülmesini hiç takıntı yapmadım”
Saçlarım döküldüğünde ablamın yakın bir arkadaşı olan rahmetli Yıldız abla bana bir peruk hediye etmişti. Ama ben o peruğu 5-6 defa taktım. Ekseriyetle keldim. Çünkü bu benim doğal halimdi ve ben kendimi öyle de sevdim. Hatta bu konuda hiç unutamadığım bir anım da oldu. Benim saçlarımı usturaya vurdurduğum dönemde genç kadınların birçoğu saçlarını imaj olsun diye kazıtıyorlardı. Kimisi tümünü, kimisi sadece yanlarını… Bir gün Mersin’de çarşıda geziyordum. Doğallığı sevdiğimden ve saçlarımın olmayışını hiç problem etmediğimden peruk takmamıştım. Çarşıda bir kadın yanıma yaklaştı ve ‘Özür dilerim size bir şey söyleyebilir miyim’ dedi. ‘Elbette’ dedim. Kadın bana saç stilimin güzel olduğunu hatta bana çok yakıştığını ama yaşıma hiç uygun olmadığını söyledi. Nerden bilebilirdi ki… Teşekkür ettim ve arkasını dönüp gittiğinde kendi kendime güldüm…
Ben saçlarım konusunda hiç takıntı yapmadım. Saçtır, kirpiktir, kaştır, dökülür, hatta bazen yanlışlıkla yanar bile ama bu bir son değil. Kökü sendedir, yeniden çıkar…
“Memem yoktu ama nefesim hala benimleydi”
O dönem bir anım da protez meme konusunda oldu. Saçlarımdan utanmadığım ve kel olduğumu saklamadığım gibi bir memenin alınmış olmasından da utanmıyordum. Ama ben denize girmeyi ve yüzmeyi çok seven biriyim ve bu anlattığım anım ben 44 yaşındayken kanserle ilk savaştığım dönemdi. Sol memem yoktu. Biri var, diğeri yok bu görüntü dışarıdan hoş görünmez diye bir sol protez meme yaptırmıştım. Bir sabah Mersin’de yazlıkta denize girdim, sakindi. Gönlümce yüzdüm. Ama insanlar yavaş yavaş sahile gelmeye, şezlongları doldurmaya başlamıştı. Denizden çıkmaya hazırlandığım sırada protez memenin yerinde olmadığını fark ettim. ‘Nerede, nerede’ diye meme ararken bir de baktım meme bana doğru geliyordu. Dalga protezi bana getiriyordu. Kendi kendime çok gülmüştüm… Bu anımı ailemle paylaşırken de çok güldüm. Normal çünkü. İnsanın bir bacağı, kolu, memesi veya başka bir uzvu ya da organı olmayabilir. Bir organını veya uzvunu kaybetmek şüphesiz mutluluk verici bir olay değildir ancak bu dünyanın sonu ya da kahır getirecek bir durumda değildir. Çünkü daha değerlisi nefesin halen seninledir.
sdsadddsdsss.jpg)
“11 yıl sonra kanser sağ memede karşıma çıktı”
4 seanslık kemoterapi tedavisi bitti. Acılarım da hafifledi. Daha sonra kontrollerim başladı. Önce 3 ayda bir sonra bu süre 6 aya daha sonra seneye döndü. 11 yıl boyunca her yıl düzenli olarak kontrollerimi oldum. 2010 yılında bu kez sağ göğsümde bir kitle tespit edildi. Yine bir dizi tetkik yapıldı. Bu durum “Yine mi?” endişesi ile aile bireylerimin moralini çok bozdu. Ama ben üzülmedim, moralim aksine oldukça yüksekti. Çünkü en kötü ihtimal ile yine kanserdim. Belki yine canım yanacaktı ama ben ailemin desteği ile yine yenerdim. Neticede de öyle oldu.
“Adana Acıbadem Hastanesi benim seçimimdi”
Doktor Mustafa Kalfaoğlu biyopsi için mememden parça aldı ve tetkike gönderdi. Sonuç ben yine meme kanserine yakalanmıştım. Yine ameliyat olmam mememi aldırmam gerekiyordu.
Kanser tedavisi manevi olduğu kadar maddi olarak da insanı yıpratan zor bir süreç. Bu konuda da şans benden yanaydı. O yıl ülkede ciddi bir sel baskını olmuştu ve hastane kısmen hizmet veremez durumdaydı. Dolayısıyla sevkim daha rahat, sıkıntısız bir şekilde gerçekleştirildi. Hatta Adana Acıbadem Hastanesi de benim seçimimdi.
“Meme ve lenf bezleri alındı”
Yine eşimle birlikte yola koyulduk ve Adana Acıbadem Hastanesi’ne gittik. Orada gerekli tetkikler yapıldıktan sonra ben yeniden ameliyat oldum ve sağ meme ile lenf bezlerim alındı. Ardından kemoterapi ve ışın tedavisi gerçekleştirildi. Kemoterapiyi yine 4 seans aldım ve tüm süreci yeniden yaşadım. Kemoterapinin ardından bir buçuk ay da ışın tedavisi oldum.
“Koltuk altlarıma kadar yara oldu”
Işın tedavisi çok zordu. Hem her gün uygulanan bir tedaviydi hem çok acılıydı. Işın tedavisine bağlı olarak göğsümde yaralar açıldı, kanamalar oldu. Koltuk altıma kadar yara olmuştu. Ama ben yinede şanslıydım çünkü ailem yine yanındaydı.
“Pansumanlarımı eşim yaptı”
Işın tedavisine bağlı olarak göğüs ve koltuk altlarımda oluşan yaraların her gün pansuman edilmesi gerekiyordu. Bu pansumanları her anımda yanımda olan ve sevgisi, desteği ile beni hayata bağlayan eşim yaptı. Önder Ecesoy… Eşim Önder Bey beni hiç bırakmadı. Her anımda yanımdaydı. İlgisini, sabrını, sevgisini ve anlayışını benden hiç esirgemedi… Kemoterapi tedavisi tamamlandıktan sonra 3 ayda bir kontrollerim başladı. Bu üç ay sonrasında 6 aya çıktı. Halen altı ayda bir kontrollerimi oluyorum.
sdsadddsdsss.jpg)
“Hayat her şeye rağmen çok güzel”
Benim hikayem de böyle… Gerek kanser hastalarına gerekse bu hastalığa yakalanıp da henüz öğrenenlere tavsiyem; öncelikle vücutlarını iyi tanısınlar ve alışılmadık bir durum fark ettiklerinde muhakkak gecikmeden hekime başvursunlar. Çünkü erken teşhis çok önemli… Kanseri kabullensinler sonra… Ama bunu bir hastalık olarak düşünmesinler. Ufacık şeylerden bile mutlu olmayı bilsinler, hayata pozitif baksınlar. Çünkü her şey olacağına varıyor ve hayat her şeye rağmen çok güzel. Hayattan zevk almaya baksınlar. Ölümü ise akıllarına bile getirmesinler. Zira ben böyle yaptım ve iki kez bu savaşa girdim, her ikisinden de galip çıktım.
“Torunlarım benim yaşam kaynağım”
Fetine Alev Ecesoy’un gelini ve damadı ile birlikte birbirinden harika 4 evladı, Önder Ekmekçi, Raif Ekmekçi ve Demir Ecesoy isimlerinde dünya tatlısı üç torunu var. Ev hanımı olan Ecesoy, gününün yarısını torunları ile geçiriyor.
“Yaşam kaynaklarım” diyor Fetine Alev Ecesoy torunları için… Ve devam ediyor. “Benim kanserle savaşımda ışığım eşim, çocuklarım, ablam ve ailemin diğer bireyleri, arkadaşlarım, dostlarımdı. Onların sevgisi, desteği, anlayışıydı. Onlar olmasaydı belki de her şey başka olurdu. Ailemin varlığı ile hayata tutundum. Bugün beni hayata bağlayan en büyük değerlerim ise yavrularımın yavruları, torunlarım. Onlar benim canım, yaşam kaynağım.
































