Kıbrıs sorununda, adada yapılacak görüşme sürecinin TÜKETİLMESİ ve ardından görüşmelerin İsviçre’ye taşınması, yeni bir yol ayrımını ortaya çıkardı.
Bu çatallı yol ayrımında, birinci alternatif, özellikle TOPRAK VE GARANTİLER konusunda her iki tarafın esneklik göstererek, AL-VER süreci içerisinde olumlu bir noktaya gelmeleridir.
Her iki tarafın dış güçler ve özellikle Amerika’nın bölgesel çıkarları nedeniyle güçlü bir markaj içerisinde TUTULDUKLARI unutulmamalıdır.
Mont Pelerin’den gelen karelerden yorumlar yapılabilir:
Anastasiyadis’in Akıncı’nın bardağına su dökmesi, sabah kahvaltılarının, öğle ve akşam yemeklerinin birlikte yenmesi ve yayınlanan tüm resimlerde Anastasiyadis ve Akıncı’nın güler yüzlerinin özellikle SERVİS EDİLMESİ, Mont Pelerin’de pişmekte olan yemeğin yansıtılmasından başka birşey değildir.
Bu karelere, Çarşamba Sabahı, Anastasşiyadis ve Akıncı’nın eşlerinin ortak KAR SEFASI fotoğrafının da eklenmesi, Mont Pelerin’de işlerin iyiye gittiğinin dolaylı anlatımıdır.
Toprak Konusunda, Annan Planı’nın 3. Versiyonuna yakın bir Harita’nın ortaya çıkması beklenmektedir.
Çarşamba ve Perşembe günkü toplantılarda, toprak konusundaki KRİTERLER yeniden oluşturulurken, İKİ BÖLGELİLİK ve KIYILARIN ORTAK KULLANIMI tartışmaları ön plana gelecektir.
Gerek Rum göçmenlerinin mümkün olduğunca fazlasının geriye dönüşü, gerekse iki bölgeliliğin korunmasu açısından, belirli yerleşim alanlarının, MERKEZİ DEVLETE bağlı ÖZEL BÖLGELER olarak , Annan Planının 3. Versiyonunun geliştirilmiş hali ortaya çıkartılacaktır.
Bu adım sağlanabilirse, Garantör ülkelerin devreye gireceği tarihle birlikte, HARİTALARIN kesin tartışılması ve sonuçlandırılması adımı gelecektir.
Yol ayrımındaki ikinci yol ise, Toprak ve Garantiler konusunda ortak bir çizginin yaratılamaması ve görüşme sürecinin büyük bir darbe almasıdır.
Bu durumda, Rumların, Doğu Akdeniz’de Türkiye tehdidi ile daha şiddetli bir şekilde karşılaşacakları ve hayal ettikleri enerji koridoru konusunda DEVRE DIŞI kalacakları kesindir.
Kıbrıs Türk tarafı da, dünya ile bütünleşme hayallerini başka bahara bırakmak zorunda kalacak ve Türkiye’ye olan bağımlılık daha da artacaktır.
Süreci belirleyecek ana dinamik, Amerika’nın bölgesel çıkarlarıdır.
Türkiye de, büyük bir bedel ödemekte olduğu Kıbrıs Sorununda, rahatlamak ve tüm gücünü, gittikçe içine çekildiği Orta-Doğu bataklığında kullanmak için, Kıbrıs Sorununda bir SON’a gelme politikası izlemektedir.
Mont Pelerin sürecinin, Kıbrıs Sorununda KIRILMA değil, YENİ BİR BAŞLANGIÇ yaratma dinamikleri, şu anda daha belirleyici konumdadır.
































