“Bir yazarın bazen bu memlekette lüzumsuz olduğunu düşünüyorum. Neyi, kime ve niçin yazacaksın?”
…
Yukarıdaki satırlar Çetin Altan’ın 26 Mart 2014 günü yazdığı köşe yazısından…
…
Fark ettiniz mi?
Kırlangıçlar geldi.
İlk kez geçtiğimiz Pazar günü fark ettim.
Bir su birikintisine dalıp çıkıyorlardı.
Gagalarında damlacıklar…
…
Bahar, ağaçların yapraklarına sinmiş.
Kırlangıçlar neşe içinde.
Zeytin ağacında bir serçe, lakin serçe değil bülbül sanki…
O misal ötmekte…
…
Belki de her yazar zaman zaman Çetin Altan gibi karamsarlığa düşmekte.
“Neyi? Kime, niçin yazacaksın?”
…
Kırlangıçlar kanat çırparken kimin için, niçin kanat çırpar?
O kuş öterken derdi ne?
…
Memlekete bomba gibi düştü!
Yüz kadar ELAM örgütü mensubu Talat’ın konferansında olay çıkardı.
Bizim Ersöz Paşa’yı da darp ettiler…
…
Ne kadar yol tepmişti kırlangıçlar?
Nereden geliyorlardı?
Şimdi dur, tekrardan, yeni baştan yuva yap!
Tek tek çöpleri taşıyaraktan, bir mimarın düşüne bile giremeyecek gizemli bir örgü…
…
Çetin Altan’ın karamsarlığı doğru mu?
Yazarlar bazen lüzumsuz mu?
…
Ta Güzelyurt’tan uzanan akarsu, Yenikent’e kadar varıp evimizin önünden geçmekte.
Bir grup Leylek buralarda yuvalanmış.
Beyaz leylekler.
Hepsi de şaşkın.
Biraz sazlık, birkaç ağaçlık arasına tüneyip çevrenin gürültüsüne şaşırmaktalar.
Kırlangıçlar da gelmiş, birbirlerine bakışmaktalar…
…
Tabii ki basın ilgi gösterecek.
Güneydeki fanatik yapılanmanın ırkçı tutumu tüyleri ürpertiyor.
Fakat, kırlangıçlar oralı değil.
Tel örgüleri aşıyorlar.
Kurumuş dikenler onlar için çiçek…
…
Güneş çekilirken kırlangıçların yuvalarına çekilmeleri neyi anlatır?
Dünyanın dengesini mi?
Peki, yarasalar?
…
ELAM’cılar da bir gece vakti boy göstermişlerdi…
…
Sazlıklar arasındaki Leyleklerin hiç şansı yok.
Belki de onlar son Leylekler.
Ama yine de bizden iyiler.
Uçabiliyorlar…
































