Enteresan bir icraat ve muhalefet yapma usullerine tanık olduğumuz bir dönemden geçmekteyiz.
Kanun Hükmünde Kararnameler veya bakan hükmünde emirnameler ile icraat yapmaya çalışan bir hükümet var ortada.
Belli ki meclisteki eklektik yani yamalı bohça yapısından endişe ediyor, meclise götüreceği yasaların evet oyu alamayacağından korkuyor veya mecliste evet için gebe kalmak istemiyor ve enteresan başka yollar deniyor.
Mecliste devre dışı kalan muhalefet ve o paralelde sivil inisiyatifler de her enteresan icraatı mahkemeye götürüp, ara emri aldırıp engellemeye çalışıyor.
Bu iş de böyle sürüp gidiyor.
Kimin haklı kimin haksız olduğunu elbette artık kamuoyu değil mahkemeler belirleyecek.
Yani hangi icraatın anayasa ve yasalara uygun olduğunu hangisinin olmadığını.
Peki bu durum normal midir?
Görüş belirterek hükümetten yana veya muhalefetten yana olma sığlığına düşmeyeceğim.
Zaten artık konu mahkemededir ve mahkemede olan konu hakkında görüş belirtmeme gibi evrensel bir kural devrededir.
Veya devrede olması gerekmektedir.
Anlayacağınız konu mahkemenin gündemine girdikten sonra serbest tartışma ve açık eleştiri ortamı kalkmış oldu.
Başka ne oldu?
***
Klasik devlet düzeninde devletin uç temel ayağı vardır.
Yasama yani halkın seçtiği oylarla oluşan meclis, ki genellikle her türlü yasayı kabul etme veya değiştirme yetkisine sahiptir.
Yürütme yani hükümet ki yasalar çerçevesinde icraat yapma yetkisine sahiptir.
Ve yargı yani mahkemeler ki yasalar çerçevesinde yargılama ve hüküm verme yetkisine sahiptir.
Devleti oluşturan bu üç temel birbirlerinden bağımsız olmak zorundadırlar.
Yoksa aksi, birinin diğerleri üzerinde tahakküm kurması demektir ki o zamanda sistemin adına demokrasi değil diktatörlük denir.
Şimdi bu temel ilkeler noktasında yaşanan veya yaşayacağımız sorun şudur / şu olacaktır?
Yargıyı yani mahkemeleri, yürütmenin yani hükümetin işlerine karıştırmak ne derece doğrudur?
Örneğin, ilan edilen emirnamelerle ilgili yasalara aykırı bir durum varsa elbette mahkemeye gidilecektir fakat, “benim evimin önüne apartman istemem, havuzlu villamın deniz manzarası kesiliyor, mahallemize öğrenci yurdu yapılıyor ve huzurumuz kalmayacak” türünden şikayetlerin yeri de mahkemeler değildir.
Mahkemeler eğer böylesi konuları ele almaya başlarlarsa devlet düzeniyle ilgili ciddi ve tahrip edici hatalara kapı açmış olurlar.
Benzeri alınan makam araçları için de geçerlidir.
Bakanların ve diğer devlet yetkililerinin pahalı makam araçları kullanmalarına gerek yoktur.
Bu israftır ve halkın parasını çarçur etmektir.
Fakat bunu engellemenin yari de mahkemeler değildir.
Bunu engellemenin yeri ciddi bir muhalif hareket örgütlenip bu yanlış kararı alanları caydırmaktan geçer.
Politik bedel ödettirerek vazgeçirmekten geçer.
Aktif ve caydırıcı muhalefet yapmak yerine işin kolayına kaçıp yargıyı icraatın içine çekmeye çalışmak son derece tehlikelidir.
***
Ve son söz hükümete;
Devletin temel ayağı olan yasamayı yani meclisi devre dışı bırakmak da aynı derecede tehlikeli bir yoldur.
Hükümet edecek meclis çoğunluğu mevcuttur ki bu hükümet kuruldu.
O çoğunluğu kullanarak meclis çatısı altında icraat yapmak gerekir.
Ya da muhalefeti ikna ederek ortak icraatlara imza atmak gerekir.
Girne’nin imar sorunu sadece hükümetin veya muhalefetin değil, tüm toplumun sorunudur.
Birbirimizi ikna ederek Girne için en hayırlısını yapabiliriz.
Ve kesinlikle yapmamız gereken de budur.
Çünkü başka Girnemiz yoktur…
































