Yaklaştıkça uzaklaşan bir densiz koku
Eylül’ün ciğerlerine gizlenmiş bir emprime kumaş
Yalnızlıktan beslenen bir iç yarası
Bir çekirdeğin sertliğinin dişe dokunması
Yalnız bir köpeğin siyah uluması
Bir kalemin ihanete bakan yüzünün çatırdaması
Hayat, aşk, koku ve kokuşmuşluk
İç içe
Diz dize
Sırt sırta
Koyun koyuna.
Yatmakta.
Ne çok cümle söyleyecektim sana. Unuttum. Üstelik neden unuttuğumu da unuttum. Şu nar enflasyonunun bahçelerinde gezinirken tattığım bir nar ekşisiydi suyun. Yağmursuz ve bulutsuz bir retuştun. Gözleri salkım salkım açan bir çocuğa meğerse yokuştun. Öznesiz bir şiirin en tuzsuz, en tatsız yeriydin. Makamı eksik bir şarkının hecesiz sesiydin.
En çok sarı yüzlü bir Haziran’a tutsaktım. Anımsayamadığım nice düşü sakladım koynunda yazın. Zemheri bir ayaza sürdüm, evlekledim kokunu. Duvar yazılarından indirdim isminin yazılı olduğu logoyu. Boyadım, badanaladım duvarlarımı. Dökülen sıvalarımı, atan boyalarımı, su çeken perdelerimi sıvadım. İçinden samimiyetsiz nice sözcüğü cilaladım. Kimini zamanın en onarıcı işçisine sattım. Kimini sessizliğin gürültülü uçurumuna attım.
Salıncaklarda sallandık, kaydıraklardan kaydık. Biz öznesi eksik o yazıyı tek bir harf koyamadık. Resmi ilanlarla seslendik de adımızı duyuramadık. Tuşlu imzalarla anlattık derdimizi de konuşamadık . Nice yazıya ders olsun bu “uzak yakınlık”. Nice şiir aklını başına toplasın. Nice yazı ayağını denk alsın. Kendi gölgesini yorgan yapsın yolcular. Kuşlar uçsun, ağaçlar şıkırdım olsun, yollar uzasın, tıkansın.. Ve senin gibi çıkmaz bir sokak olsun isterse. Ya da ışıklar hep kırmızıda kalsın dilerse. “Dur!” desin trafik polisleri ya da. Ne çıkar? Bir cümle çıktı kınından. Bir şiir çekti bıçağını belinden. Bir anlam fay hattı olup yarıldı içimde. Bir kasırga vurdu ismini yere…
Ne çok şey söyleyecektim sana. Gene unuttum. Kaç kez unuttuğumu da unuttum. Üstelik unuturken seni sahi nerde unuttum? Bu unutuş cümlelerin tersten okunuşuydu. Bu yazı, içime gizlenen sinsi telsizin iç sesleri duyuruşuydu. Kendi tarihimin kronolojik sırasıydı cebimden çıkan. Sana birkaç bozukluk ayarlamıştım. Unuttum. Üstelik de hepsini kumbaramda bunca zaman senin için tuttum. Ay tutuldu, ben tutuldum, vakit geldi yola koyuldum. Bozdurulmayacak şiirlerimi yükledim dağarcığıma ve hatırladım: sahi sen neden “yok”tun?
Sevgili dostum, araştırmacı hocamız Gönül Gökdemir Tarık Akan’ın vefatı üzerine yazmış olduğu yazıyla yeniden anıyoruz bu unutulmaz insanı.
ANNE KAFAMDA BİT VAR
Şeker Bayramı’na birkaç gün vardı. Günay Teyzem her zamanki gibi anneannemi ziyaret ederek bayram için bir ihtiyacı var mı, diye sormaya gelmişti. Anneanneme çok düşkündü. Ergüven eniştemle birlikte anneannemin her derdine koşarlardı.
Teyzem o sıralar Tarık Akan’ın, ilk ve son kitabı olan”Anne Kafamda Bit Var” adlı kitabı okuyordu. Köye gelirken, okurum diye kitabı da yanında getirmişti. Anneannemle güney Kıbrıs’ta kalan köylerindeki eski güzel günleri konuşurlarken dalmış, derken kitabı da bir sayfa bile okuyamadan salonda unutup eve gitmişti.
Birkaç gün sonra hepimiz her bayram olduğu gibi anneannemde toplanmıştık. Bize geleneksel yemeklerinden fırın kebabı, dolma, fırın makarnası ve kadayıf tatlısı yapmıştı. Yemekler yenmiş, kahveler içilirken teyzemin aklına kitap geldi.
-“Anne, sanırım kitabımı geçen geldiğimde senden unuttum”, dedi.
Anneannem, ilkokulu bitirememiş ama okuma yazma bilen bir kadındı. O yıllarda ikiz erkek kardeşleri doğduğundan, babası onlara bakması için onu okuldan almıştı. Yaşadığı yıllara göre dik duruşlu, haksızlığa boyun eğmeyen, sert bir adam olan babası Hüseyin Efendiye bile yeri geldiğinde hakkını savunmak için karşılık verebilen bir kadındı. Duruşu hala dikti ve doğru bildiğinden sakınmazdı. Yıllar saçlarına akları dökmüş, torun sahibi olmuştu. Kendi okuyamasa da; savaş, dedemin felç olması, yokluk ve sıkıntılara rağmen çocuklarının hepsini okutmuştu. O zamanlar 75 yaşında falandı. Gözleri de o kadar iyi görmüyordu artık.
Anneannem teyzeme bakarak, evet salonda unutmuşsun. Çok güzel bir kitapmış, okurken çok ağladım, dedi. Tüm aile mutfak balkonunda oturuyorduk. Bir anda herkes sessizleşti, şok geçirmiştik. Dönüp hayretle anneanneme baktık. Okudun mu? Dedik hep bir ağızdan.
Evet, dedi anneannem. Gözleri buğulanmıştı. Çok ağladım ama…
Tarık Akan’ın 80 askeri darbesinde başından geçen acı olayları anlattığı kitabının adı, anneanneminyorgun anne yüreğini etkilemiş, dayanamayıp bir solukta kitabıokumuştu. Hepimiz öğrenince çok şaşırmış ve duygulanmıştık.
“Anne Kafamda Bit Var”, anneannemin okuduğu ilk ve son kitaptı.
Yattığın yer nur olsun Tarık Akan.
Gönül Gökdemir
Şiir: Sezai Sarıoğlu
“korkuyorum yaşamadığım sözcüklerle konuşmaya
tutamayacağım, tutunamayacağım bir cümleye ilişir
şeklim bozulur, mahcup olurum diye korkuyorum
yine de susarsam cümle demezler bana…”
————
“dilini anlamadığımız çocukların
ayaklarını da anlamadığımız kesin
yüzüne uzun uzun bakacağım kimse kalmadı…”
———
“herkes kendi cümlesinde, kendi suretinde
kendi gölgesinde kendine misafir
dokunmaktan ve direnmekten başka
güvenilecek hayat, yazılacak şiir yok…”
—————————————————————————————————————–
































