Bu hafta dünyada bir çokülke Merkez Bankalarının aldığı faiz kararları, özellikle dünyanın en güçlü ve büyük ekonomisinin parasal politikalarını yürüten FED’in aldığı kararlar bütün dünya piyasaları üzerinde büyük bir önem taşır.Geçen Çarşamba günü FED’in dolar faiz’ini bu defa da sabit tutma kararı dünyadaki büyük hacimli Newyork dahil bütün dünya piyasalarının takip ettiği bir karardı.Bu karar gerek Newyork başta olmak üzere bir çok dünya borsalarını ve bizim için yakından izlediğimiz İstanbul Borsasını rahatlattı. Hatta her iki borsa da bu günü yükselişle kapattı.
Dünyada,ekonomisi güçlü bir ülkede uygulanacak ekonomik ve mali ve parasal politikaların, uluslararası finansal kaynaklar, sermaye, ticari ve ekonomik gelişmeler ve para piyasaları üzerindediğer ülkelere yayılarak yarattığı küresel bir etkinin daha fazla arttığını veya daimi etki altında olduğunu görüyoruz.Özellikle bir bölgede olumlu veya olumsuz gelişmeler dünya ülkelerinin çoğunluğunu, ilgili olduğu oranda anında etkilemektedir.Bir de emtia borsaları.
Yaygın kullanım alanı olan emtialarda, dünya piyasalarını ve fiyatlarla maliyetleri dolayısıyla ekonomik faaliyetleri ve enflasyonu olumsuz veya olumlu etkilemektedir. Bundan daha on yıl gibi kısa bir süre önce küreselleşmenin etkilerinin, bir çok alanda bu günkü gibi ve bu derecede olmadığını izliyoruz.
Her ülkenin ekonomisine ve maliyesine olan olumlu veya olumsuz etkiler ve gelişmeler daha ziyade kendi iç dinamikleri ve Ülkelerin kendilerinin aldıkları önlemler doğrultusunda seyir takip ediyordu. Şimdiki dönemlerde, ülkelerin birbirleriyle ekonomik, ticari, sermaye ve parasal konularda mevzuat birliğine ve anlaşmalarla müşterek önlemler ve müşterek ticari ve ekonomik alanlar yaratıldıkça, gümrük birliklerine ve uluslararası ticaret gibibu tür ilişkilere daha fazla iç içe girildikçe etkileşimin çok daha fazla olduğunu gün be gün izlemekteyiz. Bu itibarla küresel mevzuat ve fiili ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve müşterek alanların genişlemesiyle, bir ülkedeki karar, anında diğer ülkelere ilişkilerine göre daha az veya dahaçok ama mutlaka etki yaratmaktadır.
Özellikle dünya ekonomisine yön veren bir ülke olan ABD Merkez Bankası’nın, veÇin’de , japonya’da, AB’de alınan mali ve ekonomik kararların, gelişmiş ve daha ziyade gelişmekte olan ülkelerin piyasalarını olduğu kadar, ekonomik hedeflerini dahi etkilemektedir. Küresel sermayenin oldukça bollaştığı gerçeği de, alacağı yöne göre özellikle gelişmekte olan ülkeleri etkisi altına almaktadır.
Hele siyasi anlaşmazlıkların ekonomik kararlarla baskı altına alınması ülkeleri daha fazla sarsmakta ve ülke halklarını da mağdur etmekte, hatta Yatırım ve girişimciliğin cesaretlenmesinde tereddütler dahi yaratmaktadır.
Çoğu zaman bu sıkılaşan ekonomik ve mali ilişkiler siyasi baskı şekline de istendiği zaman döndürülebilmektedir. Türkiye’de,önemlistratejik konumu dolayısıyla, haksız bir şekilde siyasi amaçlı olarak bazıdış ülkelerce yaratılan sosyal ve ekonomik rahatsızlıklar ve sıkıntıları görüyoruz. Türkiye’nin bunları aşmak için sarfettiği gayretleri de.
Ülkelerin, içiçe geçen sıkı ticaret, turizm, enerji , mali ve ekonomik alanlarda birbiriyle olan kaynaklarının karşılıklı olarak birleştirilmesi ve kullanılması yolunda ülkelere çeşitli önemli yararlar sağladığı, yatırımları hızlandırdığı, ülke gelirlerini arttırdığı, halka gelir akışının artırdığını ve hayat seviyesinin yükseltilmesine yardımcı olduğu muhakkaktır. Ve barışçıl ortamların gelişmesine , sosyal yakınlaşmasına, ülke kalkınmasına ve insanlarının da daha rahat bir yaşam seviyesine ulaşmalarını da sağladıkları da söz götürmez.
Esasen 20. YY sonu ve 21 YY’da, evvelce liberal ekonomi veya kontrollü liberal ekonomi ve sosyal devlet anlayışı içinde politikalarını uygulayan ülkelerle, kapalı ekonomi modelleri veya karma model içinde olan tüm ülkelerinşimdiki fiili temayülleri, dünyaya açılmak şeklindedir. Kalkınma modellerini de bu yönde geliştirdikleri politikalar çerçevesinde yürütmektedirler. Ve bu şekilde Küreselleşmeye her ülke katkıda bulunmaktadır.
Ancak bazen bu yakın ekonomik ilişkiler en son Türkiye-Rusya siyasi ilişkilerinin geçen yıl gerildiği dönemde ve dünyanın her bölgesinde her zaman yaşandığı gibi, ekonomik baskı unsuru olarak da kullanılmaktadır. Çok önceki dönemlerde de yaşanan bu tehdit ve sınırlayıcı ekonomik engelleyici önlemler, şimdiki ilişkiler çerçevesinde daha çok hissedilmektedir.
Örneğin başta AB ve ülkeleri olmak üzere,ABD’nin Türkiye’ye siyasi amaçlar için dayattıkları bir çok ticari, ekonomik ve mali tehditler bir çok ülkeler arasında da her günyaşanmaktadır.Bu da küresel fayda yanında ülkelerin bu silahı dayatma olarak kullanmaları konusunda daha etkili konuma geldikleridir.
Ancak yine de ne kadar küreselleşme arzusu ve gerçekleşmesi geliştikçe, ulusal çıkarlarla çatıştığı oranda uluslararası ilişkilerde her ülke içindeğişmez ilke olan ulusal çıkarlarher zaman ve doğal olarak baskın unsur olarakön plana geçmektedir. Bu tüm ülkeler için ve doğal olarak geçerlidir.
Özellikle 2008 ABD’de, finansal denetimsizliklerden ortaya çıkan ekonomik krizle birlikte, tüm dünyaya yayılan ekonomik krizin etkisi henüz atılamadığı gibi reperkasyonlarıda genişleyerek ve hatta diğer ülkelerin gelişme ve kalkınma politikalarını etkisi ve kontrolünde tutan bir politika olarak gelişip devam ederken, güçlü ekonomilere sahip ülkelerin gelişmekte olan ekonomiler üzerinde politikaları baskın olmakta, aldıkları kararlara göre bir çok ülke veya bölgelerde çeşitli balonlar oluşturmaktadır.
Ülkelerin artık bu küresel etkiden kurtulmaları mümkün olmamakla beraber, Ülke Hükümetlerinin yapısal sorunlarını gidermeleri ve kendi üretim ve yapısal sorunlarını, idari olsun, mali olsun, ekonomik ve sosyal olsun gidermek için gerekli yasal ve idari önlemleri alarak kendilerini sadece bu dünyadaki kayıt dışı veya kayıtlı parasal bolluktan yararlanma rehavetinden vazgeçirmeleri ve kendi ev ödevlerini yaparak bünyelerini güçlendirmeleri gerekir.
Bu yapısal sorunların giderilmesi konusunda her Uluslararası ekonomik, mali, sosyal ve siyasi amaçlı Kuruluşlar, Konferanslar, ve çeşitli isimler altında uluslararası platformlardayapılan Zirve toplantılarında dayapısal sorunların giderilmesive ülkelerin uygulamada müşterek almaları gerekli karar ve politikalar zikredilmekte ve tavsiye kararları alınmaktadır.
Çarşamba günü FED faiz kararını, tüm dünya piyasaları beklemekte idi. Sonuç olarak bu defa da dolar faizleri sabit bırakıldı ve piyasalar Newyork borsasından İstanbul Borsasına kadar rahatlama sağladı. Borsalar yükselişe geçti. Dolar kuru TL karşısında biraz da olsa düştü, Yani stabl durum muhafazası diyelim buna. Dolar faizinin yükseltilmesi söylemleri gerek diğer bazı gelişmiş ülkeleri ve özellikle de gelişmekte olan ülkeleri endişelendirmektedir. Kur’lara yapacağı olumsuz etkiler ve milli paraların değer kaybı,maliyetleri ve enflasyonu olumsuz etkileyeceği gibi sermaye transferlerini dolayısıylayatırımları da olumsuz etkileyecektir. Çünkü dünyada dolaşan sermayeyi dolar alımına sürükleyecektir. Dolayısıyla da parasal genişleme politikası kısıtlanacak ve finansman sorunları çoğalacaktır.
Perşembe günü TCMB,PPKurulunda ise alınan kararla, faizler 25 baz puan indirildi ve faiz koridoru da daraltıldı. % 8.25’e geldi. Faiz indirimlerinin bu yıl iki defa daha yapılacağı tahminleri söz konusudur. Ve faiz koridorunun % 7.25 – % 7.5 aralığında olacağı tahmin ediliyor. Hem mevduat hem de kredi faizlerinde indirim beklentileri devam ediyor. Tabiatıyla bunun tüketim meyline olumlu yönde etkisi olacak ancak hanehalkı mevduat birikimine, olumsuz etki yapacağı beklenmektedir.Ekonomiye enflasyona etkileri ve hedeflerde değişiklikleri de haftaya değerlendireceğim.
23.9.2016 Onur Borman
































