Annan Planı dönemini yaşayan gazetecilerden biriyim.
Yaşayan dediysem, yaşayan…
Günde 10- 12 saat süren canlı yayınlar yaptık…
Her gün öğlen radyo- tv programları yaptık.
Bu ülkede “çözüm istiyoruz” dediğimiz için kategorize edildik.
Tehdit edildik.
Hakaretlere uğradık.
“Halkı” dövemeyenler, ekranlarda olan bizleri dövdüler.
Ama ne hakaretler…
Ne yalanlar…
Ne manşetler…
Şimdi…
Aynı oyun yeniden sahneye konmaya başladı.
Gazeteciler yine hedefte…
Yazar olmakla “yazar kasa” olmak arasında “kasa” tercihi yapanlar…
Bu ülkeye kendilerini ait hissetmeyenler…
Çözümsüzlüğün beslediği statükolarına sahip çıkmak isteyenler…
Liderler her olumlu açıklama yaptığında “medyaya” saldırmayı hedef seçiyor.
Hayatı sadece gazetecilik olan…
Geçimini sadece gazetecilik üzerinden sağlayanlar…
“Çözüm…” dediği anda, hedef haline getiriliyor.
Aynı film yine vizyonda.
Yemezler artık…
Hayvan terli…
Gazeteci dediğin, toplumunun çıkarlarının yanında olur.
Ülkesinin, yaşadığı kara parçasının yanında olur.
Siyasetçinin peşinde koşmaz… Toplumunun yanında durur.
Muhalif bir duruşu olur, iktidarda kim olursa olsun…
Haksızlıklara göğüs gerer…
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı geçtiğimiz gece dört gazeteci ile bir programda yer aldı.
Ülkenin önde gelen dört gazetesinin tepe yöneticileri ile.
Dördü de hayatları boyunca sadece gazetecilik yapan, gazetecilikten başka geliri olmayan dört gazeteci ile…
İlahlar gene devreye girdi…
Bir TV’de program yapıyor, bir gazetede köşe tutuyor diye kendisini “gazeteci” sananlar olduğunu gördük.
Boyuna karaladılar…
Boyuna karalıyorlar.
Buna en sert cevabı vermesi gereken yine gazeteciler…
Ben o programda yoktum ama…
Havadis Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Başaran Düzgün…
Yenidüzen Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Cenk Mutluyakalı…
Kıbrıs Postası Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rasıh Reşat…
Ve Kıbrıs Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali Baturay…
Gazetecidirler…
Eğer…
Eleştirecekseniz…
En az onlar kadar “gazeteci” olmanız gerekiyor…
Ötesi…
Maksatlıdır…
Vicdansızlıktır…
İnsafsızlıktır…
Ve hükmü de yoktur…
/////////////////
Ne oldu Mare Monte Plajı?
Geçtiğimiz yaz, eylemle, tepkiyle geçti.
Alsancak Belediye Başkanı Fırat Ataser önde, Alsancaklılar arkada, “Mare Monte Plajı halkındır” eylemleri yapıldı.
Ne oldu?
Belediye başkanının ailesi inşaat işleri aldı…
Alsancak Yeşilova Kulübüne sponsor bulundu…
Velhasıl…
Halkın plajı da unutuldu…
Eylemler de…
Belediye de plajını geri istemiyor artık.
O geçen yazda kaldı…
Herkes mutlu…
Demem o ki…
Neyse demeyeceğim.
Ağır bir benzetme olur…
Bu halk da böyle her şeyi unutarak devam eder yoluna…
///////////
2017’de tatil az…
2016 resmen tatillerle geçti.
Sağolsun hükümetlerimiz…
3 günlük tatili kamuda 9 güne çıkarma başarısı da gösterdiler…
Bankacılık sistemi…
Kamu sistemi…
Özel sektörün talepleri falan…
Hak getire…
Üstüne ödenen ek mesailer de cabası…
“Memur devleti” dendi mi kızıyorlar.
Kızmayın…
Bakınız burada bir tablo var…
2017 içerisinde “Cumayı Cumartesine” bağlama imkanı pek yok.
Yeni yıl da dahil, Pazar’a denk gelen çok sayıda tatil var.
Sevindim.
2017’de kamuda tatil olmayınca, ekonomide patlama yılı olacak…
Ümitliyim…
































