“Türkiye taklitçiliğinden usandım bıktım. Türkiye’de ne olsa aynen burada o konuşulur. Öğrenci yurtları ile ilgili bir mesele çıktı ben ne olduğunu bile anlamadım bütün gün bu konuşuluyor basında. Sendikalar bildiri yayınlıyor. Bana ne yahu. Ben Türkiyeli miyim? Kusura bakmayın ben Türkiyeli miyim? Almanya’da, Yunanistan’da, İran’da bir şey olur Amerika’da bir şey olur bağırmazlar Türkiye’de oldu mu Türkiyeli rolüne bürünür herkes. Sonra da biz bağımsızız derler…”
…
2. Cumhurbaşkanımız Talat’ın canına tak dedi.
Kaçıncıdır haykırıyor.
Türkiye taklitçiliğinden usandım bıktım diyor…
…
Doğrudur.
Bunlar bağımsızlık isterler ya.
Yalan.
Hepsi bağımlı.
Solcusu da sağcısı da.
Bir hal oldular.
Neredeyse isimlerinin başlarına TC koyacaklar.
Bağımlılığın da bu kadarı…
…
Bakın.
Fenerbahçe yenmeye görsün, hemen yollarda.
Bayraklarla, sancaklarla, formalarla.
Yer yerinden oynar.
Bağımlılar sahada.
Halbuki size ne birader?
Küçük Kaymaklı yendiğinde haberiniz bile olmaz!..
…
Galatasaray yense yollarda.
Bir tantana bir gürültü.
Sanki Türkiye caddelerimize üşüşür.
Sanki Bedrettin Demirel Caddesi Bağdat Caddesi.
Halbuki size ne Galatasaray’dan?
Çetinkaya yendiğinde tıs yok ama?
…
Bunlar resmen bağımlı.
Bağımsızlık nedir bilmiyorlar…
…
Rumlar İngiliz’e karşı dağlara çıktığında, biz düz ovada İngiliz’in paçasına sarılmıştık…
…
Buradan bağımsızlık çıkmaz…
…
Bilmiyorlar.
Resmen bağımlı.
1571’de de böyleydi…
1974’te de, 2013’te de…
…
Hatırlayın.
Ne ezen ne ezilen, insanca hakça bir düzen dendi.
Neredeyse ilk yaftayı biz tuttuk.
Öyle karşıladık Karaoğlan’ı…
…
Sonra da ezilen ezilene…
…
Bir taklitçiliktir gidiyor.
Gezi olaylarında Dereboyu’nu Taksim Meydanı’na döndürdü bunlar.
Neredeyse her yer Dereboyu, her yer direniş diye haykırdılar…
…
Bu kadar olur!
Ne çıkarsa taklit ediyorlar.
Hızlarını alamayıp O Ses Türkiye Yarışması’na da katılıyorlar.
Halbuki sana ne?
Ama bağımlılık işte…
…
Bağımsızlığı idrak edemiyorlar…
…
Kız erkek meselesi oldu.
Hepsi ürktü.
Bütün kızlar toplandı.
Ya basılırlarsa diye.
Bir yaygaradır gidiyor.
Neredeyse Türkiyeli oldular.
Kafayı yiyorlar…
…
Kızılay Meydanı’na cop savrulur, bizimkiler başında hisseder.
Taksim’de TOMA’lar yürür, bizimkiler ıslanır.
İstiklal Caddesi’nde biber gazı sıkılır, bizimkiler nefes alamaz.
Ne oluyoruz arkadaşlar?..
…
ODTÜ’de ağaç katliamı yapılır.
Hop! Bizimkiler devrede.
Sanki Efkaliptolarımızı kestiler.
Halbuki Girne dağlarını bitirdik, kılı kıpırdayan olmadı.
Bağımlılık işte.
Nerede bağımsızlık isteyeceklerini bilmiyorlar…
…
Biz bunlara nescafe, şemsiye, viski, battaniye, kot pantolon, pyrex fincan tabak takımı götürüyorduk.
Kimisi kutu sütü bile istiyordu.
Bavul bavul.
Hızlarını alamadılar, buraya gelip bavullarla götürdüler.
Arasta şenlenirdi o dönemlerde.
Kaç kişimiz fincandan battaniyeden köşe döndü…
…
Hatta rivayet edilir.
Battaniyeler İspanya’dan getirilirmiş.
Nihayetinde, İspanyol işletmecinin merakına dokunmuş bu iş.
Bu kadar battaniye hangi ülkenin ihtiyacı diye.
Haritaya bakmış, orası Kıbrıs.
Üstelik bir yarısı.
Hatta sıcak ülke.
Alt tarafı yüz bin kişi yaşar.
Atlayıp uçağa gelmiş.
Gelince gerçeği görmüş.
Battaniyeler yüz bin kişiye değil, 60 milyona satılıyor…
…
Bizden alıştılar.
Şimdi işler ters döndü.
Her şey oradan geliyor.
Para da, pul da, yol da, su da…
Tam bağımlılık…
…
Bağımsızlık nedir bilmezler ki?
…
Bir makarna fabrikamız vardı bir de deterjan.
Onları bile kapattık.
Artık bulli bizden makarna onlardan.
Magarına-bulli yerken içleniyoruz.
İçli pilav gibi.
Birkaç tavuk çiftliği kaldı.
İnşallah onlar da kapanmaz.
…
Ne diyorduk?
Her yer Dereboyu, her yer direniş…
































