Tümünü almak için öyle ya da böyle yola çıkıp kaybedilen savaşla birlikte evini, toprağını kaybetmiş insanlarla, yok olmanın eşiğinden dönmüş hiç hesapta yokken bir kısmı ganimet zengini olmuş diğer bir toplumun anlaşma yapmaları isteniyor.
Kıbrıs sorununa masada konuşulanların ötesinde salt bu pencereden baktınız mı?
xxx
Rum tarafından başlayalım.
Sen olsan sana tam olarak eskiyi getirmeyecek anlaşmayı kabul eder misin? Malını mülkünü kaybetmiş olmasan da toplumsal olarak bu ‘’mağlubiyeti’’ tescil edecek onayı verir misin?
Senden sonraki nesillere nasıl anlatırsın?
Karşı tarafı yok etmeye çalışıp bunu becerememenin bedeli bu deyip mi anlatırsın.
Gaza geldik, kandırıldık yaptık bir ‘eşeklik’ mi dersin.
Ders olsun bir defa daha yapmayın mı dersin.
Buna içimizden şu veya bu sebeple kalkışana karşı durmamız lazımdı mı dersin.
Bizi oyuna getirdiler aman ha bundan sonra ayni oyuna siz düşmeyin yapmayın mı dersin.
Kumar oynadık ve kaybettik mi dersin.
Ne dersin?
Ben anlatırım diyen ilk önce kendi hayatında böyle bir durumla karşılaşıp, eğer varsa, kabullendiği bir tecrübesini düşünsün. Sonra da bunu bu sorundan etkilenmiş kişi sayısı ile çarpsın. Kıbrıs sorununun Rumlar için konuşulmayan rakamsal boyutunu bulur.
xxx
Bizim tarafta da kısa bir süre içerisinde toptan yok olmanın eşiğinden dönmüş bir halk.
Kıbrıs Türkünü eskiye dönülemeyeceğine ayni tehdit ile karşı karşıya kalınamayacağına nasıl ikna edersin?
Bir kez daha anlaşma yaparak kandırılmış olmanın önüne nasıl geçersin?
Hata yaparak ayni şeyin tekrarlamasının tarihi sorumluluğunu nasıl alırsın?
xxx
Her iki tarafta bireysel bazda kendiliğinden örgütlenmiş bu toplum psikolojisinin üstüne işin günlük hayat boyutunu da ekleyelim.
Rum tarafında bu aralar ekonomik olarak bozulsa da paylaşma yükümlülüğü olmayan AB kriterlerinde bir düzen var.
Bunun üstüne diğer tarafın tanınmadığı, izole edildiği için her vesile ile mağdur edilmesi var.
Dile getirilmese de bu her vesile ile bedel ödetmenin Rum’a verdiği toplumsal haz ve tatmin var.
Anlaşma ile aslında bunun ortadan kalkacağının düşünüleceğini küçümsemeyin. 1974’ten sonra Rum toplumunu psikolojik olarak yaşanan travmadan sonra bir arada tutan en önemli unsurlardan biri de her fırsatta Kıbrıs Türküne bedel ödetmenin verdiği tatmin olmuştur.
Trodos kül olurken bile gelen yardım edelim önerisine verilen cevabın beslendiği psikoloji tam da bu toplumsal reflekstir.
Bana bile olsa, yardım etmek için inisiyatif almaya
hakkın yoktur denilmiştir.
xxx
Diğer tarafta da 74 sonrası çoğunluğun, kabul edelim, eskiye nazaran fazlasıyla elde ettiği mülk var. Şimdi bunların bir kısmını vermek lazımı nasıl kabul ettirirsin?
Bir de ne verirsen ver karşı tarafı toplumsal olarak tatmin edemeyeceğini düşünerek nasıl verirsin?
Konuyu basite indirgeyip bu pencereden bakınca neyin anlaşmasını yapacaksın?
Liderler masada çözüme ulaşsa da, iki tarafta tabana yayılmış bu psikolojiyi kırmadan anlaşmayı sürdürülebilir kılabilir miyiz? Bu dava biter mi?
Toplumlar artık geçmişte yaşananlar ile ilgili bireysel bazdaki mutabakatını siyasetçilere bırakmayıp nasıl yapacağını ortaya koyması lazım.
Günün sonunda birçoğumuz için olası bir referandumda oylanacak olan sıraladığım bu basit realitelerle ilgili hislerimiz de olacak.
xxx
50 yıldır tabiri caizse pişirilecek olan yemeğin ne olacağı, kaç derecede pişirileceği, tadıyla tuzuyla, masada kim nerede oturacağı ile uğraşılıyor.
Problem pişirilecek yemek, menüdeki çeşitler ve masadaki paylaşım ve protokol kadar, yemek yendikten sonra bunun hazım edilip edilemeyeceğidir.
Bunun için yemek pişerken uzun süredir sindirim sisteminde biriken gazın ve bağırsakların da bir taraftan iyice temizlenmesi lazım.
Bunu yapmak için geniş katılımlı ‘’Siyaset Meydanı’’ benzeri televizyon programı maratonu lazım.
Görüşmeler sürerken belli aralıklarla ayrı köy ve kasabalarda bugün ve eskiden o şehirde yaşayanların çocukları ve torunlarıyla katılacağı ve simultane tercüman aracılığıyla görüşlerini ortaya koyacağı ortak bir yapımın devlet ya da özel TV kanalları tarafından yapılmasını öneriyorum.
Bu yönde atılacak adımın bir anlaşmaya ne kadar hazır olduğumuzun göstergesi olacağı için hem katılımcı hem de izleyenlere ciddi bir ışık tutacaktır.
Liderlerin bunu tam anlamıyla görmeden masada çözüm bulması zordur. Çözüm bulsa da emin olun kısa bir süre sonra masaya ortaya çıkan sorunları çözmek için tekrar otururlar.
Toplumların olası anlaşmanın hazmını rahatlatmak için geniş kitlelere ulaşacak ve birbirlerinin cevabını da hemen alınacağı şekilde karşılıklı konuşmasının platformu olması lazım.
Başlangıçta acıtsa da, tabana yayılacak şekilde biriken gazın ve iltihabın karşılıklı olarak bu vesileyle artık çıkarılması lazım.
Böyle bir hamlenin doğuracağı sonuç siyasetçileri ve gözlemcileri korkutsa bile başka da çıkış yolu yoktur. ‘’Kıbrıslı’’ çözüm ancak böyle çıkar.
Başkalarının toplumsal duygularımızı harekete geçirecek refleksler üzerinden kendi çıkarları doğrultusunda siyaset yapmalarına izin vermememiz olası bir çözüm öncesinde kendi kendimizi tedavi etmeyi denememiz ile ancak mümkün olacaktır.
Tarihin tekerrür etmesinin mistik bir sebebi yoktur.
İnsanlık tarihi, cahilliğin tarihi olması, tarihin tekerrür etmesinin en önemli sebebidir.
































