Genç kuşaklar için bir kez daha anlatmakta fayda vardır.
Rus orduları Yeşilköy’e yani şimdiki havaalanının olduğu bölgeye vardığında ve İstanbul Rus işgali korkusuyla sarsıldığında imdada İngiliz çağrılır ve Kıbrıs adasının verilmesi karşılığında İngiltere Osmanlı’ya yardıma gider.
Tarih 1878’dir. İngiliz donanması Larnaka açıklarında demir atar. Kıbrıs’ı devralmak için gelen İngiliz askerlerinin komutanı, durum tespiti yapmak için Larnaka’ya öncü birlik gönderir.
İngiliz “direniş” olacağınız zanneder ama yanılır.
Larnakalılar gelenlere misafirperver davranır.
İngiliz askerleri Larnaka’dan adaya çıkarlar. Başkent Lefkoşa’ya yürüyüşe geçerler ama yine korkmaktadırlar ki Başkent’te direniş olacaktır.
Olayın bu kısmı rahmetli Haşmet Gürkan’nın “Bir Zamanlar Kıbrıs’ta” detaylı bir şekilde anlatılır.
Memurlar ve devlet görevlileri aylardır Osmanlı’dan maaş alamamaktadır. Osmanlı savaştan çöken bütçesi için Kıbrıs’a vergi üstüne vergi koymaktadır.
Gelen İngiliz askerleri bu durumu değerlendirir ve o zamanın para birimi olan şilinlerle yüklü katırları öne koyarlar, arkaya İngiliz askerleri dizilir.
Başkent Lefkoşa’ya şilinler önde İngilizler arkada girerler. Hiçbir sorunla karşılaşmazlar. Osmanlı bayrağı gönderden indirilir ve yerine İngiliz bayrağı çekilir.
***
Türk olsun Rum olsun Kıbrıslı’nın iki temel zafiyeti vardır hep.
Biri paradır. Diğeri de dedikodu.
Belki de ticarete veya paraya dayalı tarihsel bir geçmişin getirdiği ruh halidir, zaman zaman genlerimize kodlandığını düşündüğüm bile olmuştur fakat acı gerçektir ki araya para girdi mi sarsılmaz sanılan dostluklar yıkılır, güçlü aile bağları paramparça olur.
Baba oğla, kardeş kardeşe küser, devasa şirketler batar gider.
Dedikodu da çaresizliğin ve acizliğin bir kurumuna dönüştü.
Herkes için her şeyin söylenebileceği “dilin kemiksiz zannedildiği” bir ortam oluşturuldu.
Bu yüzden “Allah 2 kulak verdi” sözüne inanırım hep.
Dedikodudan etkilenmemenin tek çaresi bir kulaktan giren lafları öteki kulaktan çıkarmaktır.
***
Kıbrıs Türkünün “kendi kendine yetecek ekonomik bir yapı” oluşturabileceğine inanırdım.
Bu inancımı kaybettim.
Bazıları bunu heceleyip durmuştu. Vergi toplamaya adamışlardı kendilerini.
Ancak yüzde dört artırılabilmişlerdi yerel gelirleri.
Kendi kendine yatacak ekonomik yapının önündeki en büyük engel Kıbrıs Türkünün kendisidir.
Çünkü böyle bir düşünceye sahip değildir.
Doğru ya da yanlış çeşitli gerekçelerle bu bedelin ödenmesini istiyor.
Yani hayat standardını geriye götürecek her şeye karşı çıkıyor.
Bunu anlamak gerekir.
Bir de şunu anlamak:
Bugünkü yapı topyekün değiştirilmedikçe hiçbir reform başarılı olmaz.
Çünkü Türkiye de sorunun bir parçası oldu ki devasa gücüne rağmen dönüştürücü bir etki yapamıyor.
Bu noktadan sonra kavga “çok para harcıyorsunuz” kavgasıdır.
Ve bu kavga öylece sürüp gider.
***
Korsanlar, gemilere saldırıp ganimetlemek için bu adayı kullandı.
İngilizler şilinleri önde başkente girdiler ve batmayan bir uçak gemisine çevirdiler.
Kıbrıslı hep paraya baktı dedikodulardan etkilendi.
Onun derdi de neslini bu topraklarda devam ettirmekti.
İşte budur çıkış noktamız.
Yoksa zevk-ü sefa içinde onursuz bir yaşama kim evet der ki?
Zaman zaman şilinler önde olsa da….
































