Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Başbakan Özgürgün orada dur!

Başbakan Özgürgün’ün, Bakanlık dönemlerinde yaptığı gafları, Başbakanlık’ta da arttırarak sürdüreceği anlaşılıyor…

Yalnız sonda söyleyeceğimi baştan söyleyim, son yaptığı, “gaf” sınırını çoktan aşmış, insanlara topluca hakaret etmeye, daha da korkuncu, toplumda kendi icraatlarına karşı olan kesimleri “düşman” olarak gösterip, hedef haline getirmeye vardırmış bulunmaktadır…

Mesele malum Koordinasyon Ofisi Anlaşması…

Gençler karşı çıktılar…

Hüseyin Özgürgün
Hüseyin Özgürgün

Kültürlerine, eğitim sistemine, yaşam şekline gelebilecek tehditlere karşı gardlarını aldılar. Toplandılar, eylem yaptılar, anlaşmaya karşı çıktıklarını gösterdiler.

Bizler belki aynı, belki farklı sebeplerle gençlerle aynı görüşü paylaşan ama yaşı daha büyük olanlar, kendimizce itirazlarımızı ya yakın çevremizle paylaştık, ya da bizzat dile getirdik…

Başbakan çıkıp, ısrarla savundukları o anlaşmanın içeriğiyle ilgili konuşacağına, “Koordinasyon Ofisi’nin siyasete alet edilerek, Türkiye’yi dışlama ve Türkiye’yi istememe şekline getirildiğini, bunun çok yanlış ve tehlikeli olduğunu” söyledi…

Evet, siyasete alet edilmiştir, edilmelidir de. Sayın Mülkiye mezununa hatırlatalım; siyaset halk için, devlet içindir. Demokraside siyaseti sadece siyasiler yapmaz, halk da bunun bir parçasıdır…. Biz de, gençler de bunu yaptık. Aynen sizin gibi. Ama o siyaseti “Türkiye’yi istememe” noktasına getirmek, toplumda ayrışmalar, düşmanlıklar yaratmak noktasına varır ki, korkarım Özgürgün bunu bilerek yapmaktadır.

Neden böyle düşünüyorum; çünkü daha kötüsünü de söylüyor:

“AKEL Genel Sekreteri ile aynı doğrultuda hareket edenlere benim bir şey anlatacak halim de yok”…

Yetmedi, dahası da var; modası çoktan geçmiş bir silaha sarılıyor ve

“O tepkiyi gösterenler bana göre yanıltıldılar. Onu yanıltanlar Türkiye düşmanlığını körüklüyorlar. Tamamen Türkiye’ye karşı bir hareket olarak yanıltıyorlar” diyor…

Yok yaaa…

Kimsenin aklı yok, oradan buradan, özellikle de halkın hassas olduğu Rum tarafından akıl alacaklar, Türkiye düşmanlığı yapacaklar….

Orada dur Sayın Hüseyin Özgürgün!

Haddini aşıyorsun…

Yapmaya çalıştıklarınıza ben de karşıyım. Sen beni “Türkiye düşmanı, AKEL tarafından yönlendirilen” biri olarak yaftalayamazsın. Oturduğun o koltuk, sana insanları birbirine düşman etme, hedef gösterme, hakaret etme hakkı vermiyor…

Sen koltuğu koruma adına toplumu bölmeye kalkacaksın diye, biz bunu sineye çekecek değiliz.

Yaptığının, topluma ihanet olduğunu görüyoruz biz…

Kamplar yaratmanın, kardeşi kardeşe düşman etmenin sonuçlarını bölgemizde izliyoruz.

Siyasal Bilgiler mezunu olmakla övünen birinin, kendi toplumunun hassasiyetlerini de analiz etmesi gerekirdi. Ama maalesef bu yok! Benim gördüğüm, söylediğin sözlerin yaratacağı tehlikenin farkında bile değilsin…

Onun için ne senden, ne de yandaşlarından böyle suçlamaları bir kez daha duymak istemiyoruz…

Devam edersen, tepkiler çok daha büyük olacak bilesin…

Hem öyle sadece gençlerden gelmeyecek bu tepkiler, bizden de, senin kendi partinin tabanından da gelecek…


HÜKÜMETLERİN ÇİĞNEDİĞİ YASALAR

Meclis Başkanı Sibel Siber dün Meclis’te, çok özel ve düzeyli bir konuşma yaptı.

Konusu “kurumsallaşamama”ydı… Aslında çok farklı şekilde de ifade edilebilirdi ama Sayın Siber’in yaptığı, kibarca bir tanımlamaydı….

Örneğin, Türkiye ile imzalanan tüm işbirliği protokollerinin Meclis’ten onayı gerekirken, bunun hiç bir zaman yapılmadığını,  yasalara, hatta Anayasaya aykırı işlerin rutin haline geldiğini anlattı. Kendisinin düşüncesini Başsavcılığın da resmen onayladığını anlattı…

Son örnek, Koordinasyon Ofisi konusunda, Anlaşma 5 yıllık olması gerekirken, 2014’de Bakanlar Kurulu’nun bunu tek taraflı olarak 1 yıla indirip, Meclis onayından kurtularak, uygulamaya koyduğunu söyledi.

Siber üstüne basa basa, “özeleştiri” yaptığını da söyledi.

Bahsettiği bence bir türlü tarif edilmeyen “statüko”ydu…

Gelen de sahip çıktı, giden de… 

YERİN KULAĞI VAR

YANIT TATAR’DAN: Dedik ya, yakında Özgürgün en büyük tepkiyi yakınlarından görecek diye; işte ilk örnek Ersin Tatar’dan geldi. Bakın neler söylemiş; “Hükümet etmenin, milletvekili olmanın şahsi çıkar peşinde koşmak, yakınlarımızı, çevremizdekileri memnun etmek olduğunu var sayarak yanlış işler yapılırsa halkımızın siyaset kurumuna duyduğu güvensizliğin daha da artacağını asla akıldan çıkarmamak lazımdır. Çok farklı kaynaklardan beslenen, geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimiz başta olmak üzere halkımız, örgütlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ne diyor, ne istiyor mutlaka kulak vermeliyiz. Onları dışlamak yerine diyalog kurmalı dinamizmlerinden yararlanmalıyız…”.

ÖZGÜRGÜN’ÜN AVUKATI GİBİ: Başbakan Özgürgün’e yönelik eleştirlere Özgürgün değil, Başbakan Yardımcısı Denktaş’ın cevaplama telaşı gözlerden kaçmıyor. Dünkü Meclis birleşiminde de CTP milletevikili Soyer, Özgürgün’e yönelik eleştirilerine cevap vermek isteyen Denktaş’ı, “muhatabım sen değilsin” diyerek susturdu. Öyle bir algı yaratıldı ki, Özgürgün susuyor, Denktaş eleştirileri göğüslüyor. Sanki Özgürgün’ün avukatı gibi…

PARAYLA DEĞİL, SIRAYLA: Yenidüzen’in manşetindeydi. Başbakanlık Denetleme Kurulu’na UBP  hükümeti tarafından 2011 yılında “üye” olarak atanan İpek Serçelik, 22 Eylül 2013’te bu görevinden alınmış ve 2.5 yıldır da müşavir olarak maaş çekiyor.  Buraya kadar herşey normal. UBP-DP hükümeti, Başbakanlık Denetleme Kurulu’na yeni atamalar yaptı.  Ancak UBP, daha önce bu göreve atadığı İpek Serçelik’i bu kez göreve çağırmak yerine, eşi Mustafa Kemal Serçelik’i atadı. Oh ne ala memleket. Dağıtma üzerine kurulmuş bir düzen…

BİZ ENDİŞELİYİZ, YA KENDİLERİ?: TC Yardım Heyeti Başkanı Ertan Tosun, uygulanan tasarruf tedbirleriyle, Türkiye’den yapılan yardımların, 2009’a nispetle, geçtiğimiz yıl 589 milyon lira düştüğünü, aynı zamanda bütçe açığının da yüzde 11,5’dan, yüzde 3,5’a düştüğünü söylüyor. Müthiş bir gelişme. Ama Sayın Tosun, acaba şu son hükümetin hovardalıkları hakkında ne düşünüyor? Bu tasarruf, bu hassasiyet, yerini yeniden popülizme, partizanlığa, plansız, programsızlığa bırakmış gibi görünüyor…

GÖZLER KOMİSYONDA: Asgari Ücret Tespit Komisyonu bugün toplanıyor. Ülkemizde asgari ücret halen 1730 TL olarak uygulanıyor. Emekçilerin beklentisi, yeni asgari ücretin 3 bin lira olması yönünde. Ama onlar da, bu rakamın hayal olduğunu ve asla kabul edilmeyeceğini biliyorlar. Günün sonunda işi, 2 bin lira civarında bağlayacaklar göreceksiniz… 

 TAK YÖNETİM KURULU İYİMSER: TAK Yönetim Kurulu, son sansür olayı konusunda toplanmış ve müdürün, bundan böyle bu tür olayların yaşanmaması için Yönetim Kurulu onayı olmadan olaya müdahale etmemesi yönünde” karar almış. Uygulayabilecekler mi? Bence hayır. Zira dün Serdar Denktaş Meclis’te verdiği talimatın sansür olmadığını, TAK’ın da maaşlarını devletin ödediği için, böyle bir özerkliği bulunmadığını açık açık söyledi…  

ZİRVEDEKİLER: Başaran Düzgün: “Sağ partilerin bir kısmı alt yönetimin gönüllü işbirlikçiliğini yapıyor. Sol partilerin bütün faaliyet alanı da alt yönetimin ortaya çıkardığı sonuçları eleştirmeden ibarettir. Sonuçta her iki durum da aynı kapıya çıkıyor. Her ikisi de alt yönetimin ‘elemanlarına’ dönüşüyor. Ve alt yönetimin yarattığı statüko da öylece devam edip gidiyor…” 

DİPTEKİLER: Fanatizm: Trodos’da çıkan yangınla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Akıncı’nın yardım talebi, “şimdilik ihtiyaç yok” gerekçesiyle reddedildi ya,( hoş yardımı kabul etseler müdahale edecek uçağımız veya helikopterimiz var sanki) sosyal medya üzerinden, “beter olsunlar, ateşleri bol olsun” gibi yayınlar yapılıyor. Bu adanın ve yanan ormanların hepimizin geleceği olduğunu unutuyoruz. Böylesi bir olayda, fanatizmin bu kadar öne çıkması çok üzücü…