Kuranı silah yapıp terör estirenler gündemde ya İncil’i silah yapıp kan dökenler pek konuşulmuyor bizimkisi gibi coğrafyalarda.
Bırakınız bu yeni yükselen tehlikeyi tartışmayı, aslında İngiltere’nin Avrupa Birliği ile sınavıyla da ilgilenen olmadı buralarda.
Muhalefet-iktidar veya sağcısı-solcusu siyasal liderlik şöyle adamakıllı bir politik değerlendirme yapmadılar.
“Büyük Britanya ayrılırsa Avrupa Birliği çöker” dedi Fransa Dışişleri Bakanı. Fransa Avrupa Birliği’nin üç büyük ülkesinden birisidir ve elbette söylediğinin ağırlığı ve anlamı vardır.
Mesela bizdeki Avrupa Birliği karşıtı sağcılardan “madem AB çökmek üzeredir, niye çökecek olan bir yere girmek için Rum ile pazarlık yapıyoruz” gibisinden bir tavır beklerdim.
Tavrı bırak en kolay olan bir basın bildirisi.
Avrupa Birliği karşıtları ideolojik olarak sınıfta kaldılar da Avrupa Birliği sevdalısı solcularımızın durumu daha mı farklıdır?
Belediye ve muhtarlık seçimlerine bile Avrupa Birliğini karıştırıp “açın açın Avrupa kapıda” şeklinde propaganda yapan sol liderliğin durumu daha mı matrahtır?
Onlar hepten sıfırlıktır.
Çünkü,İngiltere’de Avrupa Birliği referandumunda kan akmıştır, dinci ve milliyetçi ideoloji kan dökmüştür ama olup-biteni garip bir sessizlikle izlemektedirler
Kardeş saydıkları İşçi Partisi’ne bırakın bir taziye mesajı göndermeyi, İngiltere’de yaşayan yüzlerce üyesini “yükselen ve kan döken faşizme karşı dikkatli olunuz” diye uyarma refleksi bile göstermediler.
Dahası referandumda oy kullanacak on binlerce Kıbrıslı Türk’e “sandığa gidiniz ve birliğe sahip çıkınız” diye bir çağrıda bulunma zahmetine bile katlanmadılar.
Britanya’nın birlikten çıkmasının en büyük zararını İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türkler görecektir.
Binlercesinin hala belediye yardımı ile yaşadığı sır değildir.
Kıbrıslı Türkler yükselen yabancı düşmanlığının pek ala kurbanları arasına girebilirler.
Girebilirler ama bizdeki liderlik fukaralarının tüm bunlar umrunda değildir.
Olsaydı elbette duyardık.
***
Bizdeki sağ ve sol liderlik ideolojik olarak iflas etmenin sığlığında Türkiye’nin alt yönetimi olma pozisyonunu içselleştirdiler ve ona göre politika yapıyorlar.
Politika üretiyorlar demiyorum sadece politika yapıyorlar.
Sağ partilerin bir kısmı alt yönetimin gönüllü işbirlikçiliğini yapıyor.
Sol partilerin bütün faaliyet alanı da alt yönetimin ortaya çıkardığı sonuçları eleştirmeden ibarettir.
Sonuçta her iki durum da aynı kapıya çıkıyor.
Her ikisi de alt yönetimin “elemanlarına” dönüşüyor.
Ve alt yönetimin yarattığı statüko da öylece devam edip gidiyor.
Onun izin verdikleri hükümetçilik oynuyor, onun izin verdiği kadar muhalefetçilik yapılıyor.
Ve yönetsel ve ekonomik pozisyonunu güçlendiren statüko şimdi Kıbrıs Türkünün yaşam felsefesini ve yaşam biçimini dönüştürmeye girişti.
Maalesef Kıbrıs Türkünün yaşadığı liderlik sorunu da kendisine yardımcı oluyor.
İngiltere’deki referanduma karşı yaşanan kayıtsızlık bunun en önemli delilidir…
































