Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Akıncı’nın açıklamaları: (Umut verici.)

Sn. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın müzakerlerin 1. Yılında yaptığı değerlendirmeleri her zamanki gibi “masada Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını sonuna kadar ve en iyi şekilde savunup koruyacağı inancımın umutlarına koydum.” Bu ülkede hiçbir Türk yurttaşının “teslimiyetçi” olamayacağını, “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun” anlayışını taşımadığına zaten inanırım.

Bu düşüncelerle değerlendirdiğim Sn. Akıncı’nın söz konusu söylemlerini bir süre daha “Köşeme” taşımaya devam edeceğim. Mesela 1. Yıl dolayısıyle geçen gün yaptığı açıklamada “halkın beklentilerine” cevap vermek durumunda bakın ne diyordu:

“..Sizler bu ülkenin derinlerinde kök salmak, var olmak istiyorsunuz. Sizler bu toprakların eşit ve özgür insanları gelecek endişelerinden uzak, güvenlik içinde başı dik, onurlu yaşayan bir halk olarak kabul görmek istiyorsunuz. Bu haklı taleplerinizi her düzeyde her platformda net bir şekilde temsil ettiğime inanıyorum. Lefkoşa’da, Ara Bölgede, Ankara’da, Berlin’de İstanbul’da, Davos’ta New York’ta, sizlerin talep ve kararlılığını eçık yüreklilikle dile getirdim…”

UZUN BİR MÜCADELE SÜRECİ: Sn. Akıncı’nın bu söylemini heyecanları kamçılayan hamaset kokulu popülist bir değerlendirmenin insafsızlığına sarmadım. Aksine rahmetlik Dr. Küçük’lere, Denktaş’lara, Örek’lere, Talat’lara, Eroğlu’na kadar gerilere uzanarak Kıbrıs Türk halkının siyasi davasını savunan liderlerimizin söylem ve çözüm uğraşlarıyla örtüştürdüm. Her biri bir diğerinden devraldığı sorunu bugünlere kadar “Kıbrıs Türk halkının siyasi davası, bayrağı olarak taşıdılar…”

NİTEKİM. Ne diyor Sn. Akıncı da. “Sizler diyor bu toprakların eşit ve özgür insanlarısınız.” İşte işitmek istediğimiz buydu: “Eşit ve özgür!” Kimle? Güney’deki Rum devleti ile.

 Nasıl? “Onurlu, başı dik ve güvenlik içinde!”

Eğer yarın çerçevesi “eşitlik ve özgürlükle” oluşturulmuş  bir çözümün altına imzaların atıldığına tanık olsam, bir değil bin defa “şükür” derdim… Ki Sn. Akıncı bu bir yıl sürecinde Kıbrıs Türk halkının davasını hangi ülke ve kentlerde savunduğunu da vurguluyor. Ve hatırıma kendinden önceli liderleri takıyor. O ülkelerden, kentlerden, konferanslardan onlar da geçtilerdi. Hepsi de Kıbrıs Türk halkının “özgürlük ve egemenliği” için mücadele ederek…

YENİ KONSEPT: Diyor ki Sn. Akıncı Kıbrıs sorununu ve çözüme bakışı yeni bir anlayışa kavuşturduk.

Yorumlamam gerekirse bu müzakerelerin geçmiştekilere benzemediğini, güven yaratıcı önlemlerle bölgesel işbirlikleri oluşturduklarını, ve iki halkın birbirlerine daha çok güven duydukları ortamları yarattıklarını hatırlatıyordu. Doğruydu fakat:

Burada şüphe ile duraksıyoruz! Çünkü henüz bu sağlanan uzlaşıların, bu işbirliklerinin hangi çözüm şeklinin içinde yer alacağı ile ödenmesi gereken bedellerinin olup olmayacağını bilmiyoruz. (Devam edeceğiz.)

VAZİYETİ UMUMİYEMİZ! (BİR DE KENDİ AYNAMIZA BAKSAK!)

Dün kendimizi AB üyeliğine hazırlarken, TC’den gelen suyun bu konuda bizim için talih olduğunu vurgulamış ve eklemiştik: “Bunları gören TC’li bazı işinsanları artık kapımızı daha sık çalmaya başladılar.” Ve bir daha eklemiştik: “Oysa biz yüzlerine bile bakmıyoruz!”

Hatırlayın ama: Az biraz turizm kıpırdayıp da batmış KTHY’larımıza karşın uçaklar Ercan hava alanından daha çok kalkıp inmeye başladıklarında “Yap İşlet Devret Sistemi” ile Emrullah Turan’lı’nın Taş Yapısı devreye girdi miydi?

Hatırlayın ama: Eğer yat turizminde bir gelecek görmemiş olsaydı, elin Yahudisi Erenköy’de o devasa Marinayı neden yapsın, parasını neden o koya gömsündü?

Hatırlayın ama: Eğer Asil Nadir Güzelyurt’taki narenciye bahçelerinde büyük gelecek ve kârlılık görmemiş olsaydı başını Rum’la belaya sokmak pahasına neden orada büyük yatırımlara girsin kapitalini çar çur etsindi?  

Hatırlayın ama: Eğer “kumar baronları” denmesine karşın KKTC’nin siyasi yönden geleceğine inanmamış olsalardı neden TC’nin işinsanları Girne kıyılarını Rum tarafında bile olmayan lüks otellerle doldursunlardı? BU İKİ SEKTÖR’İN ÖTESİ YOK MU? Turizm ve narenciye! Her iki sektör de Kıbrıs’a özeldir.. Her ikisi de KKTC’nin kalkınma lokomotifleridir!Her ikisi de şu anda bile geleceğin umutlarıdır.

Her ikisi de yatırımlara açık ve kârlılık oranları yüksektir.

BİZ NE YAPIYORUZ AMA? Emrullah Turanlı ile elbet hesaplaşılacak. Fakat ne oluyor: Kavga!

Bir Turanlı suçluyor devleti, bir devlet suçluyor Turanlı’yı!

Narenciye’de olay hiç farklı değil. Portakallar tonlarcası ile ellerde kalmış, TC elçiliği çırpınıyor, devreye giriyor. Ve diyor ki  “binlerce dolara mal olan sıkma makineleri bizden, elektrik giderleri bizden, işçilik giderleri bizden. Üniversitelere koyalım bu makinelerden, taze potakallar sıkılsın. İç tüketimle hem üretici kazansın hem üniversiteler! Cevap! Yok, İstemeyiz! Niçin çünkü diğer gazlı içeceklerden daha çok kazanıyorlar! Kimbilir ne paralar dönmektedir!

Yani efendiler işte biz böyle bir memlekette yaşıyoruz!

KISACA TAKILDIĞIM: (AKILLAR BAŞLARA!)

üniversitelerde öğrenci kavgaları bitmiyormuş! İllegal olaylar da gırla! Olacak tabi!

Eğer sen bakkal dükkânı açar gibi üniversite açarsan!

Bu üniversiteleri öğrenci avının avcıları durumuna sokarsan!

Olsun da nasıl öğrenci olursa olsun diyerek nerden geldiğine, cebinde kaç parası olduğuna bakmadan kaydını yaptırırsan!

Parayı kaptıktan sonra ne yaparsa yapsın dersen!

Ve kayıtlı öğrenciye karşın üniversitelerine uğramadan dışarıda serseri mayın gibi dolanmalarına, kaçak işçi olarak çalışmalarına, uyuşturucu tacirliği yapmalarına ciddi önlemler almazsan…

Başına daha çok işler gelecek, aklını başına topla!