“Kamu kötü yönetiliyor…”
İşadamı Mustafa Genç, Selda İçer ile yaptığı mülakatta net konuştu…
“Kamu kötü yönetiliyor…”
Haksız mı?
Herkesi bıkıp usandıran nokta da budur işte.
Sağlıkta…
Tapuda…
Eğitimde…
Ulaştırmada…
Limanlarda…
Hayatın her alanında.
Verimliliği tartışmadığımız için.
Geçtim ekonomik temelli yaklaşımları…
Mantığı da geçtim.
“Devlet halkının hizmetkarıdır” kısmını da geçtim.
“İş yapmak için kamudan maaşını bir tamam alanlar” var ya…
Cumhurbaşkanı ile başlar…
Devlet Üretme Çiftliklerindeki odacıya kadar…
Aldığı paranın hakkını verecek.
Bu halkı sevecek.
Bu halka hizmet edecek kamu çalışanlarına ihtiyacımız var.
Bizde iş ters döndü.
Nasıl mı?
Herkes sanıyor ki, “kendisi çok mühim olduğu için kamu çalışanı. Devlet de ona maaş ödemeye mecbur…”
Neden?
Çünkü o iyi partili…
Çünkü o iktidar partisine oy verdi.
Dolayısı ile…
Vergisini ödeyenin, özelde kalanın, kamudan iş bekleyenin bir hakkı yok.
O maaşını alacak, kimse de “iş yap” demeyecek…
Yerini değiştirmeyecek…
İstediği gibi hayat devam edecek.
Neden?
Çünkü değişimden esas korkan “kamuyu yönetmekle” yükümlü olanlar.
Kamuyu yönetecek olanlar “kamuda piştiği” için değil…
Parti basamaklarından geldiği için…
“Kamu” önemini yitiriyor.
Makamlar ve o makamlarda olanların alacağı maaşlar öne çıkıyor.
Yahu millet “müşavir” olmak için birbirini eziyor.
Kabul edilebilir değildir bu…
Bu nedenledir ki…
Evet, kamu kötü yönetiliyor.
Kamu kötü yönetildiği içindir ki, insanlar devletin yapmakla yükümlü olup, yapamadığı işler için servet harcıyor.
Eğitim ve sağlık da en önde gelendir.
Nasıl düzelecek peki?
Bu ülkeyi ve ülke insanını sevmeye başlayacak…
Ülkeye hizmet için kamu kaynağından maaş alanlar.
Başlangıç için iyi bir nokta…
Gerisi ise reformlarla ve standartlarla gelecek…
Partili olmaktan daha da önemli olacak “yetenekli” olmak.
Atla deve değil yani…
Basit bir uygulama.
Çağdaş her ülke uyguluyor.

“Paparazzi” bir toplum olduk
Bize deniyor ki, “Neden mahkeme haberleri ön sayfalarda yer alıyor…”
Bu fotoğrafa iyi bakın…
“Okuldan atıldığı” gerekçesi ile bir genç, “ölmek” istedi.
Ya da blöf yaptı.
Birileri de ciddi endişe yaşadı.
Vazgeçirmek için canını yedi.
Peki, “olayı seyreden ahali” ne yaptı…
Bol bol resim çekti.
“Belki atlar” diyenler, sürekli videolarını açık tuttu.
Neyse…
Okul yönetimi genci ikna etti.
Aşağıya indirdiler…
Arabaya bindirmek için götürürlerken…
“Bu sevinçli anı” da kaçırmadı gençler.
Ama hangi milletten olduğu da önemli değil.
Merağımız bu sevgili dostlar.
O çocuk ne acı yaşamış?
Affedilmiş mi?
Ciddi miydi?
Blöf mü yaptı?
Kimsenin umurunda değil.
Bu fotoğrafa bakınca ne düşündüm biliyor musunuz?
Sosyal medya…
Ya da akıllı telefonlar.
Adına ne derseniz deyin.
Aklımızı aldı.
Yardımlaşma…
Kaygı…
Endişe…
“Komşum aç yatarken ben tok yatamam” şeyisi…
Hepsi hikaye…
Varsa yoksa “paparazzi” hallerimiz…
Dedikodu sevgimiz…
































