Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sakat yapının ürünü…

Toprak Ürünleri Kurumu’nda, hükümet değişimi nedeniyle bir üst düzey yönetici görevden alınınca…

Kurum ahalisi da bunu “kapıda kurban keserek”, üstüne de “helva” yiyerek “kutladı…”

Yemin ederim, zerre yetkim olsa, ortalığı birbirine katarım…

Hepsini sürerim…

Gerekirse kamudan uzaklaştırırım…

Buna şöyle de derler:

“Ayaklar baş, başlar ayak oldu”…

Ama ben demeyeceğim yoksa, ayıp olacak.

Bu olay bile bize, kamunun nasıl iflas ettiğini gösteriyor.

Görevi, “kamuya hizmet” etmek olanlar, maalesef, “malın sahibi” kendilerini sanıyor.

Bakan Müsteşar’a iş yaptıramıyor…

Müsteşar daire müdürüne…

Daire müdürü zaten personeline iş yaptırmıyor…

Zira, hepsi “kamu hizmeti komisyonu”ndan geçmemiş…

“Parti merkezlerinden” gelerek, kamuda köşe tutan o kadar çok insan var ki?

O zaman ne oluyor?

İşte bu yaşananlar…

Vatandaşa saygı içermeyecek şekilde hem de…

Düşünün, bir daireye gidiyorsunuz…

Kapı önünde boğazı kesilmiş bir koç…

“Ne oldu?” sorunun cevabı da şu:

“Müdür gitti bayram ediyoruz…”

Birilerinin Toprak Ürünleri Kurumu personelinden o gruba: “SİZ KİMSİNİZ?”

Diye sorması gerekiyor…

Umarım Nazım Çavuşoğlu sorar…

Ha…

Bugün ilk çalacak telefonu biliyorum:

“Sen kimsin de bizden hesap soruyorsun, o müdürün bize neler yaptığını biliyor musun?

Ne fark eder?

Bakan var…

Kamu Hizmeti var…

Sendika var…

Yasa var…

Tüzük var…

Gidin hakkınızı orada arayın…

Hoş…

Hemen her dairede yaşanan da benzer şeyler değil mi?

Giden ağam…

Gelen paşam…

 

Bizim hiç mi suçumuz yok?

Efendim…

Türkiye’ye borcumuz 17 milyon Euro’ymuş…

Ama bu parayı da lazımmış Kıbrıs Cumhuriyeti ödesin…

Zira…

Serdar Denktaş
Serdar Denktaş

“Kıbrıs Cumhuriyeti yüzünden borç” almışız…  

Hade 3 milyonunu…

Hade beş milyonunu…

Yahu…

Yıllardır, bu ülkede Türkiye’nin parası har vurulup, harman savruluyor…

Kamuda dağıtılan kaynaklara bakınca…

Kendinizi Burnei Sultanlığı’nda yaşıyor gibi hissediyorsunuz…

Ama biz suçluyu bulduk…

Rum tarafı…

Yedik yedik…

Dibine kadar yedik.

Üstüne de “borç içinde, personel yapısı üretime dönük olmayan” bir kamu yarattık.

Unutmadan.

Halen de yemeye devam ediyoruz…

 

Tek derdiniz vatandaşlık mı?

Buram buram “popülizm” kokan bir yaklaşım…

Serdar bey ne dedi: Kendini Kıbrıslı sayan herkese vatandaşlık vermeliyiz…

Medyanın “vatandaşlık borazancıları” da başladı öttürmeye:

“Hak eden binlerce insan var…”

“Neden verilmiyor…”

Ve daha bir çok soru…

Uzatmayacağım…

Bu konu fazla uzadı…

Gerçekten bu ülkeye “emeğini harcayarak para kazanmak” için gelenlerin tek derdi “vatandaş” olmak mı izce?

Ne önemi var?

İzin verin, ben KKTC kimlik kartımı birine vereyim…

Şaka gibi ama…

Bu ülkede eğitim hizmeti yok.

Sağlık hizmeti yok…

Özürlük ve demokrasi kısıtlı…

Siyasi irade ayaklar altında…

Halk giderek fakirleşiyor…

Dün vatandaşlık verilenler, bugünün mağduru…

Sadece “vatandaş devşirip oy toplama” gaylesi olanlar, bu ülkenin ekonomisini düşünmüyor.

Bir tek ekonomi temelli adım var mı?

Yok.

O zaman…

20 bin kişiyi vatandaş yapsanız ne olur?

Yapmasanız ne olur?

Hizmet almayan, kamu kaynaklarını eşit dağıtmadığınız…

Hızla fakirleştirdiğiniz…

Ele muhtaç ettiğiniz 20 bin daha yeni vatandaşınız olur…

Oysa…

Bir ülkede vatandaşlık politikası “kafa sayısına” göre olmaz.

Bir ülkeye çalışmak için gidenler, çalışır ve döner, ülkesine gider.

Vatandaşlık ise, evlilikle olur…

Doğumla olur…

Ekonomik kriterlerle olur…

Her şeyden önce de, ülkenizin kültürel yapısını korur…