Ali Atamer: Kıbrıslıların vazgeçilmezi arasındadır kahve alışkanlığı.
Ö.G: Gaveler güzeldi o zaman. Çünkü gumda ve tek tek bakır cezvelerde yapıldığı için lezzetliydi. İçerisine soda atardı bazı gaveciler. Onun için lezzetleydi. Şimdiki gavelerin hepsinin halis olduğuna da inanmıyorum.
Ali Atamer: Kahvemizi de yudumladıktan sonra dilerseniz zaman tünelindeki yolculuğumuza Emine teyzeciğimizi tanıyarak başlayalım…
E.G: Be çocuklar bu arada bişey söyleyim benim gulaklarım az duyar dayınız yerime cevap versin arada bir. Neysa Ayluga mahallesinde otururduk. Atatürk İlkokulu’na, Liseye da Viktorya gız lisesi’ne gittim. Annem terzi olduğu için gendi yaptığı dikişleri yayan yürüyerek satışını yapardım. Bahşiş verirlerdi bana da sevinirdim. O verdikleri 1-2 guruş çok değerliydi.
Ö.G: Aliciğim bizim zamanımızda tek bir okul vardı o da “Englısh School”. Müfredatı hep ingilizceydi. Okulda sadece 3 tane Türkçe öğretmen vardı. İlker Nevzat’ın babası, Nejat Bey ve Mustafa Raif.

Ali Atamer: Eski Lefkoşa’nın Kıbrıs tarihinde özellikli bir yeri vardır. Çocukluğunuzun geçtiği ve özlem duyduğunuz “Şeheri” Lefkoşa’yı hatıranızda kalanlarıyla anlatır mısınız?
Ö.G: Güzel Lefkoşam benim. Bir akşam Çağlayan yolunda yürümek herşeye bedeldi. Gençliğimizin bir kısmı Halk sinemasına giderek geçti. Lefkoşa’mın içi bambaşkaydı. Her gece geçtiğim sokaklardan kız çocuklarının hurma dallarına geçirilmiş yasemin kokularından durulmazdı. Kebapcı Anibal’ın sağında solunda nargile içenler hala daha aklımdadır. 10 senemi veririm eski Lefkoşa’yı görmek için.
Ali Atamer: Önder dayıcığım senden Eski Lefkoşa’yı dinlemek büyük haz fakat istersen başka konuları da konuşalım.
Ö.G: E dur Aliciğim Lefkoşa hemen den biter mi?. Bekle bakayım. Bak aklıma geldi Mücahitler Parkı’nda hayvan satışları olurdu. Her cuma köylüler oraya hayvanlarını getirir satış yapardı. Dizlikli dizlikli dedelerimiz. Parası olan kamyon tutar gordu hayvanlarını gelirdi. Olmayan otobüsün arkasına bağlar getirirdi. Çarşı ise muhteşem güzeldi. Çarşının içinde et pazarının yeri ayrı, domuz pazarının yeri başka ve başka bir yerde da balık pazarı vardı. Rahmetli minnoş vardı meşhurdu çörekleri. Rumlar ondan alırdı. Polis’in garşısında yaz aylarında sulu muhallebi, kış aylarında da sütlü muhallebi yapan biri vardı. Ondan sonracığıma eski terzilerden Cemil var. Eski günlere götürdünüz beni be çocuklar.
Ali Atamer: Sizlerin çocukluğu ve gençliği Lefkoşa sokaklarında geçti. Belki de birbirinizi bulmanız çok da zor olmamıştır.
E.G: Aynı mahalledeydik. Karşı gomşumuzdu. Hatta annem saçlarımı istemediğim halde örgü yapardı. Ben da garşı gomşumuz olan Önder’in annesine gider saçlarımı taramasını ve düzleştirmesini isterdim. Zaten annesi söylermiş Önderi’me alayım bu gızı. Yani çocukluğumuz beraber geçti Önderle.
Ali Atamer: Önder dayıcığım çocukluk arkadaşınla bir ömrü paylaşacağın aklına gelir miydi?
Ö.G: Çocukluk arkadaşımdı ama hiç beraber oynamadık. Ama çok mutlu bir durum. Sonuçta bildiğin bir kız gomşu gızı. Ben çocukluk aşkımla evlendim sayılır. İnsan hakikaten severse o evlilik ömür boyudur.Ben aklıma goydum ve oldu bu iş. Bir anımı anlatayım size; Bir gün motorla gezmeye gideceyik bindik motora giderik. Ama ben motorda bir hafiflik hissettim. Bir döndüm baktım arkama Emine yerde. Meğerlim düşürttük gendini benim haberim yok. Buda öyle bir anı olarak galdı.
E.G: Aynı mahallede geçtik çocukluğumuz. Ama tanışma ve sevgi bakımından buluşurduk. Dereboyu’ndan çık yukarı sağa dön hep buluşma yeriydi oralar. 3-5 ay nişanlı galdık. 1961’de evlendik. Kısmet oldu artık.

Ali Atamer: Eski düğün-dernekler 1 hafta sürerdi… Lefkoşa’da var mıydı böyle bir gelenek-görenek?
E.G: Biz düğünü köşlüçiftlikte evde yaptık. Nikahımzı Hacı Faik efendi gıydı. Fotoğrafımızı da Foto şık çekti. Cemaliye Hanım’da gelin etti beni. 1-2 saatte bitti.
Ö.G: Müzik da tutmadık, dans da etmedik. 2 saatte bitirdik.
E.G: Ne buda etmedik. Öyle canlı müzik yoktu ama teyipden çalardı bizda dans ettik. Dibelik da ölmedik ya.
Ö.G: Ben hatırlamam çünkü o gün idam günümdü. Şaka bir tarafa düğün basit oldu ama balayına Bursa-Gemliğe gittik. O zaman tabii şimdiki gibi uçaklar yoktu. Adana’ya pırpırlı iki pervaneli uçakla 3 saatte gittik.
Ali Atamer: Sevgili Gardiyanoğlu çifti önümüzde onlarca eskiye dair her dönemden eski fotoğraf var. Ve çoğu da savaş yıllarına ait. Mutlaka bizimle paylaşacak unutulmaz anıların vardır.
Ö.G: 1959’dan beri TMT’ye gayıtlıyım. Mehmetali Tiribeşelinin bölüğüne bağlıydım. Köşlüçiftlikte özel bir birlikti. Kıbrıs Türkü çok çekti. Herşeyi olan bir rum ordusuna karşın, elindeki osmanlı topu piyadeleriyle mücadele eden bir Kıbrıs Türk halkı vardı. Hep öğrencilerimiz mücahitti. ve onlar olmasaydı çok zordu işimiz. Onlara çok şey borçluyuk.
E.G: 63 olayları olduğunda gızım 1 buçuk yaşındaydı. 8 sene köşlüçiftilikte yaşadık. Ama Önder dayınızı ayda bir görürdük. Çok kere hatırlarım hakkını helal et hanım dediğini.
Ö.G: Tabii İngiliz dönemiydi o zaman. Gerçi bizlerden çekinirlerdi ama istavroz olduğu için Rum’u gayırırdı. Biz Türkleri da İngilizleri öldürmememiz için polis yazarlardı bizi ki onlardan taraf gözükelim. Dikkat edin İngiliz hangi sömürgeden çıktıysa unutulmaz kötü bir iz bırakmıştır. Maalesef İngiliz öyleydi. Bizim Rumlarınan ilişkilerimiz çok eyiydi. Ama ne zamanki EOKA çıktı düşman olduk.
Ali Atamer: Önder dayıcığım bu konuları anlatırken sanki bir şeyler sakladığını ve hatta gülümsediğini görüyorum.
Ö.G: Ah alim ah seneler geçti üstünden. Huzursuz bir ortam vardı. Hep gerginlikle geçti o yıllar. Neler çekti bu Kıbrıs Türkü.
Ali Atamer: Bir yastıkta 50 yıl… Dile kolay… Acısıyla tatlısıyla bir ömür geçirdiniz. Nedir bu beraberliğin sırrı?
Ö.G: Tek kelimeyle saygı sevgi. Ha eğer kadın gızarsa adam gaçacak, adam gızarsa gadın gaçacak evden. Bu işin sırrı budur.
E.G: Eskiden kadınlar erkeklerini el üstünde tutardı. Saygı duyardık biz erkeğimize. Ve biz bundan mutu olurdu evdeki kadınlar. Ama şimdiki gızlar işe girer, altlarında araba, annelerinden galma evlerde otururlar. E böyle olunca gocaya saygı olmaz. Bütün ilişkileri yitirmiş durumdayık.

Ali Atamer: Bizlerde sizlere sözlü tarihimize katkı koyduğunuz için teşekkürler.
































