Ekonomi için zorlu günler devam ediyor
Seçim ardından geçen 64 güne rağmen henüz hükümet kurulması konusunda sonuç yok
Dün akşam görüşen Davutoğlu – Kılıçdaroğlu zirvesi Perşembe veya Cuma günü devam edecek
Piyasalarda az da olsa koalisyon ümidi devam ediyor
ABD cephesinden beklenen faiz artırımı, içerde tırmanan terör olayları ve siyasi sıkınıtı TL ve TL cinsi varlıklar üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor
Türkiye cephesinde sabah saatlerinde açıklanacak cari açık verisi yakından takip edilecektir
Çin Merkez Bankası, son dönemlerde gelen zayıf ekonomik verilerin ardından yuanı devalüe ederek son üç yılın en düşük seviyesine indirdi
Piyasa Özeti ve Yorumu
Türkiye açısında sıkınıtı günler maalesef devam ediyor. Bayram tatili ardından başlayan terör olaylarının her geçen gün yürek burkan elim haberlerle tırmanmaya devam etmesi, dışarda ABD Merkez Bankasından 10 yıl aradan sonra ilk faiz artırımının artık % 80 ihtimal ile yıl bitmeden gerçekleşeceği tahmini, Türkiye’nin söz konusu sürece hükümetsiz yakalanması, haliyle TL ve TL cinsi yatırım araçları açısından sıkınıtılı bir sürece işaret ediyor. Hatırlanacağı üzere, 2008 yılında patlak veren ve Lehman Brothers’in çöküşü ile tırmanan küresel finans krizi ardından para musluklarını neredeyse geçen seneye kadar sonuna kadar açan ve bu bağlamda tıkalı kredi kanallarının açılması için faiz oranını % 0 seviyesine indiren FED, uygulamış olduğu ultra gevşek para politikası ile kendi bilançosunu kabaca 700 milyar dolardan 4,5 trilyon dolara yükseltmişti. Ancak, uygulanan parasal gevşemenin ABD ekonomisi dışında okyanus ötesi ülkelerde pek de işe yaramadığını, gevşek para politikasının getirdiği bol likiditenin reel ekonomi yerine sermaye piyasalarına yöneldiği ve başta hisse senedi piyasaları olmak üzere rekorların tazelediğini görüyoruz. Basit bir yaklaşımla, ABD’de faizlerin 2009 yılında sıfıra inmesi ardından ABD hisse senedi piyasasının gösterge endeksi S&P500 % 220 prim yapmış. Faizin % 0 olduğu ve paranın ucuz, bol ve devamlı olduğu bir ortamda % 220 getiri aslında faizin yavaş da olsa yükseltilmesi için bile bir neden olarak ön plana çıkıyor (balon?). Bu bağlamda, kuvvetle muhtemel Eylül veya Aralık ayında faiz artırması beklenen FED’in, 2008’den beri devam eden partiyi ışıkları açarak bozacağı, likidite sarhoşluğundan uyanmaya çalışan dünya genelinde ciddi baş ağrısı yaratabilir. Bu nedenle, aralarında dış finansman ihtiyacı olan gelişmekte olan ülkelerin söz konusu süreçten negatif etkileneceği bekleniyor. Türkiye, son dönemlerde düşen enerji fiyatları ile GSYIH’na oranla özellikle 2011 yılında artık sürdürülemez olarak görülen cari açığının daha sürdürülebilir seviyelere çekse de, yine de oldukça yüksek olarak görülmesi, cari açığın yanısıra özellikle önümüzdeki sene yaklaşık 165 milyar doları ödeme zamanı gelen dış borç, Türkiye’nin kırılganlıklarını ön plana çıkarıyor. Her ne kadar Cuma gecesi, Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Moody’s Türkiye’nin kredi görünümünü güncellemese de, devam eden koalisyon görüşmelerini beklediği ve muhtemelen erken seçime gidilmesi durumunda bir sonraki gözden geçirmenin not indirim yönünde olacağından endişe ediyoruz. Hatırlanacağı üzere, Moodys’s, Türkiye’yi diğer bir değerlendirme kuruluşu olan Fitch ile birlikte en düşük derecede de olsa yatırım yapılabilir not verirken, S&P ise yatırım yapılabilir seviyenin bir derece altında bizleri notluyor. Bu bağlamda Moodys’den gelecek olası bir not indirimi, iki yatırım yapılabilir notdan birinin kaybedilmesi anlamına gelecektir ki bunun Türk Mali piyasalarına ciddi bir darbe vurabileceğini düşünüyoruz. 2014 yılı Nisan ayında görünümü durağandan negatife çeviren Moodys, geçen 16 aylık zaman diliminde herhangi bir not veya görünüm değişikliğine gitmemişti. Teamüllere göre, görünümü negatife indirilen bir ülkenin 12 ile 18 ay içerisinde kredi notunun indirilebileceği bekleniyor.
Son dönemlerde ister istemez iç karartacak bir tonda bültenimizi kaleme alıyoruz. Türkiye’nin büyüme anlamında zayıf bir dönemden geçtiği aşikar. Büyüme art arda üçüncü yıldır potansiyel büyüme oranının altında seyrediyor ve işsizliğin yüksek olduğu bir ekonomide bunun bedeli giderek ağırlaşıyor. Ekonominin yapısal reformlar ile nüfüs artışına göre yeniden % 4-5 seviyelerine döndürecek büyüme haritasına ihtiyacı varken, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile birlikte Türkiye’nin ciddi anlamda zaman kaybettiği, ekonominin ihmal edildiği, seçim yapılalı 64 gün olmasına rağmen henüz somut anlamda bir hükümet formülünün ortaya konulamaması, düşük büyümeye ve TL’deki ciddi değer kaybına rağmen yüksek seyreden cari işlemler açığının zayıf sermaye girişleri ile istenilen düzeyde finanse edilememesi ve FED’den beklenen faiz artırım ile sürecin daha da sıkıntılı bir hal alacağı; TCMB’nin soğuyan ekonomiye paralel sırf kuru dizginlemek için faiz artırmayacağı, yükselen kurun girdi maliyeti yaratarak enflasyon görünümü bozacağı beklentisi, ister istemez TL ve TL cinsi yatırım araçlarında görülen ciddi satış basksını anlatmaya yetiyor. Tüm bunları harmanlayıp bir yere koyduğumuzda, TL açısında iyi konuşmak şu anda pek de mümkün görünmüyor. ABD cephesninden beklenen faiz artırımı ve Avrupa cephesinde devam eden gevşek para politikası nedeniyle yılın sonuna doğru EUR/USD paritesinde beklenen 1 parite seviyesi, ister istemez akıllara şu soruyu getiriyor. Paritenin eşitleneceği bir seviyede, USD/TL kuru ile EUR/TL kuru da eşitlenecektir. Bu durumda USD/TL kurunun mevcut 2,78’li seviyede mi yoksa EUR/TL kurnun olduğu 3,04’lü seviyelere mi gideceğini düşünmek gerekiyor.
Dün tüm bu haberlerin ve beklentilerin gölgesinde günün ilk yarısında USD/TL kuru gün içi zirvesini bir kademe daha yükselterek 2,7950 seviyesini test ederken, Borsa Istanbul ise günü 77,500 seviyesinde tamamladı. Kılıçdaroğlu – Davutoğlu görüşmesinin uzun saatler sürmesi ve akabinde liderlerin Perşembe veya Cuma günü yeniden görüşeceğinin açıklanması ardından sabah saatlerde USD/TL kuru hafif de olsa geri çekilerek güne 2,7750 seviyelerinden başladığını görüyoruz. Yeni gün başlangıcında ise Çin’den gelen haberleri yorunlamaya çalışıyoruz. Hatılanacağı üzere, Çin borsasında son dönemlerde başlayan çöküş ardından Çinli otoriteler çöküşü durdurmak adına birçok adım atmışlardı. Dünya’nın büyüme motorlarından biri olarak görülen Çin’de ihracatı son dönemlerde çift haneli rakamalardan gerilerken, Çin’in uygulamaya çalıştığı iç talebe dayalı büyüme modeli de, zayıf tüketim alışkanlığı olan yerel halk nedeniyle başarısız olmuş, borsasında ise değeri trilyonlarla dolar olarak ölçülen değerde kayıplar görülmüştü. Bu sabah, Çin Merkez Bankası, son dönemlerde gelen zayıf ekonomik verilerin ardından yuanı devalüe ederek son üç yılın en düşük seviyesine indirdi. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’de bu yıl gözle görülür bir yavaşlama yaşarken, bu yıl büyümenin % 7 seviyesinin altında kalacağı ve son 25 yılın en düşük büyümesi olacağı tahmin ediliyor. Mali piyasaların gündeminde bugün, Almanya’da açıklanacak ZEW endeksi (kurumsal yatırımcı güven endeski) ve ABD’de günün ikinci yarısında açıklanacak iş gücü ile ilgili veriler yakından takip edilebilir. İçerde ise, TSİ10:00’da TCMB’nin açıklayacağı cari açık verisine bakmakta fayda var.
































