İşadamı Asil Nadir, uzun süren bir esaretin ardından ülkesine, evine döndü.
Ne acıdır ki, bu sürede hayatta en çok değer verdiği, üzerine titrediği annesinin cenazesine gidemedi.
Daha da acısı…
Annesinin son günlerinden ellerinden tutamadı…
Gözlerine bakamadı, göz yaşı dökemedi…
Annesine, ailesine düşkünlüğünü bildiğimiz Asil Nadir için bu son derece zor bir durum olsa gerek…
Ülkeye döner dönmez, annesinin mezarına koşması da bu yüzden.

Neden gitti?
1998- 2009 yılları arasında, kısa bir dönem hariç, birlikte çalıştık.
Son dönemlerde yönetici pozisyonunda olduğum için, neredeyse günde iki kez toplantılarla da çok daha yakından kendisini tanıma fırsatı buldum.
İngiltere yargı sistemi içerisinde büyük bir “kara delik” olarak görünen Asil Nadir’in yargılanmaması… Hatta İngiltere’deki tüm güvenlik sistemlerini gerisinde bırakarak, firar etmesi…
Bir uçakla İngiltere’yi terk etmesi…
Hepsine rağmen sonra geri dönmesi…
İngiltere’de Nadir’in yargılanması, ceza alması, Belmarsh gibi bir hapishanede tutulması…
Gecikmeli bir şekilde Türkiye’ye iadesi…
Kısa Silivri macerası ve KKTC’ye dönüşü…
17 yıl KKTC’de kaldı…
Ardından bir sabah “ben geldim” dedi ve İngiltere’nin yolunu tuttu…
2010’dan bugüne…
Gerek ev hapsi…
Gerek yargılama sonrası hapis…
Gerçekten, 70’li yaşlarını aşmış bir isim için oldukça kötü günler olsa göre.
İngiliz yargı sistemine göre “adalet yerini buldu…”
Nadir’e göre, 6 yıl yaşadıkları gayrı- yasal ve insanlık dışı…
Neden gitti?
Kıbrıs’ta iyi bir yaşamı varken, neden yargılanmak istedi?
Bu sorular hep sorulacak.
Ortada yaşananlar vardı…
Nadir, tümüyle yüzleşti.
Polly Peck’ten zimmetine 33 milyon sterlin geçirmekle suçlandı.
Yargı sürecini geride bıraktı ve geldi…
Bayram havası…
Nadir’in dönüşü, ülkede bayram havası yarattı.
Haliyle benim de gözümün önünden Nadir ile yaşadıklarım geçti.
Bizi zaman zaman “Nadir’e nankörlük yapmakla” suçlarlar…
Hayatım boyunca “işimi tam yapmaktan” başka gaylem olmadı.
Maaş aldığım yerde de “işimi tam yaptığım için” barındım.
Biz işimizi “gazeteci olarak” ve kurum yöneticisi olarak tam yaptığımız için, Kıbrıs Medya Grubu da “şirket” olarak ciddi paralar kazandı.
Şimdi de tüm çalışma arkadaşlarıma aynı gözle bakarım.
Kimse kimseye “ekmek yediği” yer diye minnet duymak zorunda da değil.
İşini tam yapan, önüne baksın yeter.
Lakin…
Kıbrıs Medya Grubu’ndan ayrılma nedenimizi bir kez daha yazmakta fayda var.
Bizden istenen Asil Nadir’in “kamudaki ihale işlerini takip etmemiz, olmadığı takdirde hükümeti devirecek yayınlar yapmamız”dı…
Geçitkale Havaalanı ihalesi…
Yeni bir GSM şirketi kurulması için bunlardan sadece ikisiydi.
Dönemin CTP- DP hükümeti Nadir ile kavgaya tutuşurken…
Kıbrıs Medya Grubunu’nun vergi kaçırdığı da ortaya çıktı.
Grup yönetiminin “ödemeyi kabul ettiği miktar 11 milyon TL”ydi…
Sadece üzerinde uzlaşılan…
O dönemde, biz “iş takibini” reddederken, “Reşat Akar” kahraman olarak gruptan içeriye girdi.
Kalabilirdik.
Kimse bize “git” demedi.
Ama kalmak bize yakışmazdı.
O dönemdeki insan davranışlarına hiç girmeyeceğim.
Havadis, Kıbrıs Medya Grubu içerisinde haksızlığa uğrayanların merkezi olmuştu.
Hiç düşünmeden, mağdur olan arkadaşlarımızla ekmeğimizi bölüştük.
Gene olsa gene bölüşürüz.
Lakin, ciddi bir linç kampanyasının da merkezi yapıldık.
Oralarda olup biteni bildiğimiz içini, atılan her manşete yanıt verdiğimiz için…
“Katlimiz vacip”ti…
Matbaamızın bizi basmaması, reklam verenlerin uzak durması gibi baskılar…
Yazarlarımıza “orada yazmayın” denmesine kadar…
Üstelik, CTP hükümetten gitmiş, UBP gelmiş, Geçitkale Havaalanı, proje sahibi İngilizlerden alınarak, Asil Nadir’e verilmişti.
Dönemin UBP hükümetinin üzerimize kurduğu baskılar da cabası…
Biz 2009’da kaçtık.
Nadir de 2010’da İngiltere’ye dönüp, kendisini yargıya emanet etti.
Bu sürede çok ağır tartışmalarımız oldu.
Nadir’in tek öznesi biz değil, çok sayıda siyasetçiydi aynı zamanda.
Ta ki…
Ta ki, Belmarsh’ta hapse atılana kadar.
Reşar Akar önderliğinde, Havadis’e saldırılar bir süre daha devam etti.
Nadir önce ayağında elektronik kelepçe, sonra da tamamen hapse girince biz de yayınlarımızı gözden geçirdik.
Daha büyük acı olamazdı.
Nadir, “zimmetine para geçirdiği için İngiliz yargısı tarafından” 10 yıl hapse mahkum edilmişti.
Mahkeme masrafları ve sonrasında ödediği milyon sterlinler de cabası…
Bu sürede en ağır yazıyı, Kıbrıs’tan “sansür” nedeniyle görevine son verilen bir arkadaşımız yazdı.
İngiltere’ye gitmiş…
Sokaklarda gezerken efkarlanmış:
“Ey Asil Nadir, ben özgürce sokaklarda geziyorum İngiltere’de, hadi sen de gez gezebilirsen” diye alay etmişti.
Merak ettiyseniz, şimdi yeniden Kıbrıs Gazetesi’nde yazıyor.
Muhtemelen Asil beye de “adaya gelişine ne kadar sevindiğini” anlatmaktadır.
Nadir’in adaya dönüşüne sevindim.
Bu yaşta yaşadıkları, hatta son 20 yıldır yaşadıkları, çok sabır gerektiren, kolay üstesinden gelinemeyecek işler.
Lakin…
Kıbrıs’ta bulunduğu süre içerisindeki, “siyaseti domine etme” hevesi, ülke demokrasisine çok zararlar verdi.
Havaalanında kendisini kapıda karşılayan Serdar Denktaş anlatsın…
Mehmet Ali Talat anlatsın…
Ferdi Sabit Soyer anlatsın…
Hatta…
Derviş Eroğlu neler yaşadığını bir tamam anlatsın.
Nadir’in gelişi iyi oldu.
Sağlıkla, enerjiyle işine dört elle sarılsın, bundan şüphem yok.
Umarım, aynı hataları tekrarlamaz.
Geçmişi ile yüzleşir…
Meslektaşlarımı “ekonomik atılımları” için kullanma sevdasına düşmez…
Kamu kaynaklarını gazete yayınları ile ele geçirebileceğini düşünmez.
Adaya gelişine sevindim.
İki yüzlü, riyakar ve etrafında şarlatanlık takla atanları, Asil bey bizden çok iyi bilir.
Bizim ülkemizde en yaygın olaylardan birisi de “ana ve olduğumuz pozisyona göre” tavır almaktır.
Hayat aynen devam ediyor ve hızla akıyor.
Kaybettiklerimiz, yaşamadıklarımız, yaşayamadıklarımız bizi üzüyor.
Asil Nadir yeteri kadar üzüldü.
Sağlıkla, yaşadığı kötü günler geride kalsın, huzurla yaşamaya devam etsin.
Hoşgeldin sayın Asil Nadir.
































