Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Magazin

Krallığın tabloları Sevim Erdal’dan

M.Ö. 1200 yıllarında Alsancak (Karava) civarında kurulan Lambousa, döneminin en ışıltılı ve en görkemli krallıklarından birisi olarak tarihe geçti. Le Chateau Lambousa Hotel, bahçesine girdiğiniz andan itibaren sizi tüm ihtişamı ile karşılıyor. Yüzyıllar öncesinin görkemini tüm benliğinizle içinizde hissederken, kapısından girdiğiniz andan itibaren de otelde sizi o dönemi simgeleyen şövalyelerin tabloları ve seramik heykelleri karşılıyor. Bu göz alıcı eserlerin tamamı ressam Sevim Erdal’ın imzasını taşıyor. Resim yapmayı “Yeniden Doğuş” olarak gören Sevim Erdal, 5 ay boyunca gecesini gündüzüne katıp Le Chateau Lambousa Hotel için 5 tablo ve 5 heykel yapmış. Açılış gecesi eserlerinin sergilendiği katı birlikte gezdiğim Sevim Erdal, 5 aylık yorgunluğu üzerinden atmış ve çok mutlu görünüyordu.

On parmakta on marifet
Daha önce Girne’deki resim galerisi MonArt’ta görüşme imkanı bulduğum Sevim Erdal, “sanatçı” doğanlardan. İlkokul yıllarından itibaren resme ve her tür yaratıcılığa büyük ilgi duymuş. Taştan bebekler yapıp, onlara kumaştan elbiseler dikmiş. Eline kağıt kalemi aldığı zamanlar kendini ayakkabı ve giysi tasarlarken bulmuş. 15 yaşındayken odasına kapanıp tasarladığı giysileri dikmeye başlamış. Bir yandan da şartlar gerektirdiği için babasının dükkanını işletmiş. Ama “yaratıcılığa” dair tutkusu hep sürmüş. Atatürk Kız Lisesi Sanat Bölümü’nde okurken, kendi diktiği giysilerin mankenliğini yapmış. Kıbrıs’ın saygın iş adamlarından Memduh Erdal ile evliliği, anne olması, anneanne olması ve tüm bu süreçlerde içindeki sanat aşkı hiç sönmemiş. Sönmek bir yana daha da ateşlenmiş. 2000 yılında ilk yağlıboya tablosunu yaparken aradığı mutluluğu yakaladığını anlamış ve 14 yılda 700’ün üzerinde esere imzasını atmış. 3 yıl önce de seramiğe ilgi duymuş. Kurs almaya başlamış. Şu an 5 heykeli tablolarıyla birlikte Le Chateau Lambousa’da sergilenen Sevim Erdal, sanat aşkıyla çıktığı bu zorlu yolculuğu tüm samimiyetiyle bizlerle paylaştı. İşte Sevim Erdal’ın hikayesi:

“İlk aşkım kara kalem”

–Yağlıboya resmi yeniden doğuşunuz olarak görüyorsunuz. Resme ve her tür yaratıcılığa ilginiz ne zaman başladı?
1942’de Perostorana köyünde doğdum. 1001 Çeşit Mağazaları’nın kurucusu Ali Rıza Özel’in kızıyım. İlkokul yıllarımda taş bebekler yapıp onlar için elbise dikerdim. Ayakkabı ve giysiler tasarlardım. Evimizin ve babama ait dükkanın her yeri benim yaptığım karakalem resimlerimle kaplıydı. 13 yaşımdayken babam Lefkoşa’da ilk 1001 Çeşit Mağazası’nı açmak için kolları sıvadığı zaman eğitimimi yarıda bırakıp köydeki dükkanı işletmeye başladım. Bir yandan da karakalem resim yapmaya devam ediyordum. 15 yaşımda şifon kumaşlar aldım ve kendim için tasarladığım elbiseleri dikmeye başladım. Lefkoşa’ya taşınınca yarıda bıraktığım eğitimimi tamamlamak için Atatürk Kız Lisesi’nin gece bölümüne yazıldım. Moda, çiçek ve dikiş üzerine eğitim aldım. Herkes 1 etek dikene kadar ben iki tanesini bitirirdim. 18 yaşımdayken Memduh Bey ile nişanlandık ve evlendik. Eşimin kumaş mağazası vardı. Ama kriz nedeniyle sıkıntı yaşanıyordu. Kumaşlar elimizde kalmıştı. Paltolar ve şapkalar diktim. Çok beğenilmişti. 2 yardımcı buldum. Bir günde 9 palto dikiyorduk. Krizden bu şekilde çıktık. Ancak Memduh Bey çalışmamı istemediği için işi bıraktım. Sadece çocuklarım Tayfun ve Tomur için kıyafet dikmeye başlamıştım. Sonra da hayatımın ışığı olarak gördüğüm 5 torunum için giysiler diktim. Yıllar geçti. Hepsi büyüdü. Ben de karakalem resme tekrar başladım. Sonra oğlum Tayfun’un desteğiyle, damadımız Serhat Akpınar’ın Yöneticiler Kurulu Başkanı olduğu Girne Amerikan Üniversitesi’nin açtığı yağlı boya resim kurslarına katılmaya karar verdim. Feridun Işıman’ın liderliğindeki derste daha ilk gün aradığımı bulduğumu anlamıştım. Dur durak bilmeden içimde müthiş bir enerjiyle resim yapıyordum. Çok mutluydum. İnanın rüyalarımda dahi tuvalin başındaydım. Yemek yemeyi bile unutuyordum. İçimdeki yaratıcı gücün farkına varmıştım. Yeniden doğmuş gibiydim.


“Resim benim yaşama sevincim”

–2000 yılında yani 58 yaşınızdayken “Yeniden Doğuşu” yakalamışsınız. Sizi motive eden neydi?

Resim her zaman kalbimin ve kafamın içinde çok önemli bir yere sahipti. Aile kurarken de, aileyi genişletirken de hep içimdeydi. Ama 2000 yılında ilk yağlı boya tablomu yaptıktan sonra bu aşkı içimde tutamayacağımı ve artık onu dışarı çıkartmam gerektiğini anlamıştım. Çıktığı andan itibaren de hayatımın çok önemli bir parçası haline geldi. Yaşama sevincim oldu. Üniversitenin kursu bittikten sonra açtığım ilk kişisel sergimin adı da “Doğuş” oldu. Sonraki yıllarda kişisel sergiler birbirini izledi. Ve 2010 yılında resim galerim MonArt’ı açtım. Resim dersleri vermeye başladım. Tabii ki tüm bu süreçlerde en büyük destekçim ailem oldu. 700’ü aşkın yağlıboya tablom var. Atatürk’e olan hayranlığım nedeniyle 20 yağlıboya tablosunu yaptım. Resimlerimde Rönesans dönemi kadınlarını, melekleri, doğayı ve sevgiye dair her şeyi işlerim. Resim yapmak benim üçüncü gözümü açtı.

“5 ay durmadan resim yaptım”

–Eserlerinizin, Le Chateau Lambousa’da sergilenmesi fikri nasıl ortaya çıktı?
Otel, Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) ve Celebrity Oteller Grubu’nun iş birliğiyle hizmete girdi. Damadım Serhat Akpınar otelde sergilenmek üzere benden yağlı boya tablolar yapmamı istedi. Müthiş heyecanlanmıştım. Otel konseptine göre tablolar yapmam gerekiyordu. Ortaçağ şövalyelerini inceledim. Ve tablolarımı yapmaya başladım. Tam 5 ay sürdü. Gece gündüz resim yapıyordum ama çok mutluydum. Ve 5 ayın sonunda otel için 11 yağlıboya tablo yapmıştım. Ve yine konseptimize uygun seramikten şövalye heykelleri ve büstleri. Seramik konusunda da beni yüreklendiren oğlum Tayfun olmuştur.

“Tüm aile sanatla yaşıyor”

–Bir sanatçı olarak hayallerinizi gerçekleştirdiniz mi?
Resim, seramik ve dikiş konusunda hayallerimi gerçekleştirdim. Çünkü hayatımda başladığım hiçbir şeyi yarım bırakmamıştım. Her zaman başarıya duyduğum inançla yol aldım. Ama rüyalarımı gerçeğe çeviren kız kardeşim Sevil’in oğlu Hüseyin Çağlayan olmuştur. İngiltere Kraliçesi “Modanın Profesörü” olan yeğenim Hüseyin’e Lord unvanı verirken orada bulunmak büyük bir gururdu. Kızım Tomur, Girne Amerikan Üniversitesi Dans Akademisi’nin kurucusudur. Torunlarım Toya ve Sevim de sanatın içinde. Sevim hukuk okudu. Sonra dans akademisini bitirip Londra’da dans üzerine yüksek lisans yapmaya gitti. Ailece sanat aşığıyız.

“Sanata ilgi yetersiz”

–Adada sanata ve sanatçıya ilgi ne düzeyde? Eserlerinize en çok hangi ülke vatandaşları ilgi duyuyor?
Yetersiz buluyorum. Bir yağlıboya tablo altın kadar değerlidir. Ama insanlar muhteşem evler yaptırıp evlerinin duvarlarını baskı resimlerle süslüyor. Hayallerimi bir resim heykel müzesi açmak süsülüyor. Sanatçılar eserlerini burada sergileyerek hak ettikleri değere kavuşabilecekler. Tablolarımı en çok satın alanlar İngilizler ve Ruslar. Son zamanlarda Araplar da alıcılar arasında. Elbette Türklerin de ilgisi var.