Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

O önyargıları yıkın o zaman

Dün UBP ve DP Genel Başkanları, hükümet protokolunu kamuoyunun önünde, Meclis’te imzaladılar.

Hem birinin söylediğine, diğerinin verdiği destek, hem de vücut dilleri, işe muhabbetle başladıklarını gösteriyordu. Allah versin, herkesin istediği istikrar zaten. Kimse hükümet ortaklarının kavga etmesini beklemez.

Her ikisini de yakından tanıyan biri olarak, saygılı bir ilişkileri olacağına kuşkum yok.

Görünen o ki, DP içinde de bir ılıman durum var. DP’yi ağır bir deprem gibi dipten sarsan ekip de gittikten sonra, kalan kök kadronun maraza çıkarması beklenmez. O nedenle Serdar Denktaş’ı geçtiğimiz günkü buluşmamızda da çok rahat gördük. Kendinden emindi.

UBP’de ise durumlar karışık. Dün Mehmet Ekin Vaiz’in bir sözü vardı “Ne yapacağım değil, ne olacağım” sorunu var UBP’de. Memleket batmış, bitmiş, maaşlar ödenemez durumda, önümüzdeki dönemde muhalefeti sokağa dökmesi muhtemel dev gibi bir ekonomik protokol sorunu kapının önünde, ancak UBP cenahından gelen haberler sadece kimin bakan olacağı çekişmesiyle ilgili…

Bu yazıyı yazdığımız saatlerde, Parti Meclislerinin toplantısı henüz başlamamıştı. DP’de herhangi bir sorun çıkmayacağı kesin gibi. Ancak aynı sebeple UBP’de pek öyle olmayacak gibi görünüyor.

Henüz hükümet programı çıkmadığı için söyleyecek fazla bir şey yoktu. Onlar da söylemediler zaten. “Uyum sürerse başarılı oluruz” dediler. Ama ne için, hangi politikaları hayata geçirmek için, o henüz belli değil. Yalnızca “layık olduğumuz” bir yönetimden bahsettiler. Gerçi vaadlerini bir bir saydıklarında da değişen bir şey olmaz. Önemli olan icraat. Biz ne muhteşem programlar gördük de, hepsi o yazıldıkları kağıtlarda kaldılar…

Sadece Serdar Denktaş, Kıb-Tek’in durumu konusunda, en kötü ihtimalle Güney Kıbrıs’ta ne yapıldığıysa, onu yapacaklarını söylemekle yetindi. Bilindiği gibi Rum Elektrik Kurumu AİK, geçtiğimiz Ocak ayında, biri üretim, diğeri ağ ve dağıtım olmak üzere ikiye bölündü. Bunun böyle olmasını talep eden de, Güney Kıbrıs’a kredi veren troykaydı. 2016 yılı için 1 milyar euro verme karşılığında, elektriğin, telekomünikasyonun ve limanların özelleştirilmesi karara bağlanmıştı. Henüz netleşmese de, orada hem üretim kısmı, hem de ağ ve dağıtım kısmı için “yarı resmi kurum”dan bahsediliyor. Yani her ikisinin de kamu-özel işbirliği olması bekleniyor. Güney’deki muhalefet de bir kaç gün önce Meclis’e, özelleştirmeleri 2017 sonuna kadar durdurmayı öngören bir tasarı sundular ve tasarı yasalaştı.  Troyka krediyi vermekten vazgeçebilir, bakarsınız Güney’de de maaşlar ödenmez… Velhasıl konu orada da karışık. Bu bakımdan Serdar Denktaş’ın söyledikleri iyi bir örnek olmadı.

Serdar Denktaş bir şey daha söyledi… Basında yeni hükümet oluşumuna karşı bir önyargıdan söz etti ve “Umarım bundan sonra önyargıyla yaklaşılmaz, doğru yaptıklarımız takdir edilir, yanlış yaptıklarımız eleştirilir” dedi.

Doğrudur, toplumun geniş bir kesimi, olaya önyargıyla ya da daha önce vurguladığımız gibi, tecrübelerinden gelen endişeyle yaklaştı.  Hani ülkede adalet sistemini, kamuyu ve devletin içinde olduğu her alanı partizanlığa çeviren o tecrübeler… Dahası, partilerin içindeki kavgaların topluma ve ülkeye maliyeti. Bir kaç kişinin keyfine kalan hükümetler… Toplumun reddettiği bir çok şeyin dayatılması. Maaşların aşağı çekilmesi, emeklilerden vergi almaya kalkılması, re’sen vergilerde keyfilikler, aflar, kredi kıyakları, şeffaflıktan uzak, hesap sorulamaz bir düzen…

Ve tüm bunlara karşı, ülke adına, toplum adına ortaya doğru dürüst bir icraat konmamış olması. Ülkenin kaybettiği yıllar. On yıllarca yaşadıklarımızdı bunlar.

Serdar Denktaş, bizlerin bu tecrübelerimize, “önyargı” diyor.

Biz de diyoruz ki; evet önyargılıyız. Şu anda kişisel talepleriyle parti binalarınızı dolduranları görüyoruz. Geçmiş uygulamaların devamını bekleyenleri de biliyoruz. Sayıları da öyle azımsanacak gibi değil.

Ha siz eğer kamuoyunun mesafeli duruşundan rahatsızsanız, hiç olmazsa bu defa bizim bu önyargılarımızı kıracak şekilde bir icraat ortaya koyun. Şaşırtın bizi. Biz doğru yapılanı alkışlamaktan çekinmeyiz.

Ama şunu da bilin ki, bu işin uzatması yok. Belki son şansınız bu… Çünkü bu toplum artık alternatif yaratmaya alıştı…

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

BELLİ Kİ ÇOK KIZMIŞ:

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın dün attığı bir tweet, sadece sosyal medyada değil, kamuoyunda da faklı yorumlara neden oldu. Talat,  “Hükümet bozuldu ya. Leş kargaları azdı! Malum, akbabaların Kıbrıs’ta nesli tükendi. Ama yağma yok… Dişinize göre birşey bulamayacaksınız!” derken, “Leş kargaları” ifadesiyle kimleri ima etti pek anlayamadık. Ama şunu anladık ki, birilerine çok kızmış Sayın Talat çünkü, bu dil ve uslup onun tarzı değil…

 

NE ŞİŞ YANSIN NE KEBAP:

Meclisten oy çokluğu ile geçen su anlaşmasına CTP’li 8 vekilin katılmaması dikkatlerden kaçmadı. Yoğun işleri nedeniyle mi katılamadılar ben bilemem ama, sanırım toplumun bir kesiminin karşı çıktığı bu anlaşmada onaylarının olmasını istemediler. Yani ne onay verdiler, ne de reddettiler. Onlara göre, ne şiş yandı, ne de kebap…

 

ÖNÜMÜZE BAKMALIYIZ:

Türkiye’den gelen suyun temini ve yönetimiyle ilgili anlaşma Meclis’ten onay aldı. Bu saatten sonra ısrarla karşı durmak, eleştirmek yerine, “bundan sonra en iyi ne yapabiliriz” üzerine yoğunlaşmak gerekir. Yoksa çıkıp hala daha, “imzalanmamalıydı, bittik, mahvolduk” edebiyatı yapmak kimseye birşey kazandırmaz. Eleştirmek yerine, bundan sonrasını planlamak en doğrusu olur…

 

SANDIĞA YANSIMIYOR AMA:  

TDP milletvekilleri Mehmet Çakıcı, Hüseyin Angolemli ve  Zeki Çeler, Türkiye’den gelen suyun temini ve yönetimi anlaşmasına red oyu verdikleri için, sosyal medyada adeta kahraman ilan edildiler. Alınlarında öpenler mi, onurlu duruşlarını selamlayanlar mı istersiniz. Ama diğer taraftan Gezici şirketinin yaptığı son ankete baktığımızda ise, bu onurlu duruşu ile barajı zar zor geçtiğini görüyoruz. Onun için kimse sosyal medyaya bakıp, kendini dev aynasında görmesin, önemli olan bunun karşılığını sandıkta almak…

 

OLMADI KAPTAN:

Sendikanın görevi, üyelerini haklı-haksız her koşulda korumak mıdır? Geçtiğimiz günlerde bir okulda meydana gelen olayda da benzerini yaşadık, şimdi Personel Dairesi denetimlerinde de aynısını yaşıyoruz. Kamu görevlisinin itibarını kasıtlı olarak sarsmak kimin işine yarar ki? Yok be kardeşim, kimse inkar etmesin, kamuda akıl almaz bir laçkalık hakim. Bunda müdür, müsteşar, bakan olarak siyasi üst yönetimin sorumsuzluğu da vardır, kamuda liyakatın yerlerde sürünmesinin payı da vardır, çalışanların disiplini reddetme sorunu da vardır. Tüm paydaşlar tek bir sorunu bile ortaklaşa kabullenmediği için, çarpıklıklar düzelemiyor…

 

ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK:

Geçtiğimiz günlerde Havadis gazetesinin manşetindeydi, “evlilikler boşanmayla bitiyor” haberi. Son yıllarda artan boşanmaların nedenlerini hayretle okumuştuk. Diğer yandan siyasi evliklerde de durumun hiç de farklı olmadığını gördük. 2001-2016 yılları arasında, yani 15 yılda 17 hükümet değişikliği yaşamışız. Ne yazık ki aşk evliliklerinin de, siyasi evliliklerin de ömrü pek uzun olmuyor ülkemizde. Nedeni ise şiddetli geçimsizlik…

 

ZİRVEDEKİLER

Mete Özmerter: “Faiz ve Mazbata Mağdurları” yasanın geçmesinin sorunun çözüldüğü anlamına gelmediğini söylediler. Kesinlikle katılıyorum. Geçen acemi yasa o kadar hukuki çelişki, karmaşa ve adaletsizlik içeriyor ki, alacaklı olanlar neredeyse borçlu duruma düşüyor. Bu yasa ile iyi niyetle borcunu ödeyenlerin, mevduat sahiplerinin hakları tamamen göz ardı edilmiş, Bankacılık sektörünün yıllar boyunca sağladığı güvenli zemine ciddi bir darbe vurulmuştur. Yasanın içerdiği çelişkileri hala daha hukukçular bile çözebilmiş değil. Kimin parasını kime hibe ediyorsunuz beyler..?”

 

DİPTEKİLER

Kızmaya Hakları Yok: Ünlü bir supermarketimizde LTB tarafından yapılan denetimlerde, tarihi geçmiş kuru meyve ve kuruyemişlerin yeniden paketlenerek satışa sunulmaya hazırlandığı tespit edilmiş ve söz konusu ürünlere el konularak imha edilmiş. Yani üç kuruş daha fazla kar etmek için kendi insanına tarihi geçmiş mal satmayı marifet sayanlar, çıkıp da vatandaşa “niye Güney’den alış veriş yapıyorsunuz” diye kızmasın…