Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SAYIN CUMHURBAŞKANI ARTIK LÜTFEN GEREĞİ…

YÖDAK Başkanı Hüseyin Gökçekuş’un atandığı günden beridir şaibeler bitmedi.

Bu konuda defalarca yazı yazdık. Basından diğer arkadaşlarımız da yazdılar. Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın gereğini yapmasını sabırla bekledik. Ancak Cumhurbaşkanı da bekledi, Gökçekuş keyfi icraatlarına devam etti.

Son olay, Girne Amerikan Üniversitesi’nin itirazına ve yargının kararına rağmen, YDÜ’nün “Girne Üniversitesi” adını kullanmasına ilişkin dava ve Yüksek İdare Mahkemesi’nde davanın görüşülmesi sırasında, Gökçekuş’un YÖDAK avukatlarını değiştirme kararı.

Geçtiğimiz Şubat ayında patlak veren bu olay sonrasında şöyle demiştik;

“Defalarca yazdık, yasalara baktık. Burada tarafsızlığın ihlali var. YÖDAK partilerüstü bir kurum olduğu gibi, meslek örgütlerinin de üstünde, bağımsız olması gereken bir kurum. Oysa başına atanan kişi, bir üniversitenin talimatlarını, yasalar kurallar aleyhine yerine getirmeye devam ediyor…

Konuyu ilk yazdığımızda, Cumhurbaşkanlığı’ndan aranmıştık. ‘Cumhurbaşkanımız izliyor, gereğini yapacak’ denmişti. Bekledik, bekledik, beklerken yeni vukuatlar gördük. Sadece biz değil, tüm medya çok çeşitli örnekler yayınladılar…
Geçtiğimiz Ekim aynında, Yönetim Kurulu Üyelerinin bilgisi dışında karar çıkartması sonrasında, Cumhurbaşkanı konuyu Başsavcılığa ilettiğini açıkladı. Başsavcılık, YÖDAK’tan belgeleri istedi, hatta o günlerde, Cumhurbaşkanı’nın Gökçekuş’un görevden alınması için artık gereğini yapacağına kesin gözüyle bakılmaktaydı…
Yasa diyor ki, ‘YÖDAK Başkanı, Yüksek Mahkeme yargıçlarının tabi olduğu şartlarda kendisini atayan kurum veya merci tarafından görevden alınabilir’. Devam ediyor ve, ya da “görevinin vakar ve onuru ile bağdaşmayan haysiyet  ve itibar kırıcı ve görev icaplarına uymayan davranışlarından dolayı haklarında disiplin kovuşturmasını gerektiren eylemlerin ağırlığına göre, görevden çekilmeye davet edilir’… Başsavcılık’tan gelen yazı, tüm bunlara rağmen düşündürücü. ‘Hukuken görevden alınması mümkün değil’ diyor Başsavcılık”.

Şimdi tam da bu noktada bir gelişme yaşandı. Yüksek İdare Mahkemesi, YÖDAK Başkanı Hüseyin Gökçekuş’un Yönetim Kurulu kararı olmadan davadan 2 gün önce avukat değiştirme kararını hukuka aykırı bularak iptal etti. Yine aynı kararda masrafların tamamının Gökçekuş’un kendisinin ödemesine hükmetti…

Artık Başsavcılığın da, Cumhurbaşkanı’nın da yeniden oturup bir karar üretmeleri gerekiyor. Yüksek İdare Mahkemesi hukuk dışı işlem yapıldığını bizzat tescilliyor. O halde? Kamuda bu suçu işleyen herhangi bir yöneticiye ne yapılırsa, Gökçekuş’a da aynısının yapılması gerekiyor.

Yeniden başa dönelim, madem ki YÖDAK Başkanı’nın görevden alınması konusunda Yüksek Mahkeme Yargıçları için geçerli kurallar geçerlidir, o halde?

Yüksek İdare Mahkemesi yargıda en üst kurumlardan biri. Bu mahkemenin suçlu bulduğu biri, hala orada durmaya devam edecek mi?

Mahkeme kararına rağmen Cumhurbaşkanı ve Başsavcı bunun vebalini de üstlenmek niyetindeler mi?

 

 

YERİN KULAĞI VAR

KABİNE PAZAR’A:

UBP-DP hükümetini oluşturacak yeni kabinenin, Pazar günü Cumhurbaşkanı’na sunulması bekleniyor.   Kabinenin sunulmasının ardından bir gün sonra, yani Pazartesi günü Meclis’te sunumu yapılacak. Bu durumda yeni hükümetin güvenoylamasının ise, yasa gereği 23 Nisan Cumartesi günü yapılması gerekecek…

DP’DE KOMİTE SIKINTISI:

Serdar Denktaş’ın dışında, Berova ve Ataoğlu’nun bakanlıklarının kesinleşmesi CTP’nin tutumuna bağlı. Bakanlık alamayacak olan tek milletvekili Mustafa Arabacıoğlu’nun DP’ye ait tüm komitelerde yer almasının zor olacağı bir gerçek. DP bunu aşmanın formülü olarak, bazı komitelerde kendi vekillerinin yerine, ortağı UBP’li vekillerin yer almasını talep edecek. Geçmiş CTP-ÖRP döneminde de aynı uygulamanın yapıldığı ve bunun yasal bir sorun yaratmayacağı belirtiliyor. Eğer CTP bu teklifi kabul ederse Berova ve Ataoğlu’nun bakanlık yolu açılır. Öneri kabul görmezse, bu iki bakanlığa dıştan atama yapılacak…   

KİRLİ ÇAMAŞIRLAR DÖKÜLMEYE DEVAM EDİYOR:

Demiştik ya, sahne kuruldu, oyun başladı, izlemeye devam. CTP’nin yayın organı, UBP kanadının Girne’de hali bir arazinin, Kaya Artemis Otel’e verilmesi için ısrar ettiğini, Özgürgün’ün de “Bu devir olmazsa, olmazdır” diyerek öfkelendiğini yazıyor. 2015’de,  eskiden Günay Çerkez’e ait olan Yağ Fabrikası’na Artemis tarafından otel yapılmakta olduğu haberi vardı. Anlaşılan, şirket şimdi de yandaki hali araziye göz dikmiş. Ama arazi İTEM Yasası’na bağlıymış ve Başsavcılık, “devri imkansız” demiş. CTP ile UBP birbirlerini denetleyecekler derken bunu kastetmiştik. Şimdi bakalım ne olacak. Belki de sessiz sedasız bitecek bu işler, haberimiz bile olmayacak. Ve bakalım Başsavcılık bu kez ne diyecek…

KİM BU KARANLIK EL:

UBP milletvekili Faiz Sucuoğlu, Hükümetin genel olarak uyum içinde ve çözüme yönelik çalışmalar yürüttüğünü ancak, CTP içinde bir karanlık elin, anlaşılmış konulara müdahale ederek uyumu bozduğunu iddia etti. Halbuki bizler, bunun tam tersi olduğunu ve UBP’nin 40 dakikada hükümeti  bozduğunu biliyorduk. Faiz bey keşke, bu karanlık elin kim olduğunu da söyleseydi de biz de öğrenseydik…

İSİMLERİ NEDEN AÇIKLADINIZ Kİ:

CTP, UBP arasında koalisyonun bitmesiyle birlikte patlayan istihdam kavgasının odağındaki İhtiyat Sandığı bir açıklama yaparak, istihdamların Kamu Görevlileri Sınav Tüzüğü’ne göre yapıldığını vurguladı. Ancak CTP’ye yönelik şaibeleri ortadan kaldıracağım derken, uygunsuz başka bir işlem daha yaptı. Partizanlık yapılmadığını göstereceğiz diye, sınav sonuçları isim isim yayınlandı. Şimdi herkes bu isimlerin kim olduğunu, kime yakın olduğunu tartışmaya başladı. Madem ki şaibesiz, kurallara uygun bir sınav vardı, orada kalmalıydı. Belki de siyasetten uzak bir takım gençlerin isimlerinin bu tartışmalara dahil edilmesi hiç hoş olmadı. Üstelik bu gençler daha mülakata girecekler. Yazık…

O BELEDİYE SİZİ DUYMAZ:  

Bu kez de Mağusa’nın içinde, Salamis’te kaçak inşaat. Şehir Plancıları Odası bağırıyor, ‘yıkın bu kaçak yapıyı’ diye. Boşuna…. Bakın görürsünüz, o inşaat büyür, büyür, yıllarca kalır, belki sonunda bir mahkeme yıkım kararı alır, sonra da birileri çıkar, “şehirlilere yargı işlemiyor, gücü köylülere yetiyor” diye feryad eder. Bu devirde hukuksuzluk nasıl olur diye araştırma yapan varsa, buyursun, KKTC’ye gelsin…

 

ZİRVEDEKİLER

Mustafa Akıncı: Adada bir çözüme ulaşabilmek için öncelikle beyinlerdeki duvarları yıkmanın gerektiğini söyleyen Cumurbaşkanı Akıncı, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların düşman olarak yetiştirildiğini belirterek, “Göreve geldiğim gün söylediğim şu, birbirimizi düşman olarak değil bir ortak olarak görmeliyiz” değerlendirmesinde bulundu. Zaten iki halk olarak bunu başarabilsek sorun kalmayacak…

 

DİPTEKİLER

Avrupa Komisyonu’nun Beyhude İşleri: Avrupa Komisyonu, yıllar evvel bir “Kıbrıslı Türkler İçin Eylem Grubu” kurmuştu. Grubun bir çok icraatı, hem Kuzey’de, hem de Güney’de tepkiyle karşılanmıştı. Sonuçta da çözüm yönünde bir katkıları olmamıştı. Halihazırda Komisyon Başkanı olan Jean Claude Juncker göreve gelir gelmez, Grubu Genişleme Müdürlüğü’nün sorumluluğundan alarak, Bölgesel Politikalar Genel Müdürlüğü’ne devretmişti. Şimdi aynı Juncker “çözüm prosedürüne katkı” gerekçesiyle  Grubun adını “Kıbrıs Sorununun Çözümü İçin Destek Grubu” olarak değiştiriyor ve Yapısal Reformları Destekleme Birimi’ne bağlıyor. Bunu yaparken de Komisyon’un yıl sonuna kadar bir referandum öngördüğü belirtiliyor. Hani “gözüme mi size mi inanayım” derler ya aynen o durum… Komisyon bir grup kuracaksa, Rumları İkna Grubu kurmalı…