Dün Meclis’te Mehmet Çakıcı, kurulacak hükümetin muhtemel ortağı Serdar Denktaş’a hitabederek, “Daha dün senden ayrılanlara nasıl güvenip de hükümet kuracaksın” diyordu.
Çakıcı, bir aydan kısa bir süre önce bizzat Serdar Denktaş’ı ve partisini eleştirerek istifa eden miletvekillerinin desteğini alarak oluşturulacak hükümet formülünden söz ediyordu.
Serdar Denktaş, bu eleştiriye yanıt verirken, “önyargılı olmayın” dedi.
Sözlerinden, yapılan eleştirilerin farkında olduğu anlaşılıyordu.
Savunmasını, kısaca “devlet söz konusuysa, gerisi teferruattır” sözünün benzeri ifadelerle yaptı.
Kuracakları ortaklıkta ortak noktanın devletin güçlenmesi olduğunu, bu nedenle artık kişisel düşüncelere yer olmadığını söyledi…
Serdar Denktaş, geçmişte de bir çok kez yolda bırakılan biri olarak bir kez daha iyi niyet gösteriyor olabilir. Ancak bizlerin, hepimizin gözünün önünde yaşananlar var. Onlar da önyargı değil, öngörü olabilir ancak. UBP’yi, arkasından da DP’yi yarı yolda bırakanlara sırtını dayayanların başına neler gelebileceğinin öngörüsü…
Bir kere mevcut hükümet, UBP Serdar Denktaş’ı ortak alsın diye yıkılmadı. Kendisi her ne kadar açıklamadıysa da, Özgürgün’ün aldığı bir takım telkinlerin rol oynadığını herkes biliyor. O noktada, sürekli gidip gelen, şu sıralar bağımsız olmak zorunda kalanların siyasi gelecekler kaygılarının da etkisi olduğunu biliyoruz. Gördüğümüz kadarıyla, bunun devletle, devletin güçlenmesiyle falan alakası yok. Aksine, devletin geleceği açısından en temel kararları alabilecek hükümet, geniş tabanlı bir hükümet olabilirdi. Böylesine eklektik, yamalı bohça gibi kırılgan bir hükümet modeliyle, hangi köklü değişiklikler yapılabilir ki..? Ya da öyle bir niyet var mı ki…
Daha şimdiden koltuk kavgasıyla birbirlerine girenlerin daha sonra neler yapacağını tahmin etmek de asla önyargı değil…
Tersi zaten sürpriz olur…
YARGI SİSTEMİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ KONUŞULMUŞ…
Dün televizyonda Başbakan Ömer Kalyoncu’yu dinledim…
Kalyoncu, biraz da sırtındaki yükü atmış olmanın hafifliğiyle konuşuyordu.
Örneğin, geçtiğimiz haftalarda yine kendisinin açıklamasıyla, ekonomik protokolda olduğunu öğrendiğimiz ve birden bire ciddi tepkilere yolaçan yargı konusu, Başbakan’ın dünkü sözleriyle nihayet netleşti…
Hatırlarsınız, CTP Genel Sekreteri Tufan Erhürman, konu gündeme gelir gelmez sosyal medyada bir görüş paylaşmış ve “Dünyada yaygın biçimde uygulanmakta olan iki hukuk sistemi vardır. Bunlardan biri anglo-sakson, diğeri de kara avrupası hukuk sistemidir. KKTC’de belli hukuk disiplinlerinde anglo-sakson, belli hukuk disiplinlerinde ise kara avrupası hukuku hakimdir. Ülkemizde on yıllar içerisinde mahkeme kararlarıyla şekillenmiş ve oturmuş bir yapı vardır. Bu yapının bir kararla dönüştürülmesi ve sistem değiştirilmesi veya tamamen kara avrupası sistemine ya da anglo-sakson sistemine geçilmesi hem doğru değildir, hem mümkün değildir, hem de (sanırım en önemlisi) gündemde değildir…” demişti.
Yargı sisteminin değiştirileceği endişesi hemen ciddi tartışmalara yol açınca bu kez, “Türkiye’nin yargı sistemini değiştirmemiz yönünde talebi yok” açıklaması yapmış, ancak tartışmalar bitmemişti.
Daha sonra ekonomik işbirliği protokol taslağına baktığımızda, açıkça böyle bir ifade olmamakla birlikte, Türkiye ile yargı sistemimizin uyumsuzluğundan bahsedildiğini görmüştük.
Dün Kalyoncu, gerçekten de böyle bir tartışmanın yaşandığını açıkladı. Yani, anglo-sakson yargı sisteminden vazgeçilmesinin konuşulduğunu, kendilerinin bunu reddettiğini ve Ankara’ya da bunu ilettiklerini söyledi. Ekonomik paketle ilgili son gelişme de bu olmuş…
Kalyoncu, yeni hükümetin önünde bir çok iş varken bu konuya gireceklerini tahmin etmediğini de söyledi söylemesine ama, eğer kurulacak hükümet, önüne arkasına bakmadan yargıya ellemeye kalkarsa, sanırım ekonomik konularda yapacakları işlere sıra gelmeden kitlesel bir tepkiyle karşılaşacaklar…
YERİN KULAĞI VAR
DAKKA BİR, GOL BİR:
Hükümet yıkılır yıkılmaz, iki can alıcı konu da, “dursun kalsın”a havale edildi. Dün Meclis’in gündeminde su anlaşmasının onayı ve en az onun kadar önemli, seçim ve Halkoylaması Yasa Değişikliği vardı. Hani UBP’nin reddetttiği o Yasa… “Ülkenin yararına, halkın yararına hükümet kuruyoruz” diyenler, Meclis’e gitmeyerek, halkın dört gözle beklediği iki önemli ve ivedi yasanın ertelenmesini sağladılar. Her iki yasanın da bu dönemde alacağı şekilden endişeliyim…
MANGALLAR YANSIN:
CTP’ye 8 ay zor dayanan UBP, hafta sonu itibariyle kutlamalara başlamış. Artık önlerinde, müşavir yaratma, istihdam yapmama gibi bir engel de kalmadığına göre, partide yaşanan sevinç gösterilerini de hoş karşılamak lazım. Bundan sonra gelsin paralar, başlasın istihdamlar…
SÜRPRİZ OLMAZ:
Başaran Düzgün’ün dün Radyo Havadis’te yeni hükümetle ilgili yaptığı biraz da kinayeli yorum çok hoşuma gitti. Şöyle diyor Başaran, “UBP- DP bence başarılı olacak… 30 bin yeni vatandaş ekonomiye can verecek. Yeni kumarhaneler hayırlı olacak… Beyaz kimlik saçmalığından kurtulacağız…350 bin kişi olacağız, Rum korksun bizden… Hatta itiraz ederse, Akıncı da görevden alınsın…”. Yakında bu saydıklarının hayata geçmesi sürpriz olmayacak sanırım…
KULAKLARIMA İNANAMADIM:
UBP bakanlık kavgalarının bir benzeri de müdür ve müsteşarlar arasında da yaşanıyor. Dün bir mekanda kulak misafiri oldum, kendi aralarında konuşuyorlar; “falanca arkadaşımızın adı listedeymiş.
Müsteşarlık için merkeze yaptığımız baskı etkili oldu anlaşılan”…. UBP’de durum bu sizin anlayacağınız…
KİMİN UMURUNDA:
Sanki başka derdimiz kalmamış gibi, DP’den ayrıldıkları için haklarında “senet” davası açılanları tartışıyoruz. Pazarlık yapılmış mı, yapılmamış mı… Sanki tek dert bu. Bize ne? Kendi dertleri, öderler veya ödemezler, geri çekerler. Birbirlerini ilk kez mi aldattılar, ya da ilk kez mi affedecekler… Diğer tarafta yapılan koltuk pazarlıklarının ne farkı var ki…
ENDİŞE DUYMASINLAR:
Rumları, olası bir UBP-DP hükümetinin, çözüme olumsuz etki edebileceği endişesi sarmış. Hükümette o partinin, bu partinin olması birşey ifade etmez. Yeter ki Kıbrıs Türkü’nü tatmin edecek bir taslak anlaşma getirsinler, gerisini biz hallederiz. O nedenle, endişe duymalarına hiç gerek yok. Çünkü ne zaman adada çözüme yaklaşsak, bir bahane bulup önüne engel koyan hep onlar oldu bugüne kadar…
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: Soyer’in twitter hesabından; “İstifa eden milletvekiline, ‘ona cevap vermeye dahi değmez’ diyen Serdar Denktaş, onun oyu ile Hükümet olacak. Ne alka seltzer, ne eno yarar hazım için…”. Rahmetli Demirel “dün dündür” lafını boşuna söylememişti. Hepsi de dün söylediklerini, yarın hazmedecekler. Hem de ne alka seltzer, ne de eno’ya ihtiyaç duymadan…
DİPTEKİLER
Özgürgün’ün Öncelikleri: Dün, Cumhurbaşkanı’nın hükümet kurma görevini vermesine ilişkin tezkere okunurken, Özgürgün Meclis’te yoktu. Gerekçeyi Nazım Çavuşoğlu açıkladı ve hükümet çalışmalarına hız kazandırmak için olduğunu söyledi. Sanki etikmiş, sanki doğruymuş gibi. Sanki Parti Meclisi bir saat sonraya alınamazmış gibi… Meclis’in gündemi belliydi, Özgürgün bunu biliyordu. Ama bilmediği ve öğrenemediği şey, önceliklerdi. O makamın kendine babasından miras kalmadığını, yaptığı işi, halk adına yaptığını ve halkın Meclisinin önce geldiğini unuttu, o tezkere okunurken orada olması gerektiğini akıl edemedi. Bu da tarihe bir ilk olarak geçti…
































