Bu toplum idari bakımdan iki önemli tecrübe geçirdi, ama hiç birinden faydalanamadı. Kafalar mı basmaz, irsi bir şey mi, nedir? Anlayamadım gitti. Benim yaştakiler ilk tecrübeyi bire bir yaşadılar. Yaşadık da ne ders çıkardık? Maalesef hiç. Toplumun idari bakımdan ilk tecrübesini İngiliz koloni devrinde geçirdi. Koloni devrinin kötü yanlarına rağmen, o yönetimde şunları gördük. Hukukun üstünlüğünün, adaletin herkese eşit, acımasız uygulandığını, yapanın hiç bir zaman yanına kar kalmayacağının ciddiyetle uygulanmasının ve bunun görülmesinin bireyin nasıl hukuka saygınlığının şekillendiğini, kaynakların israfını asgariye indirdiğini, üretimi artırdığına şahit olduk. Özerkçe saptanan liyakatın ve liyakat sisteminin hatır-gönül, ahbap-çavuş çarpık ilişkilerine fırsat vermeden kamu kalitesini ve yönetimini dünya sıralamasında en üst seviyeye çektiğini, eğitimde sağlıklı rekabetin, ebeveyinlerin çok cüzi parasal harcaması ile, nitelik ve nicelik olarak derecesini ne denli yükselttiğini hep gördük, şahit olduk. Tabii ki görebilen, algılayabilen gözler ve kafalara.
Şimdilerde trafik kazalarının çokluğundan ve sebep olduğu can ve mal kaybından hep yakınırız. Trafik kazaları her ülkede olur da, biz buralarda arabaya veya herhangi bir taşıt aracına bindiğimizde riskimiz, örneğin, bir Kuzey Avrupa ülkesinden 15 kat fazladır. Onlar ölüme veya kazaya bir bilet alırken, biz 15 bilet alırız. Bunun temelinde özel-kamu dengesizliği yatar. Oransal olarak en çok kazalar kötü yönetimler ve bu dengeyi özel lehine bozan ülkelerde görülür. Araba az, altyapı az fakir ülkelerde kazalar az; taşıt vasıtaları çoğaldıkça, gelirini artırabilen, emniyetli ve kifayetli altyapı yapabilen, sürüş eğitim ve ehliyeti ciddiyetle verebilen, kazaları düşürtücü bir sigorta sistemi kurabilen, okullarda saygınlığa dayalı kaliteli eğitim veren, sağlık hizmetlerini aynı paralelde geliştiren, cezaların caydırıcılığını sağlayan ve ayırım gözetmeden uygulayan, yani kısacası, özel zenginleşirken, ayni paralelde kamu da finansman açısından geride kalmayıp dengeyi kurabilen ve kurduğu oranda araba sahipliliğini vergilerle dengede tutan hükümetlerde kazalar nispeten az olur. İngiliz devrinde hiç mümkün müydü bisikleti ışıksız, yansıtmasız, “Halt”da durmadan ve tekyol süresiniz? Şimdi Kardeş Ocağı civarlarına gidin bir bakın. İnsan korku içinde, pür dikkat çok yavaş araba kullandığı halde her gün bu tehlikeli vakalarla karşılaşıyor. Koloni devrinde haddine mi düşmüş? Şimdilerde kimin umurunda? Hatırlarım, arkadaşlarla yeni memur olduğum 1958 yılında Türkiye’ye bir aylık bir geziye gitmiştik. Anavatanın yüksek potansiyeline rağmen yaşam kalitesindeki aradaki uçurumu gördüğümde şok olmuştum. O dönemde benim reel gelirim Türkiye’deki bir baş hakimin iki katı idi. Bir zanaatkar, bir düz işçi de aradaki farkı görmüştü, görmekte idi. Koloni idaresinin iddia edilen tüm sömürülerine rağmen! Biz 1974’te devletimizi kurar, bize en uygun politik yapının başkanlık sistemi olduğunu ve yukarıda belirttiğim iki hususun ciddiyetle yürürlüğe konmasını hiç dikkate aldık mı? Yok, çünkü gören gözler, algılayan kafalar özenle Kurucu Meclis’e seçilmemişti ki!
!975’den beri söyledik, yazdık, çizdik olmadı. Sağır kulaklara düştük. Çatladık. Son bir şans, bir gösterge ile bizi olaylar karşı karşıya bıraktı. Parlamenter sistem dışı karma, oy kaygısı olmayan, kısmen seçme bir geçici hükümetle ve onun tecrübesi ile karşılaştık.
Bizim gibi küçük, ganimetçi, bir birini tanıyan, haklı, haksız kollayan, cevizcinin yağma çuvalı bir ortamda başkanlık sisteminin geçici hükümetle bünyemize uygunluğu apaçık ortaya çıktı. Herkes geçici hükümetin iki aylık yönetiminden memnun. İki ayda ne yapabilirlerdi, ama parlamenter sistemin, bu yetmezmiş gibi, bölgesel parlamenter sistemin ne denli bize uygun olmayışı karşısında, hoş, bitaraf ve adalet duygusundan nasibini almış bir Başbakan’ın yaptığı olumlu etkiye bakın siz! Oy kaygısı olmadan bakanlarının yarattığı olumlu intibaa bakın siz! Başkanlık sisteminde kuvvetler ayırımı olacak, en azından Dr. Sibel gibi bir değeri başkan seçtiğimizde (ki ihtimali yüksektir) sorumluluk ve kendini ispatlama, başarısızlığı başkalarının üzerine atamama duygusu ile bakanlarda daha da seçici olacağı su götürmez bir gerçektir. Eğer seçmen bilinçsizce bir hata yapar ve başkanlığa devlet adamı değil de Şark kurnazı seçer ise, sistemde sorumluluk kesin ve işaret edilebilinir olduğu cihetle başkanın ömrü çok kısa ve tahribatsız olacak. 30 yıl şark kurnazlarını çekmeyeceğiz.
Neden biz tecrübelerden ders almayız? Çünkü politikaya soyunanlar hedefi yanlış algılarlar. Hedef halkın refahı değil, kendilerinin kolay parasal ve varsaydıkları ego tatminidir. Hepsi bedavadan bakan olmak ister. Seçmenin azımsanamayacak bir kısmı da becerileri yalnız ahbap-çavuş ilişkisinden öteye gitmediği cihetle statükonun devamını menfaatlerine görmektedirler. Bunun için göstergeler ortada olduğu halde bu konuda anlamamayı ve suskunluğu yeğlemektedirler. Ya da kafalar hiç basmamaktadır.
Bu işi ancak bilinçli ve dürüst vatandaşların baskısı, Anavatan yetkililerinin de şahıs ve parti bazında, demokrasiyi zedeleyici şekilde baskı yapacaklarına, bünyemize uygun rejim konusunda baskı yapsınlar. Ancak bu şekilde içinde bulunduğumuz çıkmazı çözeriz. Aksi takdirde, benim gibi, koltuk değneği ile kör topal yürümeye çalışmaya devam. Hiç hatırı sayılır bir hava kesmeyeceğiz. Ve bol keseden ötmeyelim.
































