2016 yılında küresel olarak genelde resesyon söz konusudur. Özellikle gelişmiş ülkeler ekonomilerindeki durgunluklar ve krizin etkileri, 2008 krizi sonrasındaki yıllara göre, son yıllarda bir toparlanma olmuşsa da, hala devam etmektedir ve bu yıl da devam edeceği tahmin edilmektedir.
AB ülkelerinde halen genel olarak resesyon yaşanmaktadır. Ekonomide büyüme ve piyasada canlılık yaratmak, tüketimi hızlandırmak için çeşitli yöntem ve önlemlere rağmen, büyüme ve ekonomik canlanma bir türlü halâ başarılamamıştır.
Büyüme oranı AB’ de, Euro bölgesinde 2015’de ortalama % 1.6 ve 2016 için de aynı oran tahmin yapılmaktadır. AB 28 Ülkesinde ise ortalama 2015 gerçekleşme ile 2016 tahmini ortalama % 1.9 olarak öngörülmektedir. Ocak 2016 ayında Euro bölgesinde enflasyon oranı beklentilerin altında % 03 olarak gerçekleşmiştir. Faizler de bu itibarla çok düşük ortalama % 0 , bazı ekonomisi güçlü Almanya , Norveç vb AB ülkelerinde, sıfırın altında eksi faiz uygulanmaktadır. Bazı AB ülkelerinde ise % 1-1.5 arasında seyretmektedir. Ve halkın kredi kullanımı teşvik edilmektedir. Ancak kriz, bölge insanlarının harcama meylini zayıflatmıştır. Harcama meylinin arttırılması için parasal genişleme politikaları en geniş bir biçimde uygulamaya devam edilmesine rağmen ilerisini ihtiyatla karşılayan tüketiciyi teşvik edememiştir. Dolayısıyla büyümeye de olumlu etkisi olmamaktadır. Faizler de enflasyon da en dip noktalardadır. Diğer gelişmiş ülkelerden ABD’de faizler % 0.5, Japonya’da % 0.1, İngiltere’de % 0.5 civarındadır.
Bu ülkelerde büyüme oranları da düşüktür. Gelişmiş ülkelerde 2016 yılında, 2015 gibi düşük büyüme beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise daha yüksek 2016 yılında ortalama % 4.5 büyüme tahmini vardır. Türkiye için OVP tahminlerine göre 2016’da % 4 büyüme beklenmektedir.
Gelişmekte olan ülkeler sınıfında Rusya ekonomisinde bu yıl % – 3.8 gibi bir daralma bekleniyor. Petrol fiyatlarının ve diğer hammadde ve metallerde yeraltı kaynakları fiyatlarında önemli düşüş, petrol, gaz ve metal üreten ve ihraç eden diğer ülkelerde olduğu gibi Rusya’yı da olumsuz etkilemiş ve etkileyecektir. Rusya’nın ihracat gelirleri, 2014’e göre, oldukça düşen fiyatlar dolayısıyla 2016’da % 40-50 arasında düşeceği tahminleri yapılmaktadır.
Gelişmiş ülkeler içinde en yüksek büyüme oranı % 2.8’le ABD önde geliyor. Diğer gelişmiş ülkelerde de genellikle % 1 ile % 1.5 arasında ekonomik büyüme beklenmektedir. Dünya genelinde ise 2016’da şimdilik %3 ‘lük büyüme bekleniyor. Yani 2016 yılında ekonomik kriz ve durgunluk dünya genelinde yaygın olacaktır.
Gerek Türkiye tahminleri, gerekse yabancı değerlendirme ve derecelendirme kuruluşlarının yaptığı tahminlerde, doğuda terör ve göç olayları ile bazı siyasi risklere rağmen halen ve 2016 için Türkiye ekonomisi yatırım ve ekonomik büyüme açısından en iyi durumda görülen ülkelerden biridir. Cari açık da, petrol ve diğer ithal mallarındaki fiyat düşüşleri ile GSYIH’ya oranı % 5’lere, 32 milyar$’a düşmüştür. Daha geçen yıllarda 60-65 milyar$ cari açık vardı. Türkiye’de borç oranı da diğer ülkelere göre çok iyi durumdadır. AB’de ortalama % 70’lerde, ABD’de % 105, Türkiye’de % 34 oranındadır.
Bu oran Türkiye’de harcama kapasitesinin olduğunu ve tüketim meylinin daha yüksek olduğunu göstermektedir ki büyümeye de olumlu etkisi vardır. Hükümet yetkililerince, fiyatların ve enflasyonun yükselmesinin talep dolayısıyla, özellikle gıda fiyatlarının yükselmesinin üretici fiyatları ile perakente fiyatlar arasındaki aşırı fiyat farkı oluşmasından, aracıların aşırı kâr ettikleri gerekçesi açıklanmaktadır.
Bu nedenle Türkiye’de Hükümet yetkililerinin ve ilgili Bakan’ların kurallı piyasa düzenlemesine gideceklerine dair son günlerde beyanatları vardır. Hükümetin regule edeceği tanzim satışları ile fiyat kontrollerine gidileceği ikazı yapılmaktadır. Ve gerekirse ilgili mallarda ithalata giderek fiyatların düşürülmesi de düşünülmektedir. Çünkü serbest piyasa ekonomisinin şartlarını istismar eden toptancı ve aracılar tarafından üreticiden çok ucuza alınan mallar fahiş fiyatlarla pazara sürülerek fiyatlar uçurulmakta, hem milyonlarca tüketici hem de bin bir emekle yetiştiren üretici mağdur edilmektedir. Bu tabii ki rekabetin düzgün çalışmadığının da göstergesidir. Tekelleşmelerin perakende fiyatları oluşturduğu veya o alandaki toptancıların belli fiyatlarda anlaştıklarını göstermektedir.
Avrupa Merkez Bankasının ise, 2014’ten beri başlattığı 1.5 trilyon euro’luk tahvil alım paketi ile uygulamakta olduğu teşviklere rağmen, AMB’nin % 2’ye yakın orta vadeli enflasyon hedefine ulaşmasını sağlayamıyor. Bu artışın sağlanması ve ekonomiye de dinamizm kazandırılması için geçen yıllarda Avrupa Merkez Bankası tahvil alımlarını ayda 60 milyar euro’ya çıkarmıştı. Ancak durgunluk aşılamadı. Şimdi de mevcut deflasyonu gidermek için geçtiğimiz Perşembe günü AMB Başkanı, yaptıkları toplantı sonucu açıklamasında, faiz indiriminin tamamlandığını ifade ederek faizleri daha da indirdi. Mevduat faizini % 0.50’den % 0.40’a, politika faizini % 0’a ve kredi faizini de % 0.25’e indirdi. Tahvil alımlarını ise aylık 60 milyar €’dan 80 milyar€’ya yükseltti ki piyasalardaki beklenti son haftada 70 milyar€’a çıkarılması idi.
AMB bu kararlarıyla çok düşük faiz ve bol miktarda tahvil alımlarıyla piyasaya oldukça bol para sunarak parasal genişleme politikasını devam ettireceğini göstermektedir. Amaç deflasyonu aşmak, tüketim meylini, yatırımları ve istihdamı arttırmaktır. Ayrıca bankalara da uzun vadeli kredi imkânları getirildi.
2016 yılında gelişmiş ülkelerin faiz politikalarının dolar ve Euro üzerindeki etkileri dolayısıyla TL /dolar ve TL/€ kurlarının da olağanüstü gelişmeler olmazsa, gerek bu ülke gerekse Türkiye politikalarında da değişiklik olmazsa, döviz kurlarında yukarı doğru bir miktar artış beklense de fazla oynaklık göstermeyeceği tahminleri geçerlidir. Türkiye’de geçerli faiz uygulaması da önemli bir etken olacaktır.
Son açıklanan AMB kararı ile gelişmekte olan ülkelere, özellikle de yakın konumu, ticari, mali ve ekonomik ilişkileri dolayısıyla Türkiye ekonomisine, olumlu imkânlar ve fırsatlar getirmektedir. Düşük faizle arttırılacak parasal genişleme politikası, Türkiye’ye yatırım imkânlarının genişletilmesine , sermaye piyasasının gelişmesine ve genel ekonomiye olumlu etkileri ve avantajı olacaktır. Bu sermaye genişlemesinin KKTC ekonomisine de olumlu etkisi olmasını temenni ederiz.
































