40. yıl dönümünü kutladığımız 20 Temmuz Barış Harekâtı’nın önemi Kıbrıs Türkleri açısından çok büyüktür. Harekât öncesi ve sonrasını, her dönemin acısını ve tatlısını yıllar boyu bizzat yaşayan, defalarca yer değiştiren, evini barkını terk ederek hürriyet ve yaşam mücadelesi veren, topraklarına tırnaklarını geçirerek sahip çıkan ülkemiz insanları için, bu günün önemi çok başkadır.
20 Temmuz 1974 Türk Barış Harekâtı, Kıbrıs Türk toplumunun hürriyetine kavuştuğu, önünün açıldığı, ilk defa kendi sınırları içinde güven içinde kendi kendini Yönetme hakkına sahip olduğu, dışa açılan liman ve inşa edilen hava alanları ile dış dünyaya Türkiye üzerinden bağlanarak büyük bir açılım sağladığı tarihtir.
Kıbrıs Türkleri, 1955’lerde başlayan olaylar ve sonra 1963’den 1974’e kadar 73 küçük bölgeciklere sıkıştırılmış, bin bir mahrumiyetler içinde, saldırılara karşı dar imkânlarla karşı koyarak yaşam mücadelesi vermiştir. Hatta bu küçük bölgecikler arasında bile ulaşım imkânları kısıtlanmış, zaman zaman can güvenliği olmadan açılan yollar kanalıyla sevdikleriyle ailesiyle irtibat kurabilen, telefon-teleks, gibi haberleşme imkânlarından mahrum, bahçesine bile gidip ekip biçemeyen, üretim hakkı elinden alınmış, çok kısıtlı imkânlarla elindekini ve birikimlerini 11 yıl kullanarak, ve Türkiye’nin bin bir zorlukla gönderebildiği çok kısıtlı yardımlarla, ülkesine sahip çıkmak için mücadele azmini bırakmayan bir halk için, 20 Temmuz 1974 bir milattır, bir açılım ve bedeli ödenemeyecek kadar değerli olan hürriyete ulaşmanın yarattığı heyecan ve geleceğin ufkunu açan harekâttır. Bunu böyle hissettik ve böyle yaşadık. 15 Temmuz 1974 yılında Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması için cunta döneminde, Kıbrıs’ta Rum yönetimine karşı yapılan bir darbe hareketiyle karışan Kıbrıs’ta, Türklere yönelik saldırılar dolayısıyla Kıbrıslı Türklerin can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla, Türkiye, uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hak ve yetkisi ile Kıbrıs’a gelmiştir. Bu harekâttan sonra hem Rum hem Türk tarafına barış, hem de Yunanistan’da demokrasi geri gelmiş, tüm tarafların lehine bir durum yaratılmıştır.
Barış harekâtı olmasaydı bu gün Filistin’de ve orta doğuda yaşanan facialar gibi uzun süre daha facialar devam edebilirdi. Buna engel olan ve her iki topluma da barış getiren ve Kıbrıs’ta o tarihten beri çatışmaları durduran bir harekettir.
Bunun kıymetini bilerek, geleceğimizin bu ülkede barış ve huzur içinde yaşama ve kalkınması, her alanda gelişmesi ve her iki halk Türk-Rum arasındaki diyaloğun artırılarak sürdürülmesi için de şimdi Liderliklere düşen görev, bu yönde irade göstermeleridir. Şiddetin kötülüklerini saymaya gerek yok. Eski çatışma dönemlerine dönmek aklı başında hiç kimsenin istemediği ve isteyemeyeceği, hatta hatırlandığında bile insanı dehşete düşüren vahşi bir düşünce ve harekettir. Bu gün orta doğuda yaşanan kontrolsüz şiddet ve acıların ülkemizde yaşanmaması için Kıbrıs Türk tarafı olarak Türkiye ile birlikte Liderliklerin ve her iki taraf halkının üzerine düşeni yapması ve huzur dolu medeni bir dünya düzeni içinde yaşama arzusu olan halkımıza, bu ortamın sağlanması en önde gelen hedeflerden olması gerekir. Kıbrıs Türk halkının, halâ uluslararası camianın uyguladığı haksızlığa tabi olarak hak ve hukuku engellenmektedir. Türk halkı eşitlik temelinde bir çözümü istemektedir. Geçmişe bağlı yaşamamak ancak geleceği tesis ederken, acı günlere dönmemek adına önlem almak, rehberimiz olmalıdır. Güvenlik ve garantörlük konuları Türklerin vazgeçemeyeceği koşullardır. Kıbrıs konusu çözümünün, Kıbrıs’la beraber doğu Akdeniz’de barış ve huzurun sağlanması, Türkiye ile Yunanistan arasındaki güç dengelerinin korunması, ekonomik iş birliği ve kalkınmanın temini, bu ülkeler ve bölge halklarının refahının artmasına, büyük ölçüde yardımcı olacağı kuşkusuzdur.
Bu gün biz de içteki aksaklıklarımızı ve eksikliklerimizi, hatalarımızı görerek, özellikle yönetim kademelerinde yıllardan beri yaşanmakta olan şahsi kavgalardan ve şahsi menfaat sağlama uğruna toplumu bölüp parçalayan zihniyetlerden ve yönetim tarzından uzaklaşarak, elimizdeki nimetleri, imkânları ve mesaiyi toplum yararına kullanarak, tüm halkımızın ve ülkemizin geleceğini güzel temeller üzerinde yüceltmek, hepimizin ve öncelikle Yöneticilerin elindedir. Kısır düşünce çemberini kırarak, geniş bir dünya görüşü ile sorunları görmek ve çözmek zamanıdır.

Sonraki Haber

























