Neredeyse 20 senedir, 31 Aralık 1995’ten beri, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile gümrük birliği anlaşması var. Türkiye bu anlaşmayı yürürlüğe koyabilmek için üretim, gıda ve sağlık standartlarını AB kurallarına uygun hale getirecek gerekli ayarlamaları yapmış. Bununla kalmayıp diğer ülkelerden gelen malların bu kurallara uygun olarak üretilmiş olup olmadığını da kontrol ediyor. Çünkü Türkiye’ye bir malın girmesi gümrük birliği içindeki AB ülkelerine girmesi anlamına geliyor; Mersin Kapısı sadece Türkiye’nin değil AB’nin de kapısı gibi çalışıyor.
* * *
Buraya kadar her şey güzel, mantıklı ve makul: Türkiye’deki üreticiler AB standartlarında mal üretiyor. Bu ise Türk üreticilerin dünya piyasalarında, özellikle de AB pazarında sıkıntı ile karşılaşmaması anlamına geliyor. Bu standartlarda olmayan malları da içeriye sokmadığı için Türkiye’deki tüketiciler AB standartlarında mal tüketiyor.
* * *
Mantıklı olmayan ise Kıbrıslı Türklerin ürettikleri malların Mersin Kapısı’ndan içeriye girmekte zorluklarla karşılaşması; daha doğrusu, Kıbrıslı Türklerin AB standartlarına göre mal üretemiyor oldukları gerekçesi ile yıllardan beridir sorun yaşamaları. İşte bu anlaşılır gibi değil.
* * *
Burada bir parantez açıp şunu söyleyeyim. Yeşil Hat Tüzüğü Ticareti kapsamında olan patates ve balık satışları AB’nin sağlık kurallarına uygun üretilmedikleri için tüzük yürürlüğe girmesine rağmen başlarda yapılamadı. Fakat patates ve balık konusundaki sorunlar kısa bir sürede aşıldı. Diğer problemli bir ürün ise bal idi. İlk yapılan testlerde üretilen balların içinde AB standartlarına uygun olmayan miktarda sağlığa zararlı kimyasal maddeler çıkmıştı. Fakat AB’nin Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Kuzey Kıbrıs Arıcılar Birliği ile iş birliği yaparak sağladığı teknik ve finansal yardımlar ve eğitimler sonunda bal üretiminin de AB standartlarına uygun hale getirildiğini biliyoruz.
* * *
Demek ki AB, içtenlikle Kıbrıslı Türklerin mallarını satabildiklerini görmek istediğinden, gerekli teknik ve finansal yardımı sağlamış, hem de bunu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin çıkardığı engellere rağmen yapabilmiş. O zaman niye KKTC’nin maliye bakanı Sayın Mungan “Mersin Kapısı’nın kapalı olduğunu düşünmüyorum” deyip, “Türkiye ile Kuzey Kıbrıs’ın ilişkileri çok farklı ama Türkiye uluslararası kurallara uygun davranmak zorundadır. Türkiye için Kuzey Kıbrıs Türkü çok önemlidir ancak bazı uluslararası kuralları çiğnemesini de bekleyemeyiz” diye ekleyip, Türkiye’yi savunuyor?
* * *
Birincisi, gerçekten “Türkiye için Kuzey Kıbrıs Türkü çok önemli” ise niye Türkiye yardımcı olmuyor? Eğri oturup doğru konuşalım: Kıbrıs’ın kuzeyi zaten efektif olarak Türkiye değil mi? Türkiye niye adanın kuzeyindeki standartların da AB normlarına uygun hale getirilmesi için bir şey yapmamış? Diyelim başta, kendi gıda ve sağlık standartlarını AB kurallarına uygun hale getirirken adanın kuzeyini unuttu. Niye farkına varınca gerekeni yapmıyor? İkincisi, Türkiye ne zamandan beridir her şeyi, özellikle de Kıbrıs konusunda, uluslararası kurallara göre yapıyor?
* * *
Her devlet teorik olarak kendi ülke vatandaşlarının tümünün, pratikte ise etkili olan özel çıkar gruplarının çıkarlarını ileriye götürmeye çalışır. Bunu yaparken de “standartlara uymayan malları almıyoruz” argümanını bir korumacılık aracı olarak kullanabilir. Aynı şekilde bir devlet diğer bir devlete karşı bu ekonomik aracı politik bir silah olarak da kullanabilir. Mesela Ukrayna ve Rusya arasındaki ilişkiler ekşiyince, anında her iki ülke de “standartlara uymuyor” diyerek diğerinin mallarını gümrük kapılarından geri döndürdüler.
* * *
Özet olarak, Sayın Mungan’ın Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmak için söyledikleri pek inandırıcı şeyler değil. Eğer bir bakan veya başka bir yetkili Kıbrıslı Türklerin refahını en fazlalaştırmayı düşünüyorsa, o zaman ekonomi-politik açıdan daha savunulabilir argümanlar öne sürmeliler.
* * *

Önceki Haber
Sonraki Haber

























