Birini dinlerken enerjisiyle coşup sesimiz kısılana kadar bağırırken; diğerinin dinginliğinden besleniyoruz. Zaten biri rakı diğeri tekila kadını. Hayatı algılayış şekilleri de sanatçı bakış açısını yansıtır nitelikte; dolu dolu… Özge Fışkın ve Jehan Barbur, özel birer müzisyen oldukları kadar çok da özel kadınlar. Röportajlarını okuduğunuzda neden böyle dediğimizi eminiz daha da iyi anlayacaksınız. Peki eğlence hayatına yön veren bu kadınlar kendileri nasıl eğleniyor, nerelere gidiyor, kimleri dinliyorlar? Müziği onların kelimelerinden dinledik; haklarında bilmediğimiz pek çok şeyi keşfettik.
.jpg)
“Sahnedeyken, olmak istediğim başka hiçbir yer yok.”
Özge Fışkın: Eğlenceli müziği ve sahnedeki performansıyla ayrı bir yere koyduğumuz Özge Fışkın, “Ben müziği her zaman insana güç veren, yalnız bırakmayan, zamanı unutturan, hayatı daha yaşanılır kılan vefalı bir dost olarak gördüm” diyor.
Albüm başarınızı ayrı tutuyorum; bir de canlı olarak sergilediğiniz inanılmaz başarılı bir sahne performansınız var. Performansınızın bu kadar iyi olmasını neye bağlıyorsunuz?
Ö.F: Benim yaptığım müziğe sımsıkı tutunup, bana inanan çok kıymetli bir dinleyici kitlem var. Aramızdaki bağ çok gerçek, bunda yıllardır yaptığım canlı performansların katkısı çok büyük elbette. Sadece kendim için şarkı söylemiyorum. Dinleyiciyle ortak bir noktada buluşmak için her zaman gayret ediyorum. Kendi yazdığım şarkıların dışında repertuvarımda başka müzisyenlerin sevdiğim şarkıları da oluyor. Ve çok çalışıp, yenilenmek, farklı şeyler denemek bu performansı enerjik tutuyor sanırım.
Neden müzik?
Ö.F: Ben karakter olarak dışa vurumcu biriyim. İçimde hep kaynayan bir durum var. Çocukluğumda belki biraz dikkat çekmek, takdir görmek güdüsüyle başlayıp, sonrasında da hayatımın merkezi oldu müzik. Müzik dinlerken ve yaparken kendimden biraz kurtulabiliyorum. İçimde tutmak istemediğim, ulu orta söyleyemediğim iyi ya da kötü her türlü duyguyu dışa vurmak iyi geliyor.
Bu enerjinin kaynağı ne?
Ö.F: Ben hayatımın büyük bir kısmını kendimle uğraşarak geçirdim. Yararını görmekle birlikte yaş aldıkça bunun bir sonu olmadığını da fark ettim. O nedenle mümkün oldukça her anın değerini bilmeye çalışıyorum, kendimi de bazen çok ciddiye almıyorum; yapabildiğim kadar elbette. Sahnedeyken zaten olmak istediğim başka hiçbir yer yok… O nedenle enerjim hep yüksek. Dinleyici ile o bağı kurmak için bu enerji şart bence.
Yeni projeleriniz neler?
Ö.F: Yeni şarkılar kaydediyoruz. Hepsini aynı anda harmanlayan bugünlerde, biri diğerini besliyor çünkü. Proje dünyasında yaşamak biraz yorucu ama aklımda uçuşan birtakım yeni fikirler var.
Şarkılarınızla, müziğe ciddi anlamda katkı sağlıyorsunuz. Öyle ki insanların albüm almayı bıraktığı şu günlerde herkes sizin şarkılarınızı konuşuyor, sosyal medyada paylaşıyor. Bu başarı nasıl oluştu? Nelerden beslendi?
J.B: Eğer gerçekten öyleyse, ne mutlu bana. Ben yazdığım şarkıların bir derdi olsun istedim. Daha doğrusu, bu şarkıları yazdıktan sonra anladım ki, söyleyecek bir şeylerim vardı ve onları anlatmışım. Yani, sırf şarkı yazmak için ya da piyasada tutar mı tutmaz mı davası uğruna dökülmedi bunlar içimden. Bir nevi konuşma ihtiyacı… Yani olma derdinden değil, yaşayabilmek için nefes almaya gayretten. Bir yerden beslenmiyorlar; hayatımın aslılar.
Geçmiş albümlerinize baktığınızda, hoşunuza gitmeyen şeyler oluyor mu?
J.B: Her şarkı yazıldığı dönemin anlatısı… Oları başka ‘ben’ler yazdı. Bugünkü Jehan’ın, eskisinin üzerinde bir söz hakkı yahut eleştirisi olamaz; olmamalı. Teknik olarak, yani kayıt ve düzenleme anlamında, kendimi sürekli eleştiriyorum. O eleştiri hiçbir zaman sonlanmaz. Sonlanmasın da… İçime sinmeyen belki tek bir şarkım var. Ama onu da söylemeyeyim. Onun da seveni var…
.jpg)
































